|

Birçok ağızdan seslendirilen '' pkk faaliyeti parlamentoda sürdürsün '' sözleri lâfebeliğidir. Çünkü pkk, DTP aracılığı ile zaten parlamentodadır ve kendi hedefine yönelik siyaset yapmaktadır.
''Eve dönüş'' sloganları kulağa hoş geliyor, insani olarak güzel olabilir ama böyle olduğu takdirde, fikirleri değişse bile, ovaya inen senelerce dağlarda gezmiş onca adam ne iş yapacaktır ve toplum içine nasıl karışacaktır. Deniyorki pkk dağdan insin, bunu söyleyenlerin samimi olduğuna inanmıyorum çünkü pkk sadece Türk vatandaşlarından oluşmuyor, bu Kürdistan iddialarına göre Türkiye, Suriye, İran ve Irak kürtleri var. Hadi Türkiye'dekiler indi, öbürleri ne olacak, onlarında o ülkelerle hesabı var, diyorlarki siz sömürgecisiniz, yani bu mesele basit değil ve bir bütün gerisi numara. Bunu sadece Türkiye içindeki Demokrasi sorunu olarak sunmak, insanları aptal yerine koymaktan başka bir şey değildir. Hadi oldu diyelim, senelerce dağda bu nefret ve eğitimle yaşamış insanlar bu olguya nasıl yaklaşır acaba, ay ne iyi ettiniz deyip kaynaşıverecekmiyiz bu nasıl hayaldir. Altta kalanın canı çıksın bir kavganın altında kim kalacaktır, böyle bir oluşumda toplumsal huzurmu kalır. Bu olgu önemli bir sosyolojik vaka olacaktır. Birçok kültürel ve meşru ekonomik çatışma ve oluşumun yanı sıra, büyük ihtimalle birçok yeni çetede oluşacak, suç artacak, gayrimeşru alanda canlanma yaşanacaktır. pkknın Kaçakçılık ve uyuşturucu ticareti ovada nereye sığdırılacaktır. Firmalaşıp Ekonomimize mi kazandırılacaktır. Her şeyde olduğu gibi, yine böyle bir olguya ön hazırlık çalışmaları yapılmadan karakucak gidilirse, toplumumuzu çok zor günlerin beklediğini var sayabiliriz. Dikkatinizi çekerim, bir süredir Türkiye’de sokak eylemleri ortaya çıkmakta, İsveç Kürt Enstitüsünde eğitim gören militanlar sivil toplum örgütleri kurmakta. Toplumumuzda her kesimin sorunları varken, sanki bir Kürt meselesi varmış ve sadece Kürtler eziliyormuş gibi lanse edilerek ağır ağır bazı senaryolar gerçeğe çevrilmekte. Kürt dili eğitimi çalışmaları Kürt vatandaşlarımızın ilgisizliğine rağmen uzun süredir dayatılmaktadır. AB den makamları malum bir sürü zevatın Diyarbakır Seyahatleri, eylem ve söylemleri ortadadır, şunlar bana da bir uğrasa da başıma açtıkları sıkıntıları anlatsam. Madem insanları o kadar seviyor, kurtarmaya çalışıyorlar da, niye geri kalmış veya gelişmekte olan ülke halkları kendi kaynaklarına sahip olamıyor, bu halkların bebekleri bile sıkıntıya düşüyor? Eskiden beri niye benim bu çilekeş vatandaşlarımın üstüne basıp geçerek, Patrikhaneden ve Diyarbakır dan insanlık nutukları atmaktadırlar? pkk Ovaya inince bütün bunlar bitecek midir? Anlamak mümkün değil! Esasında Anadolu da Kürt kardeşlerimiz, diğer halklardan ayrıştırılmaya çalışılsa bile ayrışamaz, durumları başka halklarla aynıdır, Kürtlerin ne kadar Kürt olduğu da genetik araştırma konusudur. Esas çoğunluk olan biz Türkler, Mustafa Kemal Atatürk ün, "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" sözünü öne çıkarıp, ırkçı yaklaşım sergilemez ve Kürt kızları ile evlenirken, bir kısım Kürtlerin nüfus artışları ile övünüp, dışarı kız vermemeleri ve başka halklarla karışmış Kürtleri asimile olmakla suçlayıp, saflaştırmaya çalışmaları dikkat çekicidir. Böyle ırkçı bir tavır izlemeleri düşündürücüdür, insanlık havarisi ABD ve AB de süslü laflarla bu çabaları desteklemektedir. Kürdistan, Türkistan derken insanları ayırmadan sevip karışanlara da, Kırmanistan mı kurduracaklar, kendi ülkelerindeki özgürlük yanlısı hareketleri ezen ve her yere özgürlük heykeli diken batılı egemenler.?Bu mesele sadece dağdaki pkk meselesi değil, bütün baskı grupları için, geniş bir sosyal, kültürel ve toplumsal kucaklaşmayı ve paylaşımı gerektirmektedir. Bu kucaklaşmada rant kavgasının kışkırttığı düşmanlıklar olmasa zaten toplumun bağrında kültüründe mevcuttur. Osmanlı İmparatorluk rejimi yıkılarak halkın iradesinin toplumu yönetmesi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinde yönetim şekli olarak benimsenince, Aşiret liderleri, Osmanlıda Anadolu’nun rantını paylaşan, diğer kesimler gibi, getirim kaygısına düşmüşlerdir. Çünkü Kemalizm Vatan Millet için fedakârlık esasına dayanmakta idi. Toprak reformu ve eğitim seferberliği gibi reformlar işlerine gelmemiştir. İngiliz ajanlarının hayallerini azdırarak kışkırttıkları şeyh Said meselesi, Musul meselesi derken çeşitli ihanetlerle savaşarak zar zor misakı milli sınırları çizilmiştir. Burdaki durum emperyalistlerin bu bölgede ve orta doğudaki faaliyetleriyle direk ilişkilidir. Osmanlı devlet düzeni içinden beri başka kesimlerdede olduğu gibi, rant paylaşımı kavgasına düşen ve elde etmek için mücadele eden aşiret ileri gelenlerinin, çeşitli çıkar kaygıları ve çatışmaları emperyalistlerin işine hep yaramış ve bu günkü durumu yaratmıştır. Bilindiği gibi Tarihte bu gibi bölünme ve çatışmaların geniş halk kitlelerine fayda sağlamadığı, aksine felaket ve yıkımlar getirdiği bir gerçektir. Bütün halklar gibi kuzey ıraktaki Kürt insanının da kaderi bellidir aslında. Bir devlet kurulsa bile Kürtlerin alt tabakalarına yarayıp yaramayacağı şüphelidir. Büyük ihtimalle 465 Ytl ye denk gelen Dolar karşılığına çalışacaklardır, tabii petrol ve çıkar hesapları bölgedeki halkların nefretlerini toplayıp ileri gelenlerin başını yemezse. Çünkü Mustafa Kemalin halkçı ve çoğulcu tavrı bu oluşumdada yoktur, ileri gelenleri, daha şimdiden KOMPRADORLAŞMIŞLARDIR. Bu oluşum Emperyalistlerin desteğinde gelişen ve onların çıkarına çalışacak bir seyir izlemektedir. Sanki senelerdir bütün Türkler Rantı paylaşmış yemişte Kürtler ezilmiş gibi bir hava yaratılıyor, ABD ve AB de bunu destekliyor. Yahu yemeyin bizi, bütün geri kalmış yada gelişmekte olan ülke halkları hepimiz perişanız bu bencillikler ve küresel sermaye karşısında, sizin uyanıklar bizim uyanıklar, onların uyanıklar bir oldu hepimizi yedi, bunu anlamayan ya aptaldır, yada oda uyanık. Birileride malı götürmek için, insanların hayatlarını bitirip türlü planlar yapıyor, Demokrasi palavraları içinde, üstüne oturdukları petrol gelirinden çilekeş Kürt halkına koklatıp, uluslararası emperyalist çıkar odakları ile beraber yağlı bir ekonomik sofradan iyi bir pay koparmak gibi, pekte etik olmayan bir davranış sergilemektedirler. Bu planların, Kuzey ırak Kürt halkına ve bölge halklarına faydası değil zararı vardır. Egoist zihniyetlerin başımıza açtığı sorunlar yüzünden, Milletin cebinde kuruşu yok, emekliler maaşlarına bakıp kahrolmaktalar. Bu çevrelerin heyecanla azim ve hırsla gerçekleştirmeye çalıştıkları bu büyük Kürdistan megoloideasının, Kürt halkında karşılığı var mı acaba? Hiçte yoktur, Türk ulusunu oluşturan bütün halklarla beraber, ekonomik ve sosyal sıkıntılarının çözümü ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİBİ güçlü bir devletin vatandaşlık haklarından faydalanarak, refah ve barış isteyen Kürt halkının hiçte böyle maceralara hevesi yoktur. Çoğunluk Kürt aşiretlerinin görüşünün bu olduğu ve bu konuda Özalın başını çektiği çalışmalar olduğu bilinen bir gerçektir. Bu ülkede ''ne mutlu Türküm diyene''Kavramı herkesin kafasında yer etmiştir. Bu işten çıkarı olanların bu hayali Kürt halkına yutturmayı başaramadıkları ortadadır. Bu heves, başkenti Kerkük olan bir devlet içinde, Küresel sermayeyle birlikte trilyonları götürmeyi hedefleyen bir avuç teşkilatçının hedefidir. Türk ulusu içinde kaynaşmış ve mutlu olan, kürt denilen ve her meslekte, her görevde, her makamda, her sektörde, var olan bu kardeşlerimizi asimile gösteren bu zihniyet, hem Türkiyenin kaynaklarından beslenmekte hemde büyük Kürt Devleti hayallerini uzun süredir işlemektedir. Bu hayal bir sürü insanın hayatına mal olmuş, bir sürü kandırılmış anadolu çocuğuda dağlarda boşu boşuna ölmüş sürünmüştür. Dağa çıkarılan Kürt kızlarının dramı ise başlı başına inceleme konusudur. İngiliz bağlantısı ile yaratılıp petrolün üstüne oturmuş saltanat süren bir kaç Arap hanedanı ve ailenin dışında, hangi Arap fellahı Dünya zengini olmuştur. Arap halkları şu ya da bu şekilde hala bebekleri ile beraber ölüyor sürünüyor. TÜRKİYE CUMHURİYETİ Devletinin çıkarları ve güvenliğini hedef alan tehdide rağmen, Tehdit kaynağının TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN kaynak ve imkânlarından beslenmesi de çok gariptir. Bu Ulusun çıkarları ile, işbirliği yapmak zorunda olunan dış çıkar gruplarının beklentileri arasındaki çelişkinin, açık göstergesidir. Meşhur bir hikâye vardır; Aynı zamanda iyi dost olan iki ortağa hediye yumurta gelmiş. Ortağın biri öbürüne, yumurta geldi ayırdım, seninki buzdolabında yukarda demiş. Diğer ortak bakmış kendi yumurtaları ortağının yumurtalarından küçük ve ortaklık bitmiş… Yani çözülmesi gereken esas mesele bu egoistlik aslında, gücü elinde tutanlar sorunlara bunu temel alarak yaklaşırlarsa insanlar barışı yakalar. En önemlisi insanlık bu ilkel duygulardan arınmadıkça ortaçağ bitmeyecektir. Medeni insan profili, bu arınma ile başlayacaktır aslında. Biz mahallede aç varsa uyuyamayanlardanız. Bu işlerin çözümü, Sosyal devlet, sosyal adalet ve sevgi saygı kavramlarında yatmaktadır, tabii özde ve samimi. Bunu tekrar tekrar söyleyeceğim! ''Mustafa Kemal Milleti ile kol kola giren içimizden bir kahramandır.'' İnsanlık onurunu Türk Milletinin içine işlediği gibi dünya halklarına da örnek olmuştur. Liboşların çok eleştirdiği Devletçiliğide Milleti sömüren uyanıkları engelleme ve milletin ve nesillerin haklarını koruma kaygısından gelir. Son zamanlarda sosyal devletin varlıklarını satıp savıp milletin nasıl üç kuruşa muhtaç bırakıldığıda, bu kaygılarında ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerin Mustafa Kemali sevmemesinin sebebi ne olsa gerek. Tam buraları ele geçirdik, varlıkları ve malları elimizde derken, Milleti ile kol kola giren bu büyük Lider heveslerini kursaklarında bıraktı. Bu Kahraman, barbar olarak niteledikleri Milletin, üstün özelliklerini açığa çıkardı ve bilimin temellerinin onlara nerelerden geldiğini hatırlattı. Milli bilince sahip, fikri hür vicdanı hür iç dinamikleri oluşturan bu nesil Mustafa kemalin insanlık onurunu aşıladığı, ‘’fikri hür vicdanı hür’’ sözü ile özetlediği kavramı iyi özümsemiş ve bu yüzden asla köleleşemeyecek bireylerden oluşmaktadır. İşine gelmeyenler bunu görmek istemezler. Kürdistan ve Bop projelerinin hamisi ABD merkezli, Fethullah Hoca destekli, içimizdeki malum güçlerle birlikte, şu sıralarda çok konuşulan ılımlı İslam federasyonu planları bir gerçektir, ‘sloganı da ‘’Geriye dönüş yok’’ dur. Fakat bu hedefe ulaşılmaları, Türk milleti Mustafa Kemalin temellerini attığı bu sağlam kurumlar ve askeri sivil bürokratlara sahipken mümkün değildir. Ulusal birliğimiz en büyük gücümüzdür uzun süredir bunu bozma çabaları yoğun olarak sürmektedir, içimizde bunu göremeyecek kafalar köleliğe mahkûmdur. ‘’Ne mutlu Türküm diyene’’ Saygılarımla
|