• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
18
Mayıs
2008
Anasayfa arrow Yazarlarımız arrow Açıkları ekonomi politikalarında yatmaktadır!
Yazdır E-posta
Yurtsever Yurttaş   
Perşembe, 06 Mart 2008

Bildiğiniz gibi bu türban konusunda bir özgürleşme talebi var.

Ne olarak adlandırıldığı önemli değil aslında, İster bu görüşte olsun, ister liberal olsun, ister başka bir adla anılsın bunların hepsi aynı esasında.

Bu çevreler ATATÜRK sonrası CHP içinde başlayan dörtlü takrirden beri, Atatürk devrimlerinin bütün ilkelerine, bütün değerlerine savaş açtılar. Bu çevreler, bütün ATATÜRK devrimlerine olduğu gibi, Medeni kanunla hakları güvenceye alınan kadına verilen özgürlüklere de tepeden inme demektedirler. Özgürlükler Anadolu nun Müslüman kadınına zorla dayatıldı diyorlar, yani Müslüman kadın o zamana kadar dinini yaşamakta özgürmüş, devrimlerle esaret başlamış. Yani iddia 12 Eylülle sınırlı değildir, senelerdir biteviye verilen gizli mesaj böyledir.

    O sıradaki sefil şartları ve okuryazarlık durumunu, Kadının toplumdaki konumunu ve nasıl ezildiğini, sokağa ızgara arkasından bakan, erkek görünce arkasını dönüp yere oturan kadın veya ızgara arkasında gördüğü karaltıya bıyık büken erkek imajını gizleyerek, Mustafa kemali Müslümanlığa darbe vurmakla suçluyorlar, iddianın aslı budur. ATATÜRK sonrası CHP içinde başlayan dörtlü takrirden beri, Anadolu rant çevrelerinin katkıları ile gelinen yozlaşmayı ve sosyal adaletsizliği Kemalizm’in suçu gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Buradan hareketle, uzun süredir beklentileri sonucu destek verdikleri ve beraber çalıştıkları liberal çevrelerden ayrışarak, çeşitli iç ve dış beklentileri iyi hesaplamış, halkla ilişkileri çok iyi kullanmış ve zaten Ekonomipolitik anlayışlarında farklılık bulunmayan liberalleri bünyelerine toplamışlardır. 

   Türk Milletinin esarete karşı verdiği Kurtuluş savaşı ile kazanılan zafer ve özgürlük sevincinin getirdiği motivasyon, bu kesimlerin o sırada sinmesine sebep olmuştur. Çağdaşlaşma temelinde ve çeşitli devrimlerle ivmelenen motivasyon, Eğitim ve kültür seferberliği ile hız kazanmış ve Osmanlının karmaşık toplumsal yapısından, çağdaşlaşma hareketi ile dönüşüm sürecine giren toplumda, tahsilli tahsilsiz ayrımının itici gücü belirginleşmiştir. Atatürk ün ölümünden sonraki süreç içinde, siyasi ve ekonomik rant paylaşım kavgaları sonucu oluşan, tarikat destekli çarpık kapitalist sistemin çıkar ilişkileri, eğitim seferberliğinin ve sosyal devlet yapılanmasını dışlayarak toplumsal sınıflar oluşturmuş, bu hengamede oluşan alt sınıflar, ucuz emek durumuna indirgenerek hem ekonomik hem kültürel olarak ezilmiştir. Bu hiyerarşik oluşumda, hem ekonomik imkânsızlıklar, hem eğitimsizlik, ezilen insanların devinim ve gelişim özgürlüğünü elinden alıp, kendilerini gerçekleştirme imkânlarını tıkamıştır. İşte bu olgu, sisteme alternatif İslami devrim olgusunu işlemeye hazır karşı devrimci güçlerin ihtiyacı olan hakları savunulacak ezilen halklar alt yapısını oluşturmuştur. Bu sosyolojik olgu iyi incelenirse, ideolojik bir karşı devrim sürecinin yarattığı sosyal adaletsizliğin, bir diğer ideolojinin karşı devrim için ihtiyaç duyduğu altyapının oluşmasına nasıl sebep olduğu görülecektir.

    Kurtuluş savaşı ve Kemalist devrimler sürecinin getirdiği kazanımları ve motivasyonu söndürüp dönüştürenler, ucu başı belirsiz çarpık kapitalist ilişkiler içinde, batı lehine temelsiz siyasetler izleyip, sosyal devlet yapısını, siyaset, tarikat, ticaret ilişkilerine kurban etmişlerdir. Bu ekonomi politik sürecin yarattığı elit sınıf, şu sıralarda uluslar arası sermayeye eklemlenmektedir. Tabi bunları söylerken vatansever ve çıkarları için ilkelerinden ödün vermeyen, milletini sömürmeyen cesur, dürüst vatan evlatlarını ve Türkiye Cumhuriyetinin emniyet sübabı olan, değerli Askeri ve sivil Bürokratları tenzih ediyorum. 

    Benim Anadolu'da Kobiler le işlerim oldu, uzun süre çalıştım. Anadolu halkını tanırım ve çok inceleme yaptım, Kısaca söyleyeyim karşınızdaki güçler, bilindiği gibi alt yapılarını çeşitli tarikatların içinden gelen Anadolu esnafının oluşturduğu Kobi ler den almaktadır.  Toplumsal alt yapılarında Osmanlının derinliklerinden beri kök salmış dini cemaatlerin içinden gelen Anadolu esnafı, ( şimdilerde Kobi ler ) bulunmaktadır.  1950'lerden sonra Anadolu’nun, İstanbul ve Çukurova sermayesinin paylaştığı rantın dan yeterli payı alamayan bu kesim, milli görüşün temelini oluşturmuş, Nizam Partisinden başlayarak, çeşitli uzlaşma ve ittifaklarla hareketi adım, adım bu günkü aşamaya taşımıştır. Sonuç olarak istedikleri payı hatta daha fazlasını alacak güce ulaşmış durumdadırlar. Anadolu'da halkın nasıl cahil bırakıldığı ve bastırıldığını anlamak için, taşrada halkın o illerin sermaye sahiplerinin yanında işçi olarak çok yetersiz ücretlerle çalıştığını, bırakın kitap okumayı, ayın sonunu zor getirdiğini hatta getiremediğini iyi anlamak gerekir.    

   Bu insanların televizyon antenleri bile yetersizdir. Yeterli olabilse bile TV seyredecek zamanları bile yoktur. Televizyonlardaki ateşli konuşmalar Anadolunun her yerindeki insanlara ulaşmamaktadır. Varlıklı kesimin çanakları vardır, belediye çanakları ise belli ellerdedir. Çorum'da Kayseri'de v.s. illerde kalanlar namaz zamanlarında ezan okunduğu zaman sokaklarda evlerinden çıkanların nasıl akın, akın camiye aktığını iyi bilirler. Mahalle baskısı had safhadadır, Ramazanda yiyecek satan hiçbir yer bulamasınız, sokakta bir şey yemek ‘’sokak ortasında oruç yemek’’ büyük tepki sebebidir. Aileler tarikat bağlantıları ile misafirliklere giderler ve dini sohbetler yapılır. Haber alma kaynakları işyerleri, kahveler ve buralardır. Cemaatleri, Dernekleri, Vakıfları, vs sivil toplum örgütleri bazı cemaat evleri malumdur. Bu yüzden Halkın sosyal ilişkilerini bu gibi çeşitli organizasyonlarla geliştirmek ve kitleleri yönlendirmek çok kolaydır. Çünkü kitleler senelerdir ekonomik sıkıntılar içinde çıkış aramaktadır ve hiçbir yerden destekleri yoktur, alt yapılarında ise içlerinde zaman içinde bedavadan yer etmiş dinleri vardır. Bu yüzden bu sıkıntılar içinde dört elle dine sarılırlar, bu aşamada sığındıkları ve güvendikleri Allah tır, fakat tabiî ki beşeri yapılanmalar içinde, Allahın adaletine olan güvenin ve teslimiyetin, Allahın adını çok kullananların lehine gelişmesi kaçınılmazdır.

   Osmanlıdan beri Anadolu'da kökleşmiş tarikatların din bazında ne kadar zenginleştiğini ve organize olduklarını düşündüğümüzde, tarihte kök salmış dini cemaatlerin, duygusal olarak bu kadar hassas durumdaki insanları etkilemesi ve yönlendirmesinin, ne kadar kolay olduğu anlaşılacaktır. Sanki filmlerdeki gibi iyi polis kötü polis oyunu vardır, işyerlerinde ve toplumsal hiyerarşide aşağılanmayı yaşayan insanlar dini temelde güler yüz görür, fakat kimse durumlarını düzeltmez. Zaten onlarda ayrıntıları anlayamaz fazla karıştırmaz. Allaha sığınıp geleceğe umut besleyerek çok az bir yardımda minnettar kalırlar. Sosyal adaletsizlik sonucu halkın içine düştüğü zor şartlar, alt yapıdaki dini yapılanmaya avantaj sağlar, Atatürk devrimlerinin kazanımlarını yok etmek isteyenlere fırsat yaratır. Fakat bu kesimin desteği eskiden beri tek başına yeterli değildir, buda Sayın Erbakan’ın toparladığı oylara bakarak anlaşılabilir.

    Yine bilindiği gibi, AKPli beyin takımı bu altyapıya ek olarak, gülen cemaatinin desteği dâhil çeşitli iç ve dış beklentileri iyi hesaplamış ve halkla ilişkileri çok iyi kullanmıştır. Fakat önceden de söylediğim gibi, söz konusu iç ve dış bağlantılarının beklentilerini karşılama imkânlarının ne kadar sürdürülebilir olduğu şüphelidir. Çünkü hem çıkar guruplarının beklentilerinin birbiri ile çelişmesi, hem de izledikleri ekonomik, politik ve ideolojik hedefin, hem bu çıkar guruplarının hem de Türkiye yi yöneten güçlü iç dinamiklerin beklentileri ile çelişmesinden dolayı şüpheli hatta ‘’takiye’’ siz imkânsızdır.

    Görüldüğü gibi, Medeniyetler ittifakının içindende çıka çıka Türban çıktı, bizim kırk yıllık Türkçülerimizde Nihal Adsızın kemiklerini sızlatacak şekilde konuya bütünleşti. Söylediğim gibi bu türban konusunda kimsenin kapanarak nasıl özgürleşebilineceğini anlayamadığı bir özgürleşme talebi var. Ne özgürlüğüymüş bu, bu konunun aslına dönülse ve bu işin simsarları elini çekse çözülür bu mesele, ayrıca hangimiz özgürüz ki bu ekonomik ilişkiler ortamında, Üniversitelerdeki tek sorun bumu yani? Bilindiği gibi önümüzde çözülmesi gereken vahim konular bulunmaktadır. Ekonomik özgürlüğü yoksa nasıl özgür olabilir ki insan, eğer türban takmak bunu çözüyorsa hemen hepimiz takalım.

    Bunlar o kadar numaracılar ki, TESEDDÜRÜ DE değiştirdiler, sürmeli gözlü ince belli, mankenlerden seksi kızlar, Osmanlı sultanları gibi her yerde arzı endam eylemektedirler. Teseddür bu mudur sizce? TESEDDÜR kadını daha seksi hale getirmek için değil, cazibesini kapatmak içindir benim bildiğim. Bunların ileri gelenleri açıkça bunun geçiş dönemi olduğunu söylemiyorlar mıydı? Hasan Hüseyin Ceylan ve Şevki Yılmazın sözleri hala kulaklarımda, açıkça kadınların yeri evidir diyorlardı. Anadolu’da dolaşın ve sohbet arası vatandaşlara eşiniz çalışıyor mu diye sorunuz, alacağınız cevap; bizde kadın çalışmaz ağabey olacaktır, bu cevap hepimizin alışık olduğu kanıksadığı bir cevaptır aslında. Bu türban meselesinin geçiş dönemi olduğunu, bütün yalanlara ve kandırmacalara rağmen hepimiz biliyoruz, peki bu kızlar ilerde çarşafların, burkaların altına gireceklerini bilmiyorlar mı?

   Bildiğiniz gibi bu türban konusunda bir özgürleşme talebi var. Bu konu çok yönlü kullanılan girift bir konu aslında, bunun için biraz geçmişe gitmek lazım . Fazlada geriye gitmeye de gerek yok, Milli görüşçülerin örgüt faaliyetlerinde olduğu gibi, Refah yol hükümetinin geldiği seçim çalışmalarında da kızlı erkekli propaganda çalışmaları, o seçimlerdeki en büyük motivasyon araçlarıydı. Bu teşkilatın birçok eyleminde, kızlı erkekli hareket edilerek şen şakrak eylem yürütülürdü, bu günde bu yöntemin oluşturduğu motivasyon sürmekte ve kullanılmaktadır. Bu mesele mağdur edilen kızlarımızın masum hak arama çabaları gibi gösterilmekle beraber, bu tarz örgütlenme ve faaliyetlerde alt yapı ve ciddi finans gerekmektedir, böyle bir teşkilatlanma ve eylemlerin alt yapısının, nereden finanse edildiğini de kimse sormamaktadır. Bir vatandaşın haksızlığa uğraması halinde, bırakın böyle senelerce sürdürmeyi, dilekçe vermesi dava açması bile çok zor ve verilen üç kuruş maaş ile büyük külfetken, senelerce süren ve gittikçe büyüyen bu örgütlenme ve faaliyetlerin nereden ve nasıl finanse edildiği merak konusudur.

   Bilindiği gibi Teseddür modası diye bir şey var, bu olgu da bu yapılanmada özendirme niteliği taşımakta ve sadece yurt içinde değil yurtdışındada etkin kullanılmaktadır. Bu moda olgusu, aslında İslamiyet’in özündeki örtünme kavramı ile çelişmektedir fakat siyasi İslam’ın ileri gelenleri, bu özendirme sebebi ile bu olguya bu aşamada ses çıkarmamakta teşvik etmektedir. Eğer bu konu gündeme taşınıp tartışmaya açılırsa, dikkatlerden kaçırdıkları türban meselesinin geçiş dönemi olduğu gerçeği ortaya çıkacak bu da bu teşkilatlanmanın başını çeken Şulebaş liderlerin oyununu bozacaktır. Bu gerçek vurgulandığı takdirde, bu kızların hiçbiri, cazibelerini örten tek tip ya da estetik olmayan, sürmesiz, silik kıyafeti benimsemeyecektir. Bu gerçek mütedeyyin Müslümanları etkilemeyecek fakat militan yapılanma ve özendirme çalışmalarını en azından yavaşlatacaktır. Örgüt ideolojik hedef için fedakârlık istese bile, bu olgu bu işin ömür eğrisini ciddi etkileyecektir.

   Ortalıkta palavradan geçilmiyor, millet sürünüyor umursayan yok. Bu ispanya çıkışı daha geniş bir stratejinin sadece çıkışıdır. Enerji politikaları, İç ve dış borçlanma, cari açık ve sıcak para hareketleri vahim bir tablo sergilemektedir. Bilindiği gibi özelleştirmeyle Türkiye’yi kurtarma palavraları ile Kamu kuşa döndürülmüş, özel sektörün dış borçlarına kefil edilmiştir. Dış borç alan özel sektör devlete iç borç vermektedir. Bilindiği gibi iç borçlanmada vahim düzeydedir. Cari açık ve Kamu varlıkları satılarak ödenen kamu dış borcu yeniden gittikçe artacaktır. Şu anda yabancılara satılan bankalara borçlanan  ve her ihtiyacı dışa bağımlı olan vatandaşın kaderi kimlerin ellerindedir? Adı Reform olan fakat Türk halkına yaramayan tavizlerin bizi nereye götüreceği malumdur. Dahası ABD kaynaklı kriz dalgası her an üzerimizden geçebilir.

   pkkyı siyasallaştırma çabaları sürmektedir, vakıflar kanunu geçmiş ve gündemdedir, vatan toprakları satılmaktadır. Özelleştirme yolu ile kamu varlıkları el değiştirmiştir, mallar burada bir yere götüremezler demektedirler, zaten götürmeyi değil bölüp paylaşmayı düşünüyorlar. Sosyal Güvenlik Reformu falan filan derken, bu süreçte özel emeklilik sistemleri teşvik edileceği kesindir, giderek Milletin emeklilik ve sağlık garantisi de özelleştirme yolu ile sermayenin hatta yabancıların eline geçebilecektir. Bu arada sessizce Milli eğitiminde bu tarafa gideceği kesindir. Enerji dışa bağlı, ekonomi öyle, Tarım sektörü çökmüş üretici zor durumda, savunma öyle, TÜRKİYE CUMHURİYETİ bir zora düşse ne olacaktır, cari açık nereden finanse edilecektir, satılacak kamu malı da kalmadı. Zamlar vergiler kapıdadır, belli ki kabak yine senelerdir yetersiz maaşı ve şerefi ile yaşamaya çalışan ve yanlış politikalar ile borç batağına sürüklenen Türk Milletinin başına patlayacaktır.

    Kısaca bu kadar problemin içinde din tartışmalarının içine girmeyip, tartışma ve mücadeleyi ekonomi politiğe çekmek gerekmektedir. Bu gibilerin zayıf tarafı sabit gelirlileri ezecek fikirleri, hırsları ve bunun sonucu halkın aleyhine gelişen uygulamalarıdır. Yapılması gereken, tak tik Stratejik yapılarına geniş bakmak, söylemlerdeki çelişkileri çözmek ve oyunları bozmaktır, bu tarz stratejilerin yönlendirdiği din içerikli dar koridorlara girerek bir yere varılamaz. İşçiler, memurlar, emekliler, dullar, yetimler, küçük esnaf, sanatçılar, doktorlar herkes sıkıntı içindedir, asgari ücret ve genel olarak ücretler malum, yani millet sıkıntı içindedir. İnsanlar genç emekli oluyor, ikinci bir işe giriyor kayıt dışı bundan diyorlar, bunu da açıkça söylüyorlar. Bu düşük ücretler beğenilmese bu ücretin çok altında bedellere çalışmak için gelecek yabancı işçiler var, bunlar bizim çalışanları işsiz bırakabilir, bu ücretleri mumla ararsınız diyorlar, milleti tehdit ediyorlar. Bu sosyal sıkıntılar ve bu zihniyet stratejik açıdan önemli sloganlar içermektedir, her şeyden önce bunların çok önemsenmesi ve dikkate alınması gerekmektedir.

  Tüketimde bile kredi kartı bastonu ve taksit teşviklerine muhtaçtırlar. Açıkları ekonomi politikalarında yatmaktadır. İnsan haklarının sevgi ve kardeşlik boyutunda sağcılığı solculuğu dinlisi dinsizi Irkçılığı olamaz, birliğimiz en büyük gücümüzdür uzun süredir bunu bozma çabaları yoğun olarak sürmektedir. Yazılacak çok şey vardır, kitleleri yönlendirenlerin karşı stratejileri iyi görüp, doğru stratejiler geliştirmesi şarttır. Türkiye Cumhuriyetinin varlığına yönelen iç ve dış tehditlerin iyi algılanması ve ayrıca ekonomik manevraların hedefini bulduğunda çeşitli dış destekler eşliğinde Atom bombasından daha tehlikeli ve etkili olabileceği de gözden uzak tutulmaması gerekmektedir.

Saygılarımla

Yazarın Notu : Bu yazı İlk kurşunda önceden çıktı, ama yayınlanmasında fayda olabilir. Saygılarımla

feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy
 

     

Dengeli.net - Kalemini Kullan Sessiz Kalma...

 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-mail ile haberdar ol:

Sistem FeedBurner