|
Diyelim ki, ciddi bir ihbar aldınız ve konuk devlet başkanına karşı suikast olasılığı çok güçlü. Bu durumda havalimanından Çırağan Sarayı’na kadarki bütün yolları kesip on küsur milyon nüfuslu koca kentin ulaşımını altüst mü ederseniz, yoksa konuğunuzu bir helikoptere bindirip otelin geniş bahçesindeki elverişli yere mi indirirsiniz?
“Olur mu?” derseniz, yanıt “Pekâlâ olur” olacaktır. Çünkü geçmişte defalarca önemli konuklar böyle taşınmıştır. Hatta Sayın Demirel’in cumhurbaşkanlığı zamanında özellikle tercih edilen de buydu. Peki, şimdi niçin böyle bir karar alınamıyor? Devletin karar mekanizmaları felç mi olmuştur? Yoksa, konuğu etkilemek ve kendi halkınızı perişan etmek uğruna ona ne denli önem verdiğinizi kendisine göstermek mi istemişsinizdir? Oysa onun böyle şeyleri pek önemsemediği, tam tersine her şeyde kalenderliği düstur edindiği hep bilinmektedir. Ayrıntı, ama şaşkınlıklar yüzünden devletin düştüğü durumları gösterdiği için önemli. Tutarsızlık, kararsızlık ve yalpalanma artık istisna olmaktan çıkmış, kurallaşmıştır. Her gün, başıbozukluğun, daha doğrusu uyarılara aldırış etmeyen dikbaşlı fütursuzluğun yeni bir örneği çıkıyor karşımıza. Ülkenin en yüksek mahkemesi neredeyse oybirliğiyle bir siyasal partiyi laikliğe karşı eylemlerin odağı olmakla suçluyor; Başbakan yargıya meydan okurcasına, “Hayır, odak değiliz” diyor. Cumhurbaşkanı yabancı gazeteciye demeç verirken, “Dünya siyaseti çok kutuplu olmalıdır” diyor; ama yapışıp kaldığı kutuplardan biri istemediği için ülkesinin doğalgaz gereksinimini en elverişli koşullarla kapı komşusundan karşılamaya olanak verecek anlaşmayı imzalamaktan kaçınıyor. Büyük Millet Meclisi bütün siyasal partilerin katılımıyla “Kıbrıs’ta iki devletli çözümden başkası kabul edilemez” diye karar almış, kurulması ve yaşatılması için Türkiye’nin her şeyi göze aldığı KKTC’nin başına geçen biri güneydeki benzeriyle kol kola girmiş, “tek devlet, tek egemenlik” sloganıyla Anadolu’dan kopup AB’ye girmenin yolunu ararken Ankara’daki bütün sistem seyirci. Böyle devlet olmaz. Örnekler çoğalınca halktaki kırgınlık da artıyor. Türkiye Cumhuriyeti, gitgide, yalnız dıştaki dost düşman bütün devletlerin önünde değil, kendi vatandaşlarının gözünde de saygınlığını yitirmekte. Başbakan Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü korumaktan söz ederken Rusya’nın Dışişleri Bakanı, “Komşunuzun toprak bütünlüğünü unutun!” derse ve dünya ajansları bunu tekrarlarsa yetmiş milyon insanımızın yüzü kızarmaz mı?
|