Giriş
07
Ocak
2009
EMEKLİLİK VE SAĞLIK GARANTİNİZDE CONİ'NİN, SALAMON'UN ELİNE GEÇERSE İŞİNİZ TAMAM! Yazdır E-posta
Yurtsever YURTTAŞ   
Pazartesi, 28 Nisan 2008

Yurtsever YURTTAŞİlk başlarda, İstanbul’un finans merkezi önemi vurgulanarak, bunun olabilmesi için, ulaşım, Telekom ve IT alt yapısını geliştirilmesi gerektiği, hayat kalitesinin artırılmasına ihtiyaç olduğu ve belediyelerin 40–50 yıllık perspektiflerle çalışması gerektiği söyleniyordu.

Bu konudaki tartışmaları hepimiz biliyoruz, Merkez bankasının İstanbul’a taşınması da kapatma davası ile beraber ağırlaşmakla beraber hala gündemde. Özel sektörün altyapı yatırımlarında ve büyük kredi ihtiyaçlarında kullanılan kamu kaynaklarının nereden geldiği ve bu kaynakların kimlerin çilesi ile yaratıldığı, battığı zaman oluşan açığında yine kimler tarafından kapatıldığı gözden kaçırılan, hatta sistemin ve çağın gereği olarak doğal kabul edilen bir olgudur.

      İşte bu noktada İstanbul’un finans merkezinin alt yapı finansmanının kimin cebinden çıkacağı da belli oluyor. Kamu harcamalarında tasarruf tedbirlerinden bahsedip, eğitimden bile tasarruf ederken, bu ve buna benzer harcamalarda tasarruf düşünülemez tabi çünkü böyük Türkiye olacağız. Bu harcamalardan dolayı da, dolaylı ya da dolaysız vergiler gelmeyecek sanki millete. Gelse bile Türkiye ilerleyecek herkesin başına 10.000 dolar milli gelir düşecek ya şimdiden minnet borcumuz var beylere söylersek ayıp hatta suç olur. Peki, finans dünyası kendisi finans edemez mi bu yapılanmayı? Dedik ya ayıp yahu, adamlara söylenir mi bu, Adamlar hepimizin başına 10.000 – 20.000 dolar düşsün diye çalışıp helak oluyorlar ayıp olur vallahi.

      Bu söylemlere bakıp millet için yapılan sağlık reformu, mezarda emeklilik, minik zamlar vs. uygulamaları düşününce, anlaşılan millete harcamayı falan kesin, kamu gelirlerini de sadece borç faizlerine, finans dünyasının önünü açacak konulara ve alt yapısına harcayın deniyor.  Halkı tüketici ve ucuz emek olarak hazırlayın, reel sektör ve finans dünyasına teslim edin deniyor ve birileri buna uyuyor. Hakikaten kamu niye kitleri satıp sanayiden filan elini çekmek ve özel sektöre devretmek zorundadır? Dahası niye vergiden muaf tutulan yabancı ve yerel sermaye kesiminin ihtiyaç duyduğu alt yapı yatırımlarını ve malum bir sürü  yükümlülüğü yüklenmek ve senelerdir sıkıntılar pahasına milletin vergileriyle oluşan bütçeden karşılamak zorundadır? Evet, neden bunların olabilmesi için hep millet fedakârlık edip kemer sıkmak zorundadır? Senelerin batık kredi ve teşvikleri kimlere yüklendi ve son zamanlarda, Özel sektörün 120 – 130.000.000.000 Dolara çıkan dış borcunun ne kadarı bu Milletin kefaletinde, ne kadarı iç borçlandırma yoluyla bu Milletin borcu olmuştur ve bu paralar nerelere harcanmaktadır?

      Bilindiği gibi ekonomi düzelecek bahanesi ile yapılan harcamaların ve Enflasyonist politikaların faturalarının, senelerdir Kamunun cebinden çıktığı bir gerçektir. Bu olgu kendimizi aldatmadan incelenirse, ekonomiyi düzeltmenin karşılığında; ekonomi düzelince piyasa istikrar kazanacak, kriz olmayacak, sizde taksitli harcamalar ve iki ucu yağlı kredi kartı bastonu ile huzur içinde yaşayacaksınız, yutturmacasın dan başka bir vaat olmadığı görülecektir. Bilindiği gibi ekonomi düzelecek bahanesi ile yapılan harcamalarla, ya da kamu kaynaklarının yağmalanması veya bu tarz yatırımlar sonucu ortaya çıkan açıkların, dolaylı ya da dolaysız vergilerle tekrar kamuya bindirildiği de bilinmektedir. Ayrıca, bütçeden ve GSMH den kimin ne pay aldığı kaynatılan bir kazandır. Bu bir tabudur ve bu konuya dokunmak bile kötü adam olmak için yeterli sebeptir.

    Bireysel emeklilik için televizyonlarda tanıtım teşvik çalışmaları sürüyor, özel emeklilik sistemlerini özendirerek, özelleştirmenin yolu döşeniyor. Güvenlik sistemlerinin emeklilere vermesi gereken maaş ve ödemeler, bilindiği gibi Devletin iç borcu olarak kabul edilmekte ve bu borçtan kurtulmak için planlar yapılmaktadır, işin aslı budur. Çıkarttıkları Sosyal güvenlik yasası, tahminimce; bireysel emeklilik sistemini üstlenecek yerel ve uluslar arası sermayenin uygun gördüğü biçim ve kapsamdadır, yani büyük ihtimalle beraber planladılar. Sosyal Güvenlik Reformu falan filan derken, bu süreçte özel bireysel emeklilik sistemleri de teşvik edilirse, yani emeklilik garantinizde özelleştirme yolu ile sermayenin hatta coni nin, salamon un eline geçerse, mezarın dışında yatacak yeriniz kalır mı bilmem. Bu arada lafı geçmiyor Muhalefet bu konuda da suskun ama Milli eğitimde bu tarafa gidiyor haberiniz olsun.

 Sosyal güvenlik kanunun iyi bir sonuca ulaşmasını bizde istiyoruz, çünkü önemli bir gereklilik olduğunu biliyoruz ama sosyal içeriğe önem verildiği ve bu özelleştirme niyetinden vaz geçildiği takdirde. Bu zihniyetin Ekonomi politik uygulamalarına bakılırsa, millete bir şey vermeye niyetleri yoktur. Esasında bence Bankacılık, Sağlık ve Sosyal güvenlik, Tarım, Enerji, Eğitim, Savunma gibi konular stratejik konular başlığı altında toplanması gerekmektedir. Çünkü başkaları tarafından eğitilmiş, yabancılara gırtlağına kadar borçlanmış, Gıda başta olmak üzere bütün ihtiyaçları yabancıların eline geçmiş olan bir halkla nereye gidilebilir ki? Bir süre sonra Milletmi kalır ortada, asker bulmak bile güçleşecektir, bazı planlarda bu yönde gözüküyor, yol yakınken bunları düşünmenin zamanıdır. Milletin geleceğini tehdit eden bir yola girildiğinde, bunu algılayacak ve engelleyecek tehdit algılama organları ve bir emniyet sübabı yok mudur Türkiye Cumhuriyeti Devletinde.

   Serbest piyasa ekonomisine tabiî ki karşı değiliz, çünkü hür teşebbüsün ve rekabetin yaratıcı ve üretken gücünün topluma faydasını inkâr edemeyiz ama bu sistematik gelişim tarihten gelen köleci zihniyetin devamı bir ücretli kölelik halini almamalıdır. ABD nin vahşi Kapitalizmine ve küreselleşme yönünde geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeleri bu yönde zorlamasına bakınca, bu görünüm, kuzey güney savaşlarında aslında güneylilerin kazandığı şüphesini yaratıyor bende. Bizde de İktidara gelen giden kadrolar halka hizmet iddiasında ise, bu konudaki tüketiciyi koruma falan filandan öte, sosyal yapıyı önemseyip insan hakları bazında ele almalı, bunun hukuki alt yapısını oluşturarak, devlet kurumlarını egemenlerin keyfiyetini değil, bireyin haklarını güvenceye alan bir temelde teşkilatlandırmalı ve bunu alenen ilan etmelidir. Böyle bir gelişim ve büyüme ön görülürken işin sosyal tarafı göz ardı edilemez. Bu işin sağı solu yoktur Milletin ve nesillerin bekası söz konusudur ve her şeyin, her bireysel çıkarın üstündedir. Milletimin sabit ücretli sabırlı fertleri, size bir şey soracağım. Hani şu kişi başına düşen milli gelir var ya, ( şimdilerde 7000 – 10.000-  dolar arası beyanlar var), üst kattaki bazı beyaz yakalar hariç, bu güne kadar başına bundan düşen ya da birinin başına düştüğünü gören varsa lütfen 155'i ve beni arasın.

Saygılarımla


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy
 
   
Zafer YÜCEL
Zafer YÜCEL Hasta hakları koca bir palavradır... Türkiye de senelerdir hemofili sorunu yaşanmaktadır. Birçok il’e yayılan mevcut hasta sayısının 3.500 ...
     
Gül KÜLCÜ
Gül KÜLCÜ KLAVYE KOMUTANLARI... Bugünlerde moda; Klavye başına geçen herkes komutan..! Hem de öyle böyle değil Genelkurmay Başka...