Şifremi unuttum üye/Kayıt Olmak istiyorum
Giriş
24
Ekim
2008
Önsayfa arrow Yazarlarımız arrow Harun GÖKYİĞİT arrow Kur Politikası ve Dış Borç Stoğu
Kur Politikası ve Dış Borç Stoğu Yazdır E-posta
Harun GÖKYİĞİT   
Pazartesi, 13 Ekim 2008
Harun GÖKYİĞİT

İş başındaki AKP Hükümeti göreve geldiğinden bu yana dış borç stoğu sürekli artış göstermektedir.

Bu artışın bir kısmı elbette doların değer kaybından ileri gelmiştir.

Bu dış borç stoğu SDR’lerde dolar cinsinden hesaplandığı için diğer tarafta kalan avro ve yen cinsinden olan dış borçları dolar cinsinden hesapladığımızda ortaya çıktığını çok daha rahat bir şekilde görmüş oluruz.

Değerli okurlar; Bakınız bu dış borçların 70.3 milyar dolarlık olanı kamu borçlarıdır. Avrupa Birliği’nin Maastricht Kriterleri’ne göre kamuya ait iç ve dış borç stoğunun GSMH’ya oranı en fazla %60 olmak zorundadır.

Dolayısıyla iş başındaki AKP Hükümeti’nin bu 6 yıllık iktidarı döneminde kamu borç stoğunun ne kadar artırıldığı bugün daha da önemli bir hale gelmiştir.

2 Kasım 2002 Genel Seçimleri’nden bugüne kadar dış borç stoğu fert başına 41.2 oranında artmıştır.

Değerli okurlar; Bakınız bu borcu yaratan bizler değiliz, bu borcu yaratan AKP Hükümeti ve bu hükümetin başında bulunan ve bu hükümetin tüm icraatlarından tek başına sorumlu olan  Hükümet Başkanı’dır.

AKP Hükümeti’nin ve  Hükümet Başkanı’nın yaptığı bu borcu memura, emekliye, işçiye, dar ve sabit gelirliye, çiftçiye, dul ve yetimlere ödetmeye hakkı yoktur.

Değerli okurlar; biliniz ki bu borcu yapanlar popülizmin en önde gidenleri, yandaş çarkı, ahbap çavuş ilişkisi ekonomisiyle halkımızın sırtında parazitlenmiş bu siyasetçiler ve rantiyecilerdir.

Ama bu yapılan borcu ödeyecek olanda sizlersiniz.

Bu anlayışla, bu zihniyetle ne devlet idare edilebilir nede ekonomi idare edilebilir.

AKP Hükümeti döneminde de geleneksel talan ve hortumlama ekonomisi aynen devam etmektedir.

İlk olarak 2002 Genel Seçimleri’nde yoksulların, kimsesizlerin, garip gurabanın, kendini dışlanmış, ezilmiş, itilmiş, kakılmış hissedenlerin, sabit gelirlilerin, emeklilerin, dul ve yetim kalmışların oylarıyla iktidara gelen AKP Hükümeti 6 yılın sonunda görülmektedir ki; iktidarın bütün nimetlerini kendisine arka çıkan bir kısım büyük sermaye sahipleriyle ve rantiyecilerle paylaştığı gibi memleketimizi milyarlarca dolar borca sokarak bütün bu soktuğu borçları da fakir fukaranın, garip gurabanın, yoksulların, dul ve yetim kalmışların, emeklilerin, çiftçinin, işçinin, kendisini dışlanmış, ezilmiş, itilmiş ve kakılmış hissedenlerin, sırtına yükleyerek cumhuriyet tarihinin en büyük borç alma rekoruna imza atmıştır.

Değerli okurlar; Bakınız bugün 21 Temmuz 2008 tarihi itibariyle memleketimizde doğan her bebek 4 bin 687 YTL. borçla doğmaktadır. Bakınız asgari ücretle çalışan bir işçi bu borcu ödeyebilmek için yemeden ve içmeden 15 ay boyunca 24 saat boyunca çalışması gerekmektedir.

Değerli okurlar; Aşağıda hazırladığım tabloda Dış Borç Stoğu Tablosu’nda durumu daha rahat görebilirsiniz.

Milyon $

2002 Yılı
1. Dönem: 125.043
2.Dönem: 126.044
3.Dönem: 127.045
4.Dönem: 128.046

2003 Yılı
1.Dönem: 133.045
2.Dönem: 137.936
3.Dönem: 142.037
4.Dönem: 145.833

2004 Yılı
1.Dönem: 145.026
2.Dönem: 147.486
3.Dönem: 152.153
4.Dönem: 161.900

2005 Yılı
1.Dönem: 159.937
2.Dönem: 162.118
3.Dönem: 165.269
4.Dönem: 170.300

2006 Yılı
1.Dönem: 172.200
2.Dönem: 173.345
3.Dönem: 174.450
4.Dönem: 175.345

2007 Yılı
1.Dönem: 180.150
2.Dönem:  181.175
3.Dönem:  182.221
4.Dönem:  183.143

2008 Yılı
1.Dönem: 183.674
2.Dönem:  184.125
3.Dönem:  185.237
4.Dönem: tahmini 186.362

Değerli okurlar; Burada önemli bir noktayı belirtmem lazım, uygulanan kur politikası ve özellikle Merkez Bankası’nın döviz kurlarını enflasyon için çıpa olarak kullanmış olması, dış borçlanmayı cazip hale getirmiştir.

Şimdi de Türk Lirasının faiz oranlarının %22-23 olması olması buna karşın döviz hesaplarının faiz oranlarının %5-6 oranında olması kurların baskı altında tutulması demektir.

Burada kurların baskı altında tutulması dış borç stoğunu şu şekilde etkilemiştir. Birinci şekil: Faiz kur makasından dolayı kısa vadeli sermaye girişi artmıştır.

İkinci şekil: Türk lirası faiziyle döviz faizi arasındaki fark dış borcu arttırmıştır. Faizlerin düşmesine rağmen %10 enflasyon beklentisiyle  Türk lirası reel faiz oranı halen %22-23 arasındadır.

Oysa yurt dışından dış borçlanmada özel sektör sigorta’da dahil en fazla %3.5 ila %4 oranında borçlanma imkanı bulmaktadır.

Ne var ki bu süreç yine bankaların ve özel sektörün döviz pozisyonu açığı vermelerine neden olmuştur. Bunun için yeni bir kur politikasına acilen ihtiyaç vardır, ancak yeni kur politikası da sorun oluşturacaktır.

 Üçüncü şekil: Kurlar düşük kaldığı sürece cari açık mutlaka artmaya devam edecektir. Cari açığın bu sene sonunda 49 milyar doların üzerine çıkacağı aşikardır, bunu hep birlikte bu yıl sonunda yaşayarak göreceğiz.

Burada cari açık yabancı sermaye girişi ile kapatılırsa sorun olmaz ama Türkiye’ye geldiği iddia edilen yabancı sermaye yatırım amacıyla ve yeni fabrikalar açıp yeni teknolojileri üretmek için gelmemektedir.

Mevcut kamu tesislerini hemde kar elde eden tesisleri satın alıp işletmek için gelmektedir.

Ayrıca Türkiye’de gözden kaçırılan bir noktada Türkiye’ye geldiği iddia edilen yabancı sermaye sahipdarlarının %65’lik bölümü kendi ülkelerinde hapis cezası almış, sahtekarlık ve dolandırıcılıktan hapis cezasına mahkum olmuş, kimisi kefaletle kimisi cezasını çekip dışarı çıkmış sicili kara lekeli olan sermaye sahipdarları ve yöneticileridir.

AKP Hükümeti cari açığı dış borçla kapatmaya çalışmaktadır.

Bu uygulanan yanlış ekonomik politikalarının bedelini elinde sonunda halkımız maalesef acı acı çekip bedelini en ağır şekilde ödeyecektir, acı ama gerçek bu.

Şimdi iş başındaki AKP Hükümeti’ne uyarılarımdan biride tüketici kredilerinde gelinen korkutucu boyutlara dikkat çekmek istiyorum.

Merkez Bankası memleketimizdeki tüketim harcamalarının talep artışı yaratacağından dolayı enflasyonu frenlemeye engel olacağından endişe ediyor.

Makro bazda özel tüketim harcamalarında kısmı bir artış olmasına rağmen devletin nihai tüketim harcamalarında kısıtlamaya gidildi.

Hafızam beni yanılmıyorsa ki; Allah’a şükürler olsun hafızamın beni yanılttığı çok enderdir, şükürler olsun ki dün ne yediğini bile unutan balık hafızalı tiplerden değilim, devletin nihai tüketim harcamalarında -2.4 idi.

Buna mukabil olarak tüketici kredisi kullananların sayısı da 2002 senesinde 1.3 milyon kişi iken 2008 senesinin 10. ayı itibariyle 10 milyon 180 bin kişiye ulaşmış durumda.

Değerli okurlar; Aşağıda hazırladığım tabloda Tüketici Kredileri olarak verdiğim rakamlar kredi kartları dışındaki kullanılan Tüketici Kredisi kullananlardır.

2000 Yılı: 2.8 milyon kişi

2001 Yılı: 0.8

2002 Yılı: 1.3 milyon kişi

2003 Yılı: 2.3 milyon kişi

2004 Yılı: 2.8 milyon kişi

2005 Yılı: 3.383 milyon kişi

2006 Yılı: 4.172 milyon kişi

2007 Yılı:  4.180 milyon kişi

2008 Yılı: 10 milyon 180 bin kişi

Bakınız 2008 senesinde tüketici kredileri içinde 2.38.507 kişi taşıt kredisi kullanmış, taşıt kredisi kullananların sayısı toplam içinde %10.5 ediyor. Ne var ki kullandıkları kredi miktarı toplam kredilerin toplam %45’ine ulaşıyor.

Hepimizin bildiği gibi bankalar tüketici kredilerini üç ayrı gruba ayırıyorlar. Taşıt ve konut dışında üçüncü gruba ihtiyaç kredileri adı veriliyor. Bu ihtiyaç kredileri de ev geliştirme, eğitim, mobilya gibi kredilerdir. Burada en düşük faiz aylık %1.80 ila taşıt kredilerindedir.

Taşıt kredilerinin diğerlerinden daha az riskli olduğu için faiz oranı da daha düşüktür. Bunun nedeni de borcu olan taşıdın resmi yoldan satışının yasak olmasıdır. Aylık 1.80 faizin yıllık bileşik faizi %23.9 tutulmaktadır, masraflarıyla %24 oranında faiz dersek ve 2008 enflasyon oranını da en iyimser tahminle %18-%20 arasında olursa taşıt kredilerinde reel faiz oranı %13.8 ila %14 demektir.

Tüketici açısından %13 veya %14 faiz uluslararası standartlarda yüksek, Türkiye standartlarında ise normaldir. Bakınız burada gelinen noktada bir tehlikenin sinyallerinin var olduğu apaçık ortadadır.

Tüketici kredilerinin ve kredi kartlarının artmasından Merkez Bankası enflasyon açısından rahatsızlık duyuyor, bankalar ise geri dönmeyen kredilerin artmasından korkuyorlar, AKP Hükümeti’nin ekonomi yönetimi ise tam bir aymazlık içinde hiçbirşey olmuyormuş gibi, sanki ekonomi de her şey yolunda gidiyormuş, her şey normal gidiyormuş gibi bir zihniyet ve tavır içersinde hareket etmektedir.

İşte Türkiye açısından talihsizlik ve anormal olanda işte budur.

Burada memleketimin insanına, sevgili vatandaşlarıma bazı tavsiyem olacak.

Oda tüketici olarak yapacakları en iyi iş dövizle borçlanmadan uzak durmalarını, en fazla bir yıl taksit ödemeleri kalanlarının bu taksitlerini ödedikten sonra kesinlikle yeni bir borçlanmaya girmemelerini, 1 yıldan fazla borcu olan insanlarımızı çok üzgünüm ama maalesef çok kötü günler bekliyor, 1 yıldan fazla borcu olan vatandaşlarımızın allah’a dua etmekten başka yapabilecekleri bir şey yok yada borçlandıkları her ne ise ondan vazgeçecekler, taksitlerini durdurup şimdiye kadar ödedikleri paraları geri alıp bu durumdan kurtulacaklar bunun başka bir alternatifi yok.

Önümüzdeki 1 ila 6 ay boyunca orta gelirli ve fakir vatandaşlarımızın nefsine sahip olarak hiçbirşeyi fazladan tüketmemeleri, masraflarını kısmalarını ve ayaklarını yorganına göre uzatmalarını, mutfak masrafından, giyecek masrafına kadar kısıntıya gitmelerini özellikle çarşıda pazarda kredi kartıyla alış veriş yapmamalarını, yeni hiçbir ürün almamalarını, arabası olanların arabalarını kullanmayıp toplu taşıma araçlarını kullanarak işe ve eve gitmelerini, 1 yıl ila 6 ay boyunca kemerlerini sıkmalarını biraz parası olan vatandaşlarımızın da yatırım olarak sadece altın almalarını öğütlüyorum, kesinlikle kağıt almayın, borsa’dan uzak durun, parası olan sadece altın alıp evinde bir köşeye koyup saklasın bunu önemle hatırlatıp bu uyarıyı vatandaşlarıma yapmayı kendimde bir görev biliyorum.

Eğer bu dediklerimi yapmaz kulak arkası ederseniz perişan olursunuz efendim zaten benim durumum kötü derseniz açık söylüyorum durumunuz bugünkünden çok kötü olur bir sene sonra intiharın eşiğine gelirsiniz bunu bu kadar açık ve net söylüyorum.

Çünkü bir Kırgız atasözü der ki: Doğru eğilir ama kırılmaz.

Ben Harun Gökyiğit;  şimdiye kadar ne siz değerli okurlarımı, nede sevgili vatandaşlarımı hiçbir zaman hayatımın hiçbir döneminde ve çocukluğumdan bu yaşıma gelene kadar süreçteki zaman dilimlerinde hiçbir zaman aldatmadım ve hiçbir zaman yalan konuşmadım, yalan yazmadım.

Burada bu yorumlarımı ve yazılarımı yazarken sadece kendi doğrularımı, bildiklerimi değil, var olan genel doğruları da anlatıp yazdım. Sadece gerçekleri yalnızca gerçekleri söyledim ve yazdım.

Taraflı mıydım? Evet taraflıydım. Çünkü hayatta tarafsızım diyen, hiçbir etliye sütlüye karışmayan insanların memleketimin insanlarına yalan söylediklerini ve aldattıklarını gayet iyi biliyorum.

Bu yüzden de elbette taraflıydım. Benim tarafım ve taraflılığım öyle başkalarının ki gibi başka milletlerin ve devletlerin menfaatini ve çıkarını gözeten değil, sadece kendi memleketimin menfaatini ve çıkarını gözeten, önceliği buna veren, Türk Milleti’nin menfaat ve çıkarını gözetip koruyan, ne mutlu Türk’üm diyene diye diyenlerin menfaat ve çıkarını gözetip koruyan, laik, demokratik, cumhuriyetçi, Atatürkçü, Atatürk ilke ve inkılaplarının daimi bekçisi olmuş olanların menfaat ve çıkarını gözetip koruyan, esas değeri, esas önemi buna veren taraftır ve tarafıdır.

Benim için zaten böyle de olması gerekir. Çünkü bu dünyada gezip gördüğüm, bu yaşıma kadar da öğrendiklerimden sonra bu yaşadığımız dünyanın bir gerçeği vardır ki; oda her ulus, her devlet sadece ve öncelikle kendi milletinin ve devletinin menfaatinin çıkarlarını koruyup bu şekilde dünya üzerinde siyaset arenasında mücadele ettiğidir.

Bunun dışındakiler, yani bu anlayışın dışındakiler ise sadece sömürge olmuş ve sömürgeliği kabul etmiş, bir başka devletin ve milletin yanaşması olmayı kabul edip bunu içine sindirip hazım etmiş halkı müstemleke olmuş ülkelerdir.

İşte bu yüzden tarafım ve taraflıyım. Hepte taraf olarak kalacağım. Benim tarafım ve taraflılığım Üniter Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarafıdır. Türk Milleti’nin tarafıdır. Ulusal ve milli hasletlerin tarafıdır. Değiştirilemez olan Atatürk ilke ve inkılaplarının tarafıdır. Atatürkçülüğün tarafıdır. Son Başbuğ Atatürk’ün çizdiği yolun tarafıdır. Geleneklerimizin, göreneklerimizin Anadolu toprağımıza ve mukaddes Türk Sancağına olan tarafıdır.

Ben Harun Gökyiğit; bu vatanda doğdum, burada da öleceğim ve burada da gömüleceğim. Benim yerimde yurdumda bu topraklardır, ben buraya, bu vatana, bu topraklara aidim, başka bir yere asla değil.

Çizgileri zikzaklı olan insanların, kaypak ve poşa yürekli ve dönek karakterli insanlar olduğunu bana çekirdek ailem öğretti ve gösterdi.

Bu dünyada ve hayatta ki her şeyden daha fazla kıymetli ve özel olan devlet, vatan, sancak üçlüsünden daha fazla kıymetli ve özel değildir. Devletim, vatanım ve mukaddes olan sancağım hayattaki her şeyden çok daha fazla kıymetli ve özeldir.

Anamdan da, babamdan da, kardeşimden de, kendi öz çoluğum çocuğumdan da, sevgilimden de, yavuklumdan da, dedemden de, babaannemden de, büyükdedemden de, anneannemden de, arkadaşlarımdan da, herhangibi bir akrabamdan da kısaca her şeyden  çok daha fazla kıymetli ve özeldir.

Çünkü devletim var olursa, devletim yaşarsa bende var olurum bende yaşarım, devletim olmazsa bende var olamam ve yaşayamam.

Çünkü vatanım varolduğu sürece bende varolurum, vatanım olduğu sürece bende yaşarım, vatanım olmazsa varolamam ve yaşayamam.

Çünkü sancağım varolduğu sürece bende varolurum ve yaşarım, sancağım varolmazsa, sancağımın indirip yerine paçavra parçası olan bir bez dalganırsa ben varolamam ve yaşayamam.

Devlet, vatan ve sancak bir yana hayattaki diğer şeyler diğer bir yana.

Devlet, vatan ve sancak konusunda ne espriyi kaldırırır bunu anlayışla yada normalmiş gibi kaldırır makulmüş gibi görürüm nede devletime, vatanıma ve sancağıma başkasının tek bir olumsuz laf etmesine müsaade etmem ve edemem.

Devletim, vatanım, sancağım bahsi söz konusu olduğunda karşıma kim çıkarsa çıksın hiç kimseyi tanımam eğer ezip geçmem gerekiyorsa bağrıma taş basar silindir gibi ezer geçerim.

Kimseye kişisel olarak durduk yerde zarar vermem yada canını acıtmam ama benim dalımı kıran olursa, dalımı kıranın kim olduğuna bakmam ağacını kökünden söker kaldırıp atarım ve yedi sülalesi değil yedi cihan bir araya gelse bunu yapmama engel olamaz.

Bu dünyada yer yarılır gök kubbe birbirine girer ama ben asla ve asla s..... sene bu kaypak, poşa yürekli ve dönek karakterli insanların arasına girmem, ölürüm ama girmem, kendimi bu bedenimde taşıdığım kellemi vücudumdan ikiye ayırırım ama asla yine girmem.

Anlaya, anlayabilene….

Sağlıcakla kalın.


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy