|
Değerli okurlar; mevcut yerel yönetimler yasası ile Türkiye yoluna bu şekilde devam edemez, geçtiğimiz TBMM çalışma döneminde AKP Hükümeti tarafından taslak olarak hazırlanıp ve sonunda da onaylanan yerel yönetimler yasasında pek çok eksiklik ve yanlışlar bulunmaktadır.
Buda belediyelerin sorunlarını çözmekten uzak olan yerel yönetimler yasasının tasarı halinde iken ne kadar meselenin özünden uzak olduğunun bir ispatı niteliğini taşımakta olduğuna olan inancımı ve düşüncemi arz etmek isterim.
Bakınız belediyelerin fonksiyonlarını ve belediyelerin üzerine yüklenen işler ile birlikte belediyelerin harcamalarını düzenleyen 1930 tarihli yasa ve gelirleri düzenleyen yasalar günümüz ihtiyaçlarına cevap vermekten bir hayli uzaktır.
Günümüzde belediyeler daha çok harcama yapmaktadır. Mesela bakınız 1975 senesinde belediyelerin toplam harcamalarının GSMH’ya oranı %1.31 iken 2006 senesinde 4.50’ye ulaşmıştır.
Bakınız Mahalli İdare Harcamaları’nın GSMH’ya oranları 1975 yılında % 1.31,1985 yılında %1.38, 1995 yılında % 3.38, 2003 yılında % 3.89, 2004 yılında % 3.98,2005 yılında % 4.20, 2006 yılında % 4.50 , 2007 yılında % 4.70, 2008 yılında da % 4.90 oranındadır.
Belediyeler harcamalarını vergi ve harç gelirleri, genel bütçeden ayrılan vergi payı ve borçlanmayla finanse etmektedir.
Burada iş başındaki AKP Hükümetine ve Hükümet Başkanı’na tavsiyem belediyelerin aldığı vergi ve harçlarında yeniden düzenlenmesi gerektiğidir.
Çünkü belediye gelirlerini düzenleyen çok sayıda yasa var, bu yasalara dayalı belediyelerin aldığı 21 adet vergi ve harcı var.
Mesela 2464 sayılı belediye gelirleri kanunu var, 3030 sayılı yasaya göre vergi gelirlerinden ödenen pay var, emlak vergisi kanunu var, bunların yanı sıra belediyelerin vergi gelirlerinden aldıkları payın yanında kendi tahsil ettikleri vergilerden de ödedikleri paylar var.
Mesela örnek vermem gerekirse belediyelerin film gösterilerinden alınan eğlence vergisinin %75’i Kültür Bakanlığı’na aktarılmaktadır.
Bir başka örnek belediyeler atık su nedeniyle topladıkları çevre vergisinin %10’nu Çevre Bakanlığı’na yatırmaktadır.
Bir başka örnek ise emlak vergisinin %50’sini Büyükşehir belediyelerine kalan %15’i de İl Özel İdareleri’ne aktarılmaktadır.
Ayrıca Haberleşme vergisinin oranı %1’den %2’ye çıkarılmasıyla elektrik ve gaz tüketim vergisinden alınan vergilerin %35’i Büyükşehir belediyelerine %65’i de Büyükşehir ilçe belediyelerine aktarılmaktadır.
Bugün belediyelerin almış olduğu, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde telefon, kablo tv, teleks, faks, telgraf, data, telefon kartı ve jeton ücretlerinde haberleşme vergisi adı altında bir vergi toplanmaktadır.
Burada toplanan bu vergiler nereye gitmektedir?
Burada bir çift lafı da vatandaşlarıma etmek istiyorum. Az buz paradan bahsetmiyorum, burada dünyanın vergisi toplanmaktadır vatandaş öderken farkına dahi varmadığı vergilerin ve harçların nereye çarçur edildiğini, nereye harcandığını bilmek ve öğrenmek zorundadır.
Eğer vatandaş ta bunu bilmiyorsa ve öğrenmekte istemiyorsa o zaman o vatandaşın yerel yönetim düzeyinde bir takım şikayetleri dile getirme hakkı da yok demektir, vatandaşın da burada sorumluluğu ve vazifesi vardır, öyle bazı işleri sıkıyı gördün mü göreve getirilenleri suçlamak ve onlardan şikayetçi olmak çok kolaydır, vatandaş göreve getirdiği insanları denetleme sorumluluğundan ve vazifesinden kaçmamalıdır.
Çünkü vatandaşlık görevi sadece seçimden seçime sandığa gidip oy kullanmak demek değildir.
Seçimden seçime oy kullanmak vatandaş olmanın görevlerinden sadece bir tanesidir, bunun dışında vatandaşımızın da yapması gereken vazifeleri vardır.
Bir kere öncelikle vatandaşımızın da bu bilince varması gerekiyor, bu sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor.
Türkiye’de artık öyle bir takım insanları göreve getirip ondan sonra da her şeyi o göreve getirilen insanlardan bekleme devri sona ermek zorundadır, demokrasi ve gelişme öyle kolay bir olgu değildir.
Vatandaşın artık bir takım sorunları devletin kurumlarına havale edip nasıl olsa başımıza getirdiklerimiz memleketi yönetiyor daha ben bundan sonrasına karışmam devri ve zihniyeti bu ülkede kapanmalıdır.
Açık söyleyeyim ve yazayım vatandaşlarımız bu zihniyette olduğu sürece ve bu tarz da davrandığı sürece siyasette gelen gideni aratmaya devam eder ve her gelen siyasi iktidar da vatandaşın sırtına nesiller boyunca taşıyacağı yükleri sırtına bindiriverir.
Burada en büyük kazığı da vatandaş yer. Vatandaşlarımızın bunu artık görebilmesi ve anlaması lazımdır. Bu bana necilikten, adamsendecilikten kurtulunması lazımdır.
Şimdi vatandaştan sonra burada iş başındaki AKP Hükümetine belediyeler konusunda bir ikazımda vergi gelirlerinden belediyelere ödenen pay sisteminde var olan sorunlarla ilgilidir.
Yalnızca nüfus kriterleri vergiden belediyelere ayrılan pay için gerçekçi ve tam sağlıklı bir gösterge olmamaktadır.
Burada AKP Hükümetine tavsiyem ve göstereceğim yol mesela okul sayısı, kültürel yapı, tarihi doku, tarihi eserler, yolların uzunluğu, nüfus hareketliliği yazlıklar gibi yeni kriterleri dikkate almalarını ve bu konuda yeni düzenlemelerin yapılmasıdır.
Yazımın başımda belediye hizmetlerini düzenleyen yasanın 1930 yılından kalma olduğunu ifade etmiştim.
İşte bu yüzdendir ki devlet bütçesini belirleyen yasalarla belediye hizmetleri yasası arasında bir uyum ve ahenk yoktur.
Son yıllarda memleketimizde belediyelerin dış borçlanmasına sınır getirildiği halde belediyelerin iç ve dış borçları nedense hep Hazine’nin üzerine kalmaktadır.
Burada yer, isim, şahıs vermek istemiyorum çünkü bu mesele şahıslar meselesi değildir inancındayım ancak şu burada şu meseleyi de görmezden gelmekte doğru olmaz kanaatindeyim oda araştırılıp incelendiğinde zaten görülecektir bazı AKP yönetimindeki belediyeler hesapsız kitapsız borçlanmaktadır ve ölü yatırımlar yapmaktadır, bu konuda Hükümeti uyarıyorum, Hükümet Başkanı’nın bundan mutlaka haberi ola.
Recep Tayyip Erdoğan’ın belediyecilikten gelen bir deneyimi olduğu için bu konulara daha özel bir ilgi ve alaka göstermesi gerektiğine inanıyorum ve düşünüyorum ve tahmin ediyorum da özellikle kendi parti yönetimlerindeki bağlı belediyelere bu konuda çok daha ayrı bir hassasiyet gösterecektir.
Belediyeler ile ilgili bir başka önemli mesele de belediyelerin kurdukları özel şirketler yani kısa adı BİT olan Belediye İktisadi Teşebbüsleri’dir.
Bilmeyen konuya uzak olan insanlar ve okurlarım için minik bir izahını yapayım bu BİT’ler belediyelere bağlı huzurevi, mezbaha gibi idareleri ise yasalarla kurulan su ve elektrik idareleri dışında ticaret hukuku esaslarına göre kurulan şirketlerdir.
Şimdi bu BİT’lerdeki problemli meseleler nelerdir?
Bunları iş başındaki AKP Hükümetine ve Hükümet Başkanı’na arz etmek istiyorum. Bakınız bir yandan KİT’leri özelleştirmekten söz ederken öte yandan belediyelerin yeni yeni çeşitli BİT’ler kurması, geliştirmek istemesi serbest piyasa ekonomisi sistemini sekteye uğratıp rekabeti daha çok bozmaktadır.
KİT’leri düzenleyen bir çerçeve ve yasa olduğu halde BİT’leri düzenleyen bir çerçeve ve yasa mevcut değildir.
Bu nedenle BİT’lerin denetimi yetersiz ve istismarı da kolay ve istismarı açık bir haldedir. Bu yüzden de BİT şirketleri yolsuzluğa, usulsüzlüklere çok daha açık bir hale dönüşmüşlerdir.
Bir başka husus bu BİT’ler oy istismarı için kullanılmaktadır.
Mesela 28 Mart yerel seçimlerinden birkaç ay önce küçük bir belediye kurduğu BİT’e 200 işçi almakta ve seçimden sonrada bu işçi sayısını 20’ye düşüren küçük belediyeler vardır.
Bunları ben bizzat gördüm ve yaşadım, yer olarak örnek vermemi isterseniz 2001 senesinden 2006 senesine kadar geçen zaman süreçteki Muğla iline bağlı belde ve ilçe belediyelerini örnek verebilirim.
Bu işleri araştırmak benim işim değil elbette, çok daha fazlasını merak eden varsa çalışır, çabalar, araştırır ve bu tarihler arasındaki bu ilimize bağlı ilçe ve belde belediyeleri hakkında yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgilere ulaşıp açığa çıkarabilir.
Bir başka husus bu BİT’ler resmen siyasi arpalık olarak kullanılmaktadır.
Birçok AKP’li belediye başkanı belediye meclis üyelerini kendi yanında tutmak için belediye meclis üyelerine BİT’lerde idari meclis üyeliği vermektedir.
Aynı paralelde çoğu BİT eş, dost, ahbap gibilerine bir nevi yemlik olarak kullanılmaktadır.
Ayrıca BİT’lerin gerek kuruluşunda gerekse işleyişinde siyasi ve çıkar beklentileri ön planda olduğu için fizibil olup olmadıklarına bakılmamaktadır.
Bu nedenle BİT’ler verimsiz hale gelip hem memleket ekonomisinde ortalama verimliliğin düşmesine neden olmakta hemde topluma faydadan çok zarar veren bir başka yapıya dönüşmektedir.
Belediyelerin ve özellikle Türkiye’nin en önemli Büyükşehir belediyesi olduğu için bunu söylüyorum ve yazıyorum İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 20 bin öğrenciye burs dağıtması da doğru bir şey değildir.
Bakınız belediyeler bu bursları 1580 sayılı yasayı açıkça istismar ederek vermektedir.
Yasadan belediyelerin gelirlerinin %1’i ile sosyal yardım yapacakları yazılıdır ancak yasadan anlaşılan bu yardımlar süt, gıda, kira gibi yardımlardır.
Belediyelerde öğrencilere verdiklerini aylık olarak değil belirli süreler içinde vermektedirler ki burs olarak itiraz olmasın.
Bu anlamıyla belediyeler hem yasanın arkasından dolaşmaktadırlar hemde kendi eski işlerini değil merkezi devletin ve eğitim kurumlarının yapması gereken işleri yapmış olmaktadırlar.
Bakınız bu şekilde belediyecilik olmaz, iş başındaki AKP Hükümetine ve Hükümet Başkanına tavsiyem sistemin baştan sona yeniden yapılandırılması yönünde çalışmaların derhal vakit geçirilmeden başlanmasıdır.
Ve bununla birlikte belediyelerin yalnızca yönetimini ve fonksiyonlarını değil tüm gelir ve giderlerini de düzenleyen yasaları da koordineli olarak yeniden düzenlemesi zaruriyeti olduğunu arz etmek isterim.
Bir ülkede ki mahalli idareler ülkedeki demokrasinin de teminatını taşırlar.
Çünkü mahalli idareler vatandaşa en yakın olan ve vatandaş ile direk bire bir ve hatta yüz yüze karşı karşı geldiği idarelerdir.
Vatandaşımız mahalli idarelerde aktif bir denetim zorunluluğunu üstlenmelidir.
Sokağında, mahallesinde ve yaşadığı semtte olup bitenden haberi olmayan bir vatandaşın o semtin belediyesini eleştirmek ve şikayette bulunması abeste iştigalden başka hiçbirşey değildir.
Onun için vatandaşımızın sorumluluğu çok büyüktür, öyle sadece evinden dışarı çıkıp iş yerine gidip işinden mesai bittiğinde doğruca evine gidip karnını doyurup televizyon karşısına geçip miskinlik yapma devrini vatandaşımız kapatmalıdır.
Yaşadığı çevresinden, sokağından, mahallesinden, oturduğu evin semtinden bi haberdar olan bir insan Türkiye’nin sorunları hakkında ahkam kesme hakkını da otomatikman elinden kaybeder, ha bunu şunun için söylüyorum ve yazıyorum konuşur, ahkam keser ama o insanı hiçbir mahalli idareler yöneticisi ciddiye almaz.
Ciddiye alınan vatandaş seçtiği mahalli idari yöneticilerinin ne yaptığını bıkmadan üşenmeden inatla takip eden, araştırıp soruşturan gerektiğinde de semtindeki belediye başkanının makam odasına çıkıp hesabını soran, sorabilen vatandaştır.
Bir ülkede ülkenin sahibi nasıl o ülkenin vatandaşlarıysa kentleri de vatandaşına aittir, köyleri de, beldeleri de, ilçeleri de vatandaşına aittir.
Bir kentin mahallesinde oturan vatandaş o semtin sadece o semtte oturan bir sakin olmanın dışında o semtinde sahibi olmak zorundadır.
Çünkü vatandaş olmanın bilinci ve vatandaş olmanın şartı bunu gerekli kılar.
Yaşadığı kentte ve oturduğu semtte ve mahallesinde yabancılaşan bir sakin sadece görüntüde oda sadece kısmen vatandaş olma sıfatını taşır.
Bunun için bir insan yaşadığı kente, oturduğu semtte yabancılaşmamalıdır. Yabancılaşırsa o semtin hiçbir sorunu çözülemediği gibi o kentinde hiçbir sorunu çözülemez.
Çünkü her şey insan içindir.
Kentler, semtler, mahalleler, caddeler, sokaklar, kaldırımlar, köprüler, geçitler, binalar, evler insanlar için yapılır.
Yaşanabilir bir kentte yaşayabilmek için, yaşanabilir bir semtte yaşayabilmek için, yaşanabilir bir mahallede yaşayabilmek için çevre ve insan faktörü çok ama çok önemlidir.
Burada sorulması gereken soru şu: İnsanlarımız,vatandaşlarımız yaşanabilir bir kentte yaşamak istiyorlar mı? İstemiyorlar mı?
Yaşanabilir bir semtte yaşamak istiyorlar mı? İstemiyorlar mı?
Yaşanabilir bir mahallede yaşamak istiyorlar mı? İstemiyorlar mı?
Bakınız ben kendi çocukluğumdan hatırlıyorum, hani o kadar da çok yaşlı değilim ama 1960’lı yıllardan itibaren İstanbul’u gayet iyi hatırlıyorum, ondan önceki yıllarda da rahmeti dedemden İstanbul’un durumunu iyi öğrenmişimdir, benim çocukluğumda bu şehirde her mahallede nasıl bir bakkal varsa her mahallede bir tarihi çeşmelerimiz vardı.
Susadığımız zaman gidipte bakkaldan, marketten bugünün çocukları gibi pet şişeden para verip su içmezdik.
Gürül gürül akan üstelikte mis gibi buz gibi soğuk ve temiz akan çeşmeden su içerdik.
Bugün İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımız bundan maalesef mahrum, üzülerek söylüyorum ve yazıyorum ki; İstanbul artık tarihi çeşmelerini bile kaybetmeye başladı, artık mahallelerde çeşme bile yok, oysa ne kadar da güzeldi her mahallenin girişinde yada mahallenin sonunda köşede bir yerlerde çeşme olurdu.
Eski tarihi çeşmeleri bıraktım yeni modern dizayn ile yapılmış yeni çeşmeler bile yapılmıyor artık, herkes pet şişeden su içiyor hayatta en nefret ettiğim şeylerden biride dışarıda susadığım zaman bir bakkaldan, marketten gidip pet şişe su alıp içmektir, içtiğim su boğazımda düğümlenir, gözlerim çevremde bir çeşme arar, bulamadığım zamanda, göremediğim zamanda yüreğim yanar yüreğim.
Bir kent insan için inşa edilmeyecekse niçin inşa edilir?
Niçin bir kent var olur?
Bir kenti kent yapan o kentte yaşayan insanlar değil midir?
Bir kentin kent olmasını sağlayan o kentin insanlarıdır.
Çok güzel her şeyi ile dört dörtlük bütün alt yapısı ile kusursuz mükemmel bir kent inşa edebilirsiniz ama o yarattığınız kentte insan yoksa o kent neye yarar?
O kentte canlılar yoksa neye yarar?
O kentte insanlar mutlu değilse canlılar huzurlu değilse o kent ne işe yarar?
Bir kentin bütün binaları, bütün köprüleri, geçitleri, yolları, kaldırımları, sokakları, caddeleri kısaca her şeyi sadece insan olduğu sürece birer organizma halini alır, bir kent insanıyla birlikte yaşar, var olur ve yaşlanır.
İnsan ölür ama kent yaşar, nesilden nesile, kuşaktan kuşağa kent yaşar.
Bir kentte mana katan,kentte anlam veren o kenti kullanan ve o kentte yaşayan insanlardır.
Eğer bir kentin gelişmesi ve büyümesi demek o kentin git gide ruhsuzlaşması, betonlaşması, cansızlaşması, insansızlaşması demekse ben bu tür bir sözde gelişmeyi ve büyümeyi ret ediyorum ve elimin tersiyle itiyorum.
Böyle gelişme ve büyüme adı altında ruhsuzlaşma,cansızlaşma,insansızlaşma var olacaksa olmaz olsun böyle Kentleşme,olmaz olsun böyle mahalli idareler.
Ruhsuzlaşmış, çeşmelerinden su içmeyen çocukların olduğu kent adı altında bir yerde yaşamaktansa bir dağ köyünde yaşamayı tercih ederim.
Nasıl olsa bu memlekette hala köylerde çeşmeler var, hala köy çocukları köyün çeşmesinden su içiyorlar ve çeşme başında oyun oynayabiliyorlar, üstelik hala köylerde çeşme başında başlayan aşklarda var olabiliyor.
Öyle ise ne diye İstanbul’da ruhumu ruhsuzlaştırayım?
Ne diye insanlığı mı insansızlaştırayım?
Çeşmelerini birer birer kaybetti İstanbul umarım bari benden sonra ki; gelecek nesil mahallesindeki, sokağındaki, semtindeki karabaşını, tekirini kaybetmez.
Karabaş ve Tekir de kaybolacak olursa İstanbul İstanbul olmaktan çıkar başka hilgat garibesi bir şey olur kardeşim.
Son sözlerim mi?
Türkiye’yi seviyorum, çünkü burası benim doğum büyüdüğüm ülkem, burası benim vatanım.
İstanbul’u seviyorum idim.
Çünkü burada doğdum eski İstanbul’u çocukluğumdaki çeşmeleri olan ve çeşmelerinden su akan İstanbul’u seviyorum, mahalledeki, sokak aralarındaki Karabaşı ve Tekiri seviyorum çünkü İstanbul’a onlarda anlam katıyor.
Eski İstanbul’u seviyorum çünkü eski İstanbul’da hatıralarım da çok ama bu yeni İstanbul’da ise hiçbir hatıram yok, bu yeni İstanbul’un artık her mahallesinde çeşmeleri de yok, korkarım 20-25 yıl sonra Karabaş ve Tekirde olmaz.
Eh öyle ise o zaman ayrılık vaktinin zırrrr diye çalan saati de gelmiş demektir.
Ne demiş eskiler yolcu yolunda gerek, pöh kadere bak bir zamanlar bu şehrin güya sahibi idik şimdi ise yolcusu olduk ne diyeyim benim başım dik anlım açık kader utansın, şehrin bu kaderini inşa edenler utansın, nasıl olsa benim ne utanılacak bir geçmişim nede utanılacak bir geleceğim var.
Bu saatten sonra geride kalanlara Allah kolaylık versin, ben sıramı savdım, gerisini de artık biraz da benden sonraki gelecek olanlar düşünsün.
Sağlıcakla kalın.
|