|
Aslında "Oğlunun cenazesine katılmadı ! " adı altındaki bu haber Sayın Savaş Ay'ın bir röportajından alınmıştır.Ancak bir annenin en acılı gününde bile cesurca ve yürekten söylemlerini sizlerle paylaşmaş istedik...
Diyarbakır'daki saldırının kurbanlarından Eren, öldüğünü sandığı babasının yaşadığını yeni öğrenmişti. İşte o baba, oğlunun cenazesine bile katılmadı.
Eren Şahin'i Türkiye, geçtiğimiz perşembe günü Diyarbakır'da patlayan bombayla tanıdı. PKK'lı hainlerin gerçekleştirdiği saldırıda hayatını kaybedenlerden biriydi o. 18 yaşında pırıl pırıl bir gençti. O günden sonra Eren'le ilgili çok şey yazıldı, söylendi. Eren'in acılarla dolu hayatının sır perdesini ise TAKVİM aralıyor.
Annesi Oya Hanım, Eren henüz 1.5 yaşındayken babası mühendis Mehmet Doğan Şahin'den boşanmış. Başbakan Erdoğan'ın bile taziye ziyaretinde bulunduğu Oya Hanım'dan öğreniyoruz ki babası öz oğlunun cenaze törenine de katılmamış. Daha da acısı eşinden ayrıldıktan sonra Eren'i hiç görmemiş.
Diyarbakır'daki hain saldırıda hayatını kaybeden Eren'in dramının içinden dram çıktı... İşte, öldü bildiği babasını yıllar sonra bulan gencin filmleri aratmayan hikayesi....
Diyarbakır'daki bombalı saldırıda hayatını kaybeden 18 yaşındaki Eren Şahin'in geride bıraktığı hikaye yürekleri dağladı. Talihsiz gencin, daha 1.5 yaşındayken annesinden boşanıp Diyarbakır'dan ayrılan makine mühendisi babası Mehmet Doğan Şahin'i ömür boyu görmediği anlaşıldı. Öz babanın, filiz gibi bir evlada hayattayken sahip çıkmamasının yanı sıra yaşamını feci şekilde kaybetmesinden sonra da ortaya çıkmadığı belirtildi. Bilindiği gibi, her gün yüzlerce kişinin dolup taşarak baş sağlığı dilediği taziye evine Başbakan Erdoğan bile gitti. Öz babanın cenazeye, kabristana, taziyeye gelmek şöyle dursun bir telefon bile açmadığı gerçeği son derece yadırgandı.
Bu durumu öğrenince acılı anne Oya Hanım'ı aradım. Önce dilim bu soruyu sormaya varmadı. Oya Hanım cesur, aydın, yüreği dilinde bir anneydi ve haykırıyordu: "Cesur olun Savaş Bey. Sizler de medya olarak cesur olun. Ben bu şehrin kızıyım. Diyarbakırlı'yım. Beni bu ülke, bu devlet, bu millet büyüttü. Bu devletin okullarında okudum, mühendis oldum. Her şeyimizi bu vatana, bu devlete borçluyuz. Ne ayrı gayrımız olmuş bugüne kadar? Bizim haklarımızı alacak diye ortaya çıkan çapulcular, bizi temsil edemez. Talabani'nin adı Celal değil mi? Barzani'nin adı Mesut değil mi? Bu isimler bizim kullandığımız isimler değil mi? Nereden çıkıyor tuhaf tuhaf adlar, kod adları, eylemler? Ve unutmayın benim oğlum bir eğitim şehididir."
Sonra zorlukla da olsa sordum o yakıcı soruyu: - Eren'in babası geldi mi, aradı mı? Anladım ki Oya Hanım bu konuda son derece duyarlı. Babayı bulup televizyona çıkartacağımızdan yana tedirgin. Asla böyle bir düşüncemin olmadığını söyledim. Yine de ketum davrandı; "Özel hayatın bu acılı günlerde didiklenmesini istemiyorum. Sizden de hassasiyet rica ediyorum" dedi. Onu çok iyi anlıyor ve hak veriyorum. O nedenle pek çok özel bilgiyi hayat boyu kendimde saklamayı uygun görüyorum. Olayın haber kısmını ise birkaç satırla yazmanın mesleki zorunluluk olduğunu anlatıp bu kadarına izin rica ediyorum. İşte o haber satırları. Yorumsuz, eğip bükmesiz, uzatmasız olarak yan tarafa yazıyorum. Okuyan kendi yüreğinde tartsın olayı. Kararı kendi içinde versin, acılı bir aileye daha fazla duygu yükü binmesin.
Oya Hanım'ın babası kentin çok sevilen, önemli bir tüccar terzisidir. Askeriye başta olmak üzere tüm kamu kurumlarının üniformalarını o ve kalfaları dikmektedir. Eren'in annesi Oya Hanım ve Mehmet Doğan Şahin, bir arkadaş ortamında tanışıp 1990 yılında Diyarbakır'da evlenirler. Ertesi yıl Eren Şahin dünyaya gelir. Anne inşaat, baba makine mühendisidir. Genç mühendisler başarılı çalışmalara imza atmaktadır. Oya Hanım Şırnak'ta polis lojmanlarının inşaatını yapacaktır. Ancak terör örgütü devamlı surette kendisini tehdit eder. Oya Hanım bu tehditlere pabuç bırakmaz. Ancak bir gün şantiye yoluna döşenen mayın araçlarının altında patlar. Şoförün ayağı kopar, Oya Hanım yaralanır.
Daha sonra çiftin arasında geçimsizlik çıkar. Konuşur anlaşırlar. İş uzamayacak. İki taraf da birbirini örselemeyecek. Herkes kendi yoluna gidecektir. Nitekim böyle de olur. Eren annede kalır, baba evden ve kentten ayrılıp Bursa'ya gider. Oya Hanım'ın işleri daha çok İstanbul'da olduğu için Eren'e anneanne bakmaktadır. Boşandıktan sonra oğlunu asla aramayan babanın vefat ettiği sanılmaktadır. Ancak geçtiğimiz aylarda Eren'in kaybolan nüfus cüzdanını çıkartmak için nüfus idaresine gidildiğinde, gerçek ortaya çıkar. Orada yazılanlara göre baba 2. kez evlenmiş, bu evlilikten 2 de kız çocuğu doğmuştur. Eren babasının sağ olduğunu 2 de kız kardeşi olduğunu öğrenince çok şaşırır. Yakınlarına, "Ben bu kağıtlardan onun yaşadığını gördüm, öğrendim. O da beni biliyordur. Evimizi, telefonumuzu biliyordur değil mi?" diye sormaktadır. Bütün bu soruları yanıtsız kalan Eren talihsiz bir şekilde yaşamını yitirirken, yanıtı devam eden hayat verecektir. Babası öz oğlunun katledilmesinden sonra bile bırakın eve, cenazeye, kabristana gelmeyi, bir telefonu bile esirgemiştir.
Takvim / Savaş Ay
|