Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
24
Temmuz
2008
Anasayfa arrow Yazarlarımız arrow Sabahattin TALU arrow SORUN, SORUN ÜSTÜNE, ÇÖZÜM; BAŞIM ÜSTÜNE
SORUN, SORUN ÜSTÜNE, ÇÖZÜM; BAŞIM ÜSTÜNE Yazdır E-posta
Sabahattin Talu   
Pazar, 17 Şubat 2008

SORUN, SORUN ÜSTÜNE, ÇÖZÜM; BAŞIM ÜSTÜNE

Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin, bulunulan coğrafyanın yarattığı olumsuzlukların yanı sıra, sosyal, ekonomik ve kültürel faktörlerden kaynaklanan sorunları bir türlü bitmek bilmiyor, bırakın bitmesini, her geçen gün birbiri ardına bir yenisi daha ekleniyor.

Bilindiği gibi, Türkiye’nin en büyük problemi olarak pkk ve bu örgütten kaynaklı olarak 20 yılı geçkindir yaşanan terör, bu bölgelerimizden filizlenerek ortaya çıktı ve halen de devam ediyor. Aynı şekilde Hizbullah, Hizb-ut Tahrir ve hatta El Kaide gibi dini örgütlenmeler de öncelikle bu bölgelerimizde zemin buldular. Ülkemizde Hıristiyanlığın yaygınlaştırılmasına yönelik misyonerlik faaliyetleri dahi, bölgenin son derece muhafazakâr yapısına rağmen, yine bu bölgelerimizden start verilerek başlatıldı. İnsanlık tarihinin en büyük problemi olan esrar ve eroin gibi uyuşturucu maddeler, Afganistan-İran hattıyla, özellikle bölgeye sınır olan Hakkâri ve Van illerimiz üzerinden yurt içerisine sokuluyor. Terör örgütlerinin ve mafyatik örgütlenmelerin silah ve malzeme ihtiyacı, coğrafi konumu gereği İran, Irak ve Suriye ile sınırı olan bu bölgelerimizden başlayan kaçakçılıkla karşılanıyor. Silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı vasıtasıyla kolay ve kara para elde edilmesi, ülkemizdeki mafyatik örgütlenmelerin giderek boyutlanmasına ve her türlü çeteleşmelere sebebiyet veriyor. Özellikle son dönemlerde büyük şehirlerde hortlayan hırsızlık, gasp ve kapkaç olayları, bu çeteleşmelerin bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Burada bir parantez açarak, çok acı ve son derece iddialı bir söyleme dem vurmak gerekiyor. Buna göre; bazı ailelerin, çocuklarını bilerek ve isteyerek bu çetelere bir anlamda kiraladıkları ve kiralama karşılığında çocuk başına 1 Milyar lira gibi bir meblağı ceplerine indirdikleri belirtiliyor. Pes doğrusu… “İnşallah doğru değildir” diyerek, devam edelim…  Bölgesel sınır ile pek bir alakası yok ama, büyük şehirlerde ve tatil beldelerindeki yabancı uyruklu kadın ticareti de bu çeteleşmenin önemli bir ayağını oluşturuyor. Pavyon, gece kulübü ve kumarhane gibi eğlence sektörünün son derece kârlı kazanç kapıları da, neredeyse tamamen bu çetelerin ve oluşumların elinde bulunuyor.  Az gelişmiş ve fakir ülkelerden Avrupa alanına geçirilmek üzere kaçak olarak yurda sokulan insanların kaçakçılığı da yine bu bölgelerimizden başlayarak gerçekleşiyor.  Bölgeye ilişkin küçük tespitlere gelindiğinde; töre cinayetleri, kan davaları ve imam nikâhlı veya nikâhsız çok eşlilik gibi sosyal sorunlar, bölgenin değişmeyen feodal yapısından kaynaklı, yıllardır devam eden ve maalesef ki çözümsüz gibi görünen kemikleşmiş sorunlarını teşkil ediyor. En hızlı ve yoğun nüfus artışının yaşandığı bölgelerimiz, yine Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz. Bu bölgelerimizde yaşayan en küçük bir aile, 8-10 nüfustan oluşuyor. Diğer bölgelerimizde elektrik ve su kaçağı oranı % 5’lerde seyrederken, bu bölgelerimizdeki oran ise % 60-70’leri buluyor.  Şimdi, tüm bu küçük satırlar ve paragraflarla sıralanan, ancak her biri sayfalarca yazılarak irdelenebilecek bu sorunların temelinde, bölgenin geri kalmışlığının ve yoksulluğunun yattığı söylenebilir. Ancak bu söylem, safiyane bir söylem olmaktan öteye gitmez ve konunun geçiştirilmeye çalışılması anlamına gelir. Çünkü, ne işsizliğin, ne yoksulluğun, ne geri kalmışlığın, ne coğrafi durumun, ne sosyalitenin ve ne de kültürel faktörlerin, mevcut sorunların temelini tek başına açıklayabilmesi veya geçerli kılması, çok da mümkün değildir. Bölgenin birçok nedenden ötürü sorunlarla iç içe olması, her geçen gün bir başka sorunu beraberinde getirmesi, öyle kolay kolay geçiştirilebilir bir durum asla olamaz. Tüm bu sosyal, kültürel, insani, ahlâki ve siyasal sorunlar yaşanır ve her geçen gün giderek boyutlanırken, adına her ne derseniz deyin, ister “Kürt Sorunu”, “Terör Sorunu”, “Bölücülük Sorunu”, ister “Doğu ve Güneydoğu Sorunu”, ister “Etnik Kimlik Sorunu” deyin, ortada maalesef, gerçekten ve kesinlikle büyük bir sorunun var olduğu ve bunun da son derece net ve tartışma götürmez bir gerçek olduğu karşımıza çıkıyor.  Böylesine karanlık bir portre, bir resim, tam da karşımızda, apaçık duruyorken, tersi birçok kez ispatlanmış olmasına rağmen, bölge insanını temsil ettiğini iddia eden DTP ve geçmişteki benzeri siyasi partilerin, kendisini sadece terör örgütü PKK’ya odaklayarak, “Kürt hakları ve özgürlükleri” gibi sözde söylemlerin peşine takılması, son derece komik bir siyasetin tezahüründen ve kısır döngüsünden başka bir şey olmadığını gösteriyor. DTP ve benzeri siyasi partilerin, bölge insanının eğitim eksikliğinin, işsizliğinin ve yoksulluğunun giderilmesinin yanı sıra, terör ve organize suç örgütleri ile olan direkt ve dolaylı ilişkilerinin engellenmesi gibi çok daha önemli ve köklü problemler üzerinde durarak, projeler geliştirdiklerine dair bugüne kadar herhangi bir çalışmalarına rastlanılamaması da son derece manidar gözüküyor. 

Yanlış anlaşılmasın, altını kalın çizgilerle çizerek belirtmekte fayda var ki, tüm bu olup bitenlerden, bırakın Kürt etnik kökenli vatandaşlarımızın tümünü, hatta küçük bir kısmını dahi sorumlu tutmak, asla ve asla mümkün değildir. Aksi bir yaklaşımın son derece cahilce olduğunu söylemek ve dile getirilen mevcut durumun hiçbir şekilde etnik kimlikle açıklanmasının söz konusu dahi olmadığını hassasiyetle ve üstüne basa basa kaydetmek gerekir. Bu itibarla, burada anlatılmak istenenin; mevcut gerçeklerden yola çıkarak, “zaman zaman bulunulan coğrafyanın rolünün, zaman zaman işsizlik, yoksulluk ve eğitim eksikliği gibi faktörlerin ve zaman zaman bunları tetikleyen, katmerleyen özellikle yoğun nüfus artışının ve bazan de bunların tamamının, ne denli ve maalesef ki, terör ve organize suç örgütlerine en uygun vasatı oluşturduğuna dikkat çekilmesinden ve sorunun çözümü yönünde gerçek sebeplerin net bir şekilde ortaya konulmasından” başka bir şey olmadığını kısaca ve bir kez daha söylemek gerekir.

feed0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

security image
Güvenlik kodunu girin


busy
 

  :: ROJ TV YASAĞI DERHAL KALDIRILSIN, AKSİ TAKTİRDE...   :: ÖSS'ye giren adaylar, dikkat !   :: En büyük 10 şirketin 5'i Koç'un   :: Kart ücretinde kötü sürpriz   :: Japonya'da deprem   :: "Sahte çürük raporu" davasında görevsizlik kararı!!!   :: AVEA, 36 bin kişinin aboneliğini iptal etti   :: Kato ve Cudi'de sıcak çatışma   :: Bel ve boyun ağrısından kurtaracak yazılım   :: Klima, enfeksiyonları tetikliyor   :: PKK'da iç hesaplaşma   :: İş garantili meslekler   :: Apple'dan beklenmeyen kar   :: Obama'dan Filistin-İsrail barışı sözü   :: Almanya artık vatandaşlık sınavı yapacak   :: KEY'de ödemeler 28 temmuzda başlıyor   :: FT: ''Türkiye seçime gidebilir''   :: Tüpraş yine en büyük   :: Almanya yangın dosyasını kapattı   :: "Venezuela-Rusya arasında askeri işbirliği ilerliyor"   :: Karadziç, Miloseviç gibi savunmasını kendi yapacak   :: "Aranan siyasi yapıyı oluşturmaya karar verdim"   :: Denktaş'tan Ergenekon Mesajı   :: İstanbul'un yeni vapuru suya indi   :: Gül'den elenen rektör açıklaması!!!   :: Dink komisyonu raporunu açıkladı...   :: Türk Tuborg İsrailliler'e satıldı   :: Ergenekon'da son dalga   :: Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu görevinden alındı   :: Türk hacker güvenlik devini devirdi

ROJ TV YASAĞI DERHAL KALDIRILSIN, AKSİ TAKTİRDE...

1993 yılında pkk faaliyetlerini yasaklayan Almanya, geçtiğimiz 19 Haziran’da da Danimarka’dan yayın yapan ve pkknın yayın organı olarak bilinen ROJ TV’yi, toplumu birbirine...

Diğer Yazıları
 
Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin
korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar,
elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
K.Atatürk
Outlook ve diğer RSS okuyucu programlar ile haber başlıklarını takip etmek isterseniz aşağıdaki resme tıklayın.Açılan sayfanın adresini kopyalayın ve ilgili yere yapıştırın. 

E-Posta ile haberdar ol: