Okuyucu Mektupları
SINIR ÖTESİ OPERASYON, GETİRİ VE GÖTÜRÜLERİ | SINIR ÖTESİ OPERASYON, GETİRİ VE GÖTÜRÜLERİ |
|
|
| Yazar Sabahattin Talu | ||||
| Cumartesi, 24 Kasım 2007 | ||||
|
Operasyon ile ilgili olarak alınan kararın sonuç açıklamasında; terör örgütünün komşu bir ülkedeki mevcudiyetini sona erdirmeye yönelik olarak önümüzdeki süreçte, gerektiğinde sınır ötesi operasyon dâhil olmak üzere hukuki, ekonomik ve siyasi her türlü tedbirin alınması, terör ve teröristlerle etkili yöntemlerle kararlı bir şekilde mücadeleye devam edilmesi konusunda görevli kurum ve kuruluşlara gerekli emir ve talimatlar verilmiştir denildi. Türkiye tarafından ciddi anlamda atılan bu adım ve yapılan askeri hazırlıklar, hem ABD yi ve hem de bölgedeki Kürt yönetimini oldukça rahatsız ederek, gösterilen kararlılık karşısında geçiştirme politikalarının bundan böyle yürümeyeceğinin anlaşılmasına sebep oldu. Sınır ötesi bir operasyona karşı olduklarını her fırsatta açıklayan ABD, bu konuda bir süre daha zaman istediğini belirterek, bir parmak bal arayışına girdi. Teröre karşı olduğunu, 11 Eylül olayları sonrasında çok daha sert açıklamalarla dünya kamuoyuna duyurmaya çalışan ve bu doğrultuda kıta ötesi operasyonlar dahi düzenleyen ABD, Irak alanından Türkiye ye yönlendirilen terörist eylemlerin engellenmesine yönelik Türkiye nin sınır ötesi operasyonuna neden karşı çıkıyordu? Acaba bunun nedeni; yıllar önce planlanmış olan ve bölgenin tümünü kapsayan BOP olabilir miydi! Bugüne kadar, sadece ve sadece istihbarat faaliyetleri için harcanan 35-40 milyar dolar gibi büyük bir para, boşa gidebilir miydi! Bölgeden uzun süre çıkmayacağının göstergesi olan, Irak ta yapımı sürdürülen ve İncirlik üssüne ihtiyaç duymayacak, kat be kat daha büyük bir askeri tesisten ve büyük çaplı askeri havaalanlarından vazgeçilebilir miydi! Projenin yürümesine engel veya müdahil herhangi bir etkene bu aşamada izin verilebilir miydi! Projenin yürümesinde kullanılan Kürt varlığı, göz ardı edilebilir miydi! Çünkü Kürtlerin, özellikle Türkiye, Irak, İran ve Suriye de olmak üzere, bölge coğrafyasındaki varlıklarının ötesinde, ellerine silah alma yatkınlıkları ve dolayısıyla maşa olma imkanları diğer halklara oranla çok daha yüksek değil miydi! Hal böyleyken, NATO nun 2. büyük ordusuna sahip Türkiye nin, sadece PKK yı hedef almasına ve Kürt Yönetimi ile bir problemi olmamasına rağmen, yürütülen çarka çomak sokma ihtimali dahi rahatsız ediyor olabilir miydi! Görünen o ki; Türkiye tarafından, sınır ötesi bir operasyonun ciddi bir şekilde gerçekleştirilmesine yönelik atılan bu adım dahi, başta ABD ye ve sonra Kürt yönetimine verdiği mesaj anlamında önemli idi. Bu, bir kazanımdı ve Türkiye nin sabrının taştığının en büyük göstergesiydi. Türkiye, kendisine yönelik bir terörist tehdidin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda kimseden izin ve yetki almayacağını, hatta karşı gelinse dahi bu konuda kararlılıkla hareket edeceğini herkese anlatıyordu. Bu gelişme, aslında uzun zamandır Türkiye kamuoyunun istediği, beklediği ve desteklediği bir gelişme idi. Halkın sabrının kalmadığı, bıçağın kemiğe dayandığı, yurdun her tarafında gösterilen tepkilerden anlaşılıyordu. Ancak, duygusal davranmayıp, mantıklı bir yaklaşımla sınır ötesi bir operasyonun getirisinden ziyade, öncelikli olarak götürüsünün dikkate alınması, hesaplanması ve değerlendirilmesi çok daha büyük önem arzediyordu. Var sayalım ki, son derece başarılı bir operasyon sonrası K.Irak olarak adlandırılan bölgedeki Kandil dağında faaliyet gösteren beş bin terörist, hiç zayiat verilmeden yok edildi. PKK ve terör bitecek, PKK yı besleyen, kaşıyan, hadileyen, iteleyen güçler, yıllardır edindikleri amaçlarından bir çırpıda vaz mı geçeceklerdi ? PKK, terörist bulmaya ve yetiştirmeye devam etmeyecek, işsiz-güçsüz, A yı, B yi, C yi dahi bilmeyen birçok cahil Kürt gencini kandırıp, Göz-Gez-Arpacığı öğreterek kadrosuna katmayacak mıydı! PKK, beş bin kişiyle sabit bir terörist grup olsaydı, bugüne kadar imha edilen 15-20 bin terörist nedeniyle örgütün çoktan bitmiş olması gerekmiyor muydu! Üstelik, sivrisinek öldürerek bataklığın kurutulamayacağı da biliniyordu. Diğer taraftan, son 5-6 aydır bölgeye bir sınır ötesi operasyonun yapılıp yapılmayacağı konusunu Sağır Sultan dahi duymuş, sonuçta operasyonun yapılacağına dair tezkere de çıkmıştı. Üstelik terör örgütü PKK nın elebaşları da, hazırlıklarını yaptıklarını, Türk ordusunu beklediklerini kendi yayın organlarından açıklamışlardı. Çok muhtemeldir ki, Kandil dağı önemli ölçüde boşaltılmış, küçük gruplar halinde ve ağır silahlarla bölgede az da olsa kalınmış, inlere ulaşan tüm yollar da mayınlanmıştı. Yani örgüt, bir şekilde tedbirini almıştı. Üstelik Kandil dağı bölgesi de, binlerce fareyi saklamaya çok müsait, ütülendiğinde de, en az on tane Kandil bölgesi edebilecek oldukça geniş bir alanı kapsayan dağlık bir bölge idi. Burada, bırakın küçük veya büyük terörist gruplarla savaşmayı, neredeyse düzenli ordu ile dahi savaşmanız oldukça zordu. Arazinin çetinliğine, kış şartlarını da eklemek gerekiyordu. Ayrıca belirtmek gerekir ki tarih, savaşı kazananın gerçekte, daima 3. taraf veya taraflar olduğunu gösteriyordu. Peki ne yapılmalı, bunca kan akmış, ocaklar sönmüş, kapanmaz yaralar açılmış, toplumsal travmalar yaşanmış, vatandaşın ve devletin sabrı tamamen tükenmişken, eller-kollar bağlı oturulabilir miydi? Bu durum, kabul edilebilir, sineye çekilebilir bir durum tabii ki ve asla değildi. O halde ne yapılmalı, nasıl yapılmalıydı? Bakın ne yapılmalı. Aklın yolu birdir mantığından hareketle, yaşanan sürece ilişkin öncelikli olarak, duygusallıktan ziyade mantıkla hareket edilmeli, kararlı, istikrarlı ve güçlü adımlar, devletin tüm organlarıyla topyekün atılmalıdır. Sınır içerisindeki terörist faaliyetler ve hareketlilikler tamamen kontrol altına alınmalı, destekçilerine göz dahi açtırılmamalı, iç ve dış kamuoyu terörle mücadele konusunda kesinlikle bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Yurtiçi ile ilgili olarak biraz zaman alacağı kesin olan bu kararlılık ve yaklaşımın aksine, sınır ötesi ile ilgili olarak gösterilecek girişim ve adımlar, zaman geçirilmeksizin süratle gerçekleştirilmeli, dik bir duruş sergilenerek, niyet, istek ve amaç tüm dünya nezdinde, bir kez daha net olarak ortaya konulmalıdır. Bir devlet yönetiminin, bir aşiret yönetimini muhatap alması ve buna göre hareket etmesi tabii ki mümkün değildir. Ancak, Irak ın kuzey bölgesindeki boşluğun giderilmesi ile ilgili muhatap kesinlikle ve biran önce belirlenmeli, bu doğrultuda gerek ABD, gerekse Irak taki yönetimler ile diplomatik girişimlere hız kazandırılarak, sınır güvenliğinin sağlanması, giriş-çıkışların kontrolü ve sınır içerisindeki terörist faaliyetlerin engellenmesi yönündeki talepler, kesin ve kararlı bir tavır ile karşı tarafa bildirilmeli, aksi taktirde sorumluluğun karşı tarafta olduğunun altı, son kez ve kalın çizgilerle net olarak çizilerek dünya kamuoyuna duyurulmalıdır.
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |
||||
%47
%47 ye bakıyorum.
Anlam vermeye çalışıyorum.
Kim bu insanlar?
Neyin peşindeler?
Ne hayal ediyorlar?
Neye hizmet ettiklerinin farkındalarmı acaba?
SINIR ÖTESİ OPERASYON, GETİRİ VE GÖTÜRÜLERİ
Son aylarda Irak ın kuzeyinden sızmalarla yapılan terörist eylemler nedeniyle sabrı taşan Türkiye, kamuoyunun beklentileri doğrultusunda, Irak taki terör örgütü PKK ya yönelik geniş çaplı bir sınır ötesi operasyona izin anlamında tezkereyi TBMM de onayladı.
İMKÂNSIZ AMA, DİYELİM Kİ KÜRDİSTAN KURULDU !
Şunu baştan kabul etmek gerekir ki; Türkiye deki yaklaşık yirmi yıldır süregelen PKK terörünün ve ilişkili Kürtçülük faaliyetlerinin amacının, iddia ettikleri gibi;
EMPERYALİZM
Emperyal güçler,emperyalizm ; Bu kelimeleri bu günlerde çok sık duyar olduk.Bu çok tehlikeli birşey ama biz bu tehlikeyi yanlış algılıyoruz gibi.