Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
13
Ekim
2008
Önsayfa arrow Yazarlarımız arrow Gül KÜLCÜ arrow Sevgiyi aramak...!
Sevgiyi aramak...! Yazdır E-posta
Gül KÜLCÜ - gulkulcu@dengeli.com   
Cumartesi, 11 Ekim 2008

Gül KÜLCÜ
www.gulkulcu.com
Nedir sevgiyi aramak, neden aranır sevgi hiç düşündünüz mü..?
Sevgiyi arıyorum…! Benim tek istediğim gerçek sevgi, başka bir şey istemiyorum…!! Sevgiye ama gerçek sevgiye susamışım ben…!

Bu ve benzeri cümleleri ne kadar çok duyar olduk. Duyar ve söyler olduk.
Peki nedir sevgiyi aramak..? Sevgi nasıl bir şeydir, nerelerde bulunur ki hep aranır da bir türlü bulunmaz? Bulunsa da uzun ömürlü olmaz çabucak biter, sonra yine yeni bir sevgiyi aramaya başlarız.

Sevgiyi aramak nedense daha çok karşı cinsler arasında söz konusu olur.
Yoksa bir çiçeğe olan sevgi aranmaz..!
Yada ne bileyim, bir dondurmaya duyulan sevgi aranmaz. Çiçeği bulursun, dondurmayı satın alırsın olur biter.
Ama karşı cins söz konusu olunca, nedense hemen “ben gerçek sevgiyi arıyorum” durumu söz konusu olur.
Bu bir savunma sistemi midir, bir korunma içgüdüsü müdür? Yada daha önce yaşanan kötü anıların, tekrarından duyulan bir korku mudur? Karşıdakine duyulan bir tuhaf önyargı mıdır “ben sadece gerçek sevgiyi arıyorum, istiyorum” tavrı..??
Soruları çoğaltmak mümkün. Öyleyse cevaplara bir yerden başlamak gerek.

Nedir aranan gerçek sevgi..?
Daha doğrusu sevgi nedir..?
Bu soruların cevapları için bilimsel araştırmalar filan yapmadım. Yaşımdan ve yaşadıklarımdan aldığım tecrübelerle yaklaşacağım konuya.
Sevgi, bence her şeyden önce insanı mutlu eden bir şeydir.
Sadece insanı mı, tüm canlıları mutlu eden bir şeydir. Bir hayvana duyduğunuz sevgiyi hayvan hemen hisseder; sakinleşir, size sokulmaya, şımarmaya başlar. Yani sevildiğini hemen anlar. Tam tersi sevgisizliğinizi de…! Sevgisizliğinizi hissettiğinde hayvan sizden uzaklaşır, saldırır vs.
Bazı çiçek severler, çiçeklerin de sevgiyle büyüdüklerini iddia eder.
Ne kadar doğrudur bilmem, bu konuda tecrübem yok. Yalnız penceremde bir mor menekşem var, ayda yılda bir varlığını hatırlayıp su koyarım toprağına. Kaç kez solup yeniden dirildiğini unuttum. Sanırım o beni çok seviyor ve ayrılıp gitmek istemiyor. Çünkü ne zaman ölmeye yüz tutsa, bir bardak suyla yeniden hayata dönüyor. Su verirken birkaç kez özür diliyorum tabii kendisinden, unutkanlığım için beni bağışlamasını istiyorum. Sanırım beni hem seviyor hem de çok affedici bir menekşe. İnatla ve ısrarla yaşamayı sürdürüyor…

Bu durumda sevginin her canlıda bulunabilecek bir şey olduğunu, öyle parayla pulla satın alınacak bir şey olmadığını, sırf bulmak için emeğe gerek olmadığını söyleyebiliriz.

Peki öyleyse nedir bu “gerçek sevgiyi arıyorum” ısrarı ve inadı..?

Sanırım aranan sevgi değil. Aranan daha doğrusu bu cümlede, sevgiyi aramak değil bulunan sevgiyi kaybetmek korkusu gizli…!
Öyleyse bu korkunun sebebi nedir, önce bunu anlamak gerekir..? Çözümlere ulaşmanın birinci adımı sorunun adını doğru koymaktır bence.
Tamam; sevgiyi bulduk, bir canlıyı sevdik. Örnek; köpeğimizi, kedimizi sevdik. Onun da bizi sevdiğine inandık. Çok fazla emek de vermedik, kanımız kaynadı birbirimize diyelim. “Sevgi emek ister” özdeyişi başlangıçta çok da gerekli değil gibi görünüyor. Ancak, emeksiz bulunan bir sevgiyi kaybetmemeye çalışmak kısmında, emek olmazsa olmaz şartların başında geliyor.

Hayvan, çiçek böcek sevgisinde sevgiyi kaybetmemek çok fazla emek istemiyor belki. Çünkü hayvanlar –ve bence bitkiler- çabuk affediyor. Çünkü onların sahipleri dışında fazla alternatifleri yok. Nankörlükle karşılaşsalar bile unutmak zorundalar. Kin tutanları da vardır mutlaka ama sayılarının fazla olduğunu sanmıyorum. Sonuç olarak aldatılmış olsalar bile bunun farkında olmadıkları için sahiplerinin sevgisini yeniden bulduklarında çok çabuk mutlu oluyorlar.

Peki ya insanoğlu..?! Ondaki bu sevgi arayışının temelinde yatan, aldatılma korkusu olabilir mi..? Gerçek sevgiyi arıyorum derken beni aldatmayacak birini arıyorum diyor olabilir mi..?
İnsanda durum çok daha farklı. Sevgiye sahip olmak, onu korumak ve kaybetmemek çok büyük emek ister.
Ancak bu emeği önce sen ortaya koyacaksın, sonra karşındaki ortaya koyacak ve sevgiyi bulacaksın. Burada sözünü edeceğim sevgi, insanın insana sevgisi. Hem kendi cinsine hem karşı cinse duyduğu sevgi. Adına dostluk, arkadaşlık, sevgililik denen sevgilerden söz edeceğim.

İnsan, sevildiğinden her zaman değil ama sevdiğinden her zaman emindir. Onun için ben sevilmekten sok sevmeyi severim.
Sevmek güzeldir.
Ancak sevmek çoğu kere yanıltıcıdır. İnsanı farkında olmadan yanılgıya düşürür. Çünkü birini sevdiğinizde, onu yüreğinizde bir yere koyduğunuzda; o kişiyi değil, kendi beyninizde biçimlendirdiğiniz kişiyi yüreğinize koyarsınız. Siz ona bir kıyafet tasarlayıp giydirirsiniz ve o giysiyle içinize alırsınız.
Bir süre sonra o giysinin aslında o kişiye hiç de uymadığını, kolunun kısa olduğunu, bedeninin dar geldiğini ya da ne bileyim etek boyunun veya paçasının fazla uzun olduğunu fark edersiniz. Kısaca; o giysinin sahibinin, o kişi olmadığını görürsünüz.
İşte hayal kırıklığı tam bu noktada başlar.

Sevmişsinizdir hem de çok sevmişsinizdir ancak; sevdiğinizi sandığınız kişi aslında sizin tanıdığınız değil bir başkasıdır. Siz kurduğunuz bir hayali sevmişsinizdir.
İşte tam bu noktada başlarsınız sızlanmaya;
Aslında benim istediğim tek şey gerçek sevgiydi. Ben gerçek sevgiye açım. Gerçek sevgiyi arıyorum ama bulamıyorum… Vs… Vs…

Gerçek sevgi…!?
Bir insana kendi biçtiğiniz kalıbı giydirmeye çalışacaksınız, o kalıba uymadığını görünce de kendinizi değil o insanı suçlayacaksınız ve gerçek sevgiyi aradığınızı ama nedense bir türlü bulamadığınızı söyleyeceksiniz..! Doğru mu bu..? Siz gerçek sevgiyi mi arıyorsunuz, kalıbınıza girecek bir rol modeli mi..?
Bunu hepimiz yapıyoruz.
Ben çok sık yapıyorum. Her defasında mutsuz oluyorum ama yine yapıyorum. Bir gün akıllanmayı umuyorum..!

Öyleyse çözüm ne..? Mutsuz olmamak için ne yapmalıyız..?
Sanırım cevap tek; Gerçek sevgiyi arıyorsak, gerçeği baştan kabul etmeliyiz.
Karşımızdaki insanın; bizim kalıplandırdığımız bir insan olmadığını, kendi kimliği olduğunu daha baştan kabul etmeliyiz.
Sevgilerimizde karşımızdakine opsiyon tanımalıyız. Onu olduğu gibi kabul edemiyorsak, daha baştan duygularımızın adını koymalıyız.
Hiç kimse bizim beynimizdeki gibi olamaz..! Bu hayatın olağan akışına aykırı. Çünkü herkesin bir karakteri var, bir duruşu var..! Bunu değiştirmeye kalktığımızda, daha baştan beynimizi; olmayan bir insanı sevmeye şartlandırdığımızda hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor maalesef…!

Öyleyse adına “gerçek sevgi” dediğimiz şey aslında; “gerçeği olduğu gibi kabul etmek” ten başka bir şey değil.
Biz nasıl ki; kendimizi değiştirmeyi, kalıplara sokmayı isteyen biriyle mutsuz oluyorsak, başkaları da bizim benzer tavrımızdan mutsuz oluyordur. Öyleyse durmamız gereken yeri bilmek, bizi gerçek sevgiye götürecektir.

Eğer gerçeği baştan kabul etmezsek sonuçta aldatılmak kaçınılmaz olacaktır.
Önce kendimizi aldatacağız, kandıracağız…! Hayali bir kahraman yaratıp ona aşık olarak, yüreğimize en büyük kötülüğü kendimiz yapacağız.
Sonra, karşımızdaki insan, ona taktığımız prangalardan kurtulduğu ilk anda bizi aldatacaktır. Belki farkında olmadan bir başka prangaya koşacaktır ama mutlaka gidecektir. Giderken, aldatılmanın hançerini yüreğimizin orta yerine saplayıp gidecektir. Aslında bu hançeri onun eline biz vermişizdir ve zamanı geldiğinde tereddütsüz kullanmasına biz sebep olmuşuzdur.
Aldatmak ya da aldatılmak, aslında kendi kendimize yaptığımız birer kötülüktür.

Sevdiğimizi aldatırız..!!
Aldatırken, yaptığımızın aldatmak olduğunun farkına varmayız, haklı gerekçelerimiz vardır. İstemeden aşık olmuşuzdur, kendiliğinden gelişmiştir her şey, aslında hala onu seviyoruzdur ama öbürünü de seviyoruzdur… Vs… Vs…
Karşımızdakinin yıkıldığını gördüğümüz anda yaptığımızın aldatmak eylemi olduğunun farkına varırız. Ama geri adım atmayız çoğu kere, yeni gerekçelerle kendimizi haklı çıkarmanın yollarını ararız ve buluruz da..!

Aldatılırız…!
Bu durumun da sebebi çoğu kere bizizdir.
Karşımızdakini tanımamışızdır. Ona farklı ve büyük olasılıkla hak etmediği bir değer vermişiz, kendimizi daha baştan aldatarak, aldatılmayı hak etmişizdir.
Aldattığımızda, kendimizi kurtaracak haklı gerekçeler aradığımız gibi, aldatıldığımızda da bize sunulan gerekçelerin, doğru olmasını dileriz. Kırılan gururumuzu, yerlerde sürünen onurumuzu, bir başka yalanla kurtarmaya çalışırız.
Sonra döneriz yeni baştan, “gerçek sevgi yi aramaya” başlarız ve bu hikaye böyle sürer gider...!

Gerçek sevgiyi ararken, gerçeği göz ardı etmemenin ve daha baştan kabul etmenin, ilk şart olduğunu unutmadığımız sürece gerçek sevgi bizi bulacaktır, eminim…

Sevgiyle...


 

0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy