Dengeli.net

01
Aralık
2008
YAZARLARIMIZ HARUN GÖKYİĞİT Tarih Sadece Aptallar için Tekerrür Eder


Tarih Sadece Aptallar için Tekerrür Eder

Değerli okuyucularım; Bugün sizlerle hayati derecede mühim gördüğüm bir olmuş olayı paylaşacağım.

Roma’da Conservatori Sarayı’nda ve Papa 10.Innocent’in heykelinin önünde imzalanan ve buna imzalarını koyan Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül adındaki zat’ların yapmış oldukları tarihe geçen bu vatana ihanetlerini, gaflet ve delaletlerindeki ince ve gözden kaçan ayrıntıları sizlerle paylaşmak ve sizlere de bu vesile ile ne kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuz konusunda bilgilendirmek istiyorum.

Değerli okurlarım; Avrupa Anayasası’nın imza töreni Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini sanki kesinleşmiş gibi gösterilmesi, bana bundan tam 148 yıl önce 1856 yılının 30 Mart’ında imzaladığımız bir başka metni hatırlatmıştır.

Değerli okurlar; Bu metin Paris Antlaşmasıdır. Biz bu antlaşma ile kağıt üzerinde de kalsa resmen ‘ Avrupalı ’ olmuş ve o zamanın Avrupa Birliği sayılan ‘ Avrupa Devletleri Konseyine ’ girmiştik.

O dönemde tahtta Sultan Abdülmecid vardı. Türkiye, Türkler, aynı o günlerde de aynen şimdi ki gibi Avrupalı olabilmek için yoğun bir şekilde çalışmaktaydı.

Nitekim 1839 yılında bu maksatla Tanzimat Fermanı ilan edilmiş ‘ gavura gavur denmeyeceği ’ ve ‘ memleketimizde artık her şeyin çok başka olacağı ’ söylenmişti.

Tanzimat memlekette birçok şeyi, özellikle düşünce yapısını ve gündelik hayatı etkilemişti. Entarinin ve kaftanın yerini ceket ve pantolon alıyor.

Şehirliler yemeklerini artık masada yemeğe başlıyor, hatta metalden yapılmış çatal ve kaşık bile kullanılıyor ama Türkiye’yi, Türkleri uzun zamandan beri ‘ hasta adam ’ olarak gören Avrupa  ‘ Bu kadarı yetmez, size daha fazla reform lazım ’ diyordu.

Bütün bunların arasında 1854’e gelindi ve Kırım Savaşı patladı. Türkiye’nin, Türklerin en zayıf anını yakaladığını fark eden Rusya,Ortodoks nüfusu himayesine almak istedi. İstanbul red edince de Eflak ile Boğdan’ı istila etti.

Boğazların Rusya’nın tehdidi altına girdiğini gören İngiltere  ile Fransa Türkiye’nin, Türklerin tarafını tuttular.

Rusya’ya harp ilan edildi ve Tuna boylarından Kars’a kadar uzanan sahada iki yıl boyunca devam edecek olan bir savaş başladı.

Daha sonra Avusturya ile İtalya’daki küçük Piomente Hükümeti de Osmanlılar’ın yanında savaşa katıldı. Kırım’ın neredeyse tamamı savaş meydanına döndü.

1855 Eylül’ünde Sivastopol müttefiklerin eline geçti ve hayli zorda kalan Rusya ateşkes istedi.

Değerli okurlarım; Barış Konferansı 1856 yılında Şubat’ında Paris’te toplanacaktı.

Türkiye,Türkler artık Avrupa’nın kendisini kabul edeceğinden emindi ama konferans öncesinde müttefiklerden beklenmedik talepler gelmeye başladı.

İngiltere ve Fransa ‘ Barıştan sonra yeni bir Avrupa kuracağız, sizde bu düzende yer almak istiyorsanız reformlara başlayın, mesela işkenceyi yasaklayın, azınlıklara bütün hakları verin, tam bir din hürriyeti sağlayın, ekonominizi düzeltin ve borçlarınızın tamamını ödeyin, bunların hepsini yaptıktan sonra gelin konuşalım. ’ diyordu.

Avrupa’nın bu taleplerine aynen bugünkü gibi ucu ucuna cevap verebildik.

Sultan Abdülmecid, Paris Konferansı’nın başlamasından bir hafta önce, 1856 yılının 18 Şubat’ında tarihe ‘ Islahat Hatt-ı Humayunu ’ diye adı geçen meşhur fermanını yayınlayıp devlete daha çağdaş bir hava vermeyi düşündü.

Zamanın Sadrazamı Ali Paşa ‘ Avrupalı olmamızın şartlarını bize yazdırmalarını beklemeyelim. Böyle bir muamele devlet için utanılacak bir vaziyet yaratır. Dolayısıyla işi konferanstan önce kendimiz halledelim. ’ demiş ve Islahat Fermanını konferansın toplanmasından bir hafta öncesinden yayınlatıp Avrupa’yı gelişmelerden haberdar etmişti.

Fermanın maddelerini İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçilerinin yazdıkları söyleniyordu ama o dönemde de tıpkı bugünkü gibi her şeyimizi kendimiz yapmış gibi görüp zevahiri kurtardığımız zannedilmişti.

Ferman o dönem de işe yaradı ve 25 Şubat’ta başlayıp 30 Mart’taki  imza merasimiyle sona eren Paris Konferansı’nda Batı dünyası Türkiye’nin, Türklerin ‘ Avrupalı ’ olduğunu ilan etti.

Böylelikle o devrin Avrupa Birliği sayılan ‘ Avrupa Devletleri Konseyine ’ de alındık ve resmen Avrupalı olduk.

Ve o dönemde de Türkiye’ye, Türklere toprak bütünlüğümüz garanti edildi.

Antlaşmayı Türkiye, Türkler adına Sadrazam Ali Paşa ile Paris elçimiz Mehmed Cemil Bey imzaladılar.

Ama ne yazık ve ne hazindir ki; o dönemde de Avrupalı olmamız pek bir işimize yaramadı.

Fransa ile Avusturya eski gücünü kaybetti. Bizi kendilerinden kabul etmiş olan Avrupa ise her işimize karıştı ve Avrupa’nın memleketimize her müdahalesinde biraz daha küçüldük ve en sonunda da bölünmeye ve parçalanmaya başladık.

Değerli okurlar; Paris’te 1856 yılının 30 Mart’ında imzalanan antlaşmanın 7.maddesi bizi Avrupalı yapıyor, bir sonra ki madde ise Türkiye’nin, Türklerin uluslararası anlaşmazlıklarını hakeme götürmeye mecbur ediyordu.

Değerli okuyucularım; Zaman zaman sizleri, halkımı bilinçlendirmek, bilgilendirmek ve uyarmak için hafta sonları köylerde, kasabalarda, beldelerdeki, yaptığım halk sohbet toplantılarımda, çeşitli seminer ve konferanslarda ve yazdığım bugüne kadar ki pek çok makalelerimde ve kitaplarımda ifade etmiş olduğum gibi bu Paris Antlaşmasının önemli gördüğüm 7. ve 8.maddelerini bir kere de buradan sizlerle bu mütevazı köşemde paylaşmak istiyorum.

7.madde: Avusturya imparatoru, Fransız imparatoru, Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Kraliçesi, Prusya Kralı, Sardunya Kralı ve Rusya imparatoru Osmanlı Türk Hükümeti’nin Avrupa Devleti sayılmasını, Avrupa Devletleri’nin bütün haklarından ve Avrupa Devletleri Konseyi’nden faydalanmasını kabul ettiklerini duyururlar. Bu hükümdarlardan her biri, Osmanlı Türk Devleti’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi kabul ederken bu saygının devamı konusunda birbirlerine kefil olurlar. Bu kurala aykırı olan her hareket, kendileri tarafından genel çıkarlarla ilgili bir mesele şeklinde görülecektir.

8. madde: Osmanlı Türk Devleti ile bu antlaşmayı imzalayan devletlerden biri veya birkaçı arasında anlaşmazlık çıktığı takdirde, Osmanlı tarafı veya Osmanlı tarafı ile itilaflı olan taraf kuvvete başvurmadan önce bu antlaşmayı imzalamış olan diğer devletlerin aracılığına ve hakemliğine başvuracaklardır.

Değerli okurlarım; Bakınız şimdi günümüzde de Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül isimli zatların Avrupa Anayasasını imzaladıkları masanın arkasında yükselen devasa bir heykel vardır.

Bu heykel Papa 10.Innocent’e aittir. Asıl adı Giambattista Pamphili olan Innocentus 1574 tarihinde Roma’da doğmuştur.

70 yaşında Papa olmuş ve 1655 yılındaki ölümüne kadar 11 sene boyunca bu makamda kalmıştır.

Innocent Papalığı döneminde iki konuya ağırlık vermiştir: Birincisi yolsuzlukla mücadele, ikincisi de Avrupa’daki Türk varlığını ortadan kaldırmaya kendini adamıştır.

Innocent, papalık tahtına oturmasından bir sene sonra Türkiye’nin, Türklerin Girit’i fetih planlarını öğrenince adayı elinde bulunduran Venedik’i Türkiye’ye karşı savaşa teşvik etmiş ve her türlü malı desteği sağlamıştır.

Muzaffer şanlı Osmanlı Türk Donanmasının 1645 yılının ilkbaharında başlattığı Girit Seferi, papa Innocent’ın bu desteği yüzünden tahminlerden çok daha fazla uzun sürmüş ve ada 24 sene devam eden savaşlar sonucunda alınabilinmiştir.

Değerli okurlarım; Bakınız şimdi elinizi varsa şayet vicdanınıza koyarak ve varsa şayet aklınızı da mantığınızla birleştirerek günümüzde Türkiye’nin Avrupa Anayasasını Nihai Senedini kendisine karşı bundan asırlarca önce başlatılan büyük bir savaşı finanse etmiş olan Papa Innocent’in heykelinin önünde Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün imzalamasındaki tarihi cilvenin bize mi?

Yoksa Papa Innocent’e karşı mı yapıldığına artık siz karar verin.

Değerli okurlarım; Bakınız karar verirken şunları da göz ardı etmeyiniz sakın.
Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ikilisinin atmış oldukları imza Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hukuki olarak  bağlayıcı bir yanı yok.

Yani memleket olarak paçayı yırtıp kurtarırsak buradan kurtarırız, çünkü Avrupa Birliği Anayasası sadece üye ülkelerin yürürlüğünü kapsamakta idi.

Ancak yüce Allah milletimizi çok seviyor olmalı ki; hani hayati derecede mühim olumsuz bir olayı kazasız belasız atlattığımızda hep denir ya hani; Allah yüzümüze baktı ve bereket ki Avrupa Birliği anayasası halk oylamasında kabul edilmedi, anayasayı bırakın birliğin marşı bile kabul edilmedi.

İşte bu yüzdendir ki o gün atılan imza sadece sembolik bir anlam taşımaktadır.

Ayrıca Türkiye üye olmadığı halde Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ikilisinin gidip Avrupa Anayasasına imza atmaya kalkışmasının ne kadar yanlış bir hadise olduğunu geçen zaman içersinde sanıyorum artık sağduyulu, vicdanlı, mantıklı ve akıllı düşünen herkes anlamıştır kanaatindeyim.

Fakat burada asıl önemli olan hani hep deniyor ya 5 vakit namazlı niyazlı mümin Müslüman, doğru düzgün, ahlaklı vatansever bir adammış gibi kendisini göstertiyor ya şu Recep Tayyip Erdoğan denen zatın bu imzayı atarken Avrupa Birlik Marşı çalınıyor ve Recep Tayyip Erdoğan Michel Angelo Meydanına bakan Roma Belediyesi Sarayı Campidoglio’nun kapısı önünde asılmış yazı önünde utanmadan da pişkin pişkin pişmiş kelle gibi sırıtarak aptal aptal birde poz veriyordu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın poz verdiği asılmış bir yazı altında ne yazıyordu biliyor musunuz?

 Hatırlıyor musunuz bu sahneyi?

Europea rai pvblicea statsvs. Yani Avrupa Cumhuriyeti

Değerli okurlarım; Bakınız buradaki tarihi hezimet olayını görüyor musunuz?

Hey yüce rabbim hey, hey kurban olurum ben sana yüce Allah’ım, yüce Allah nasıl böyle böbürlenen, dayılaşan Recep Tayyip Erdoğan gibi bütün gücünü sadece oturduğu ve bulunduğu makamından, mevkiinden dolayı alıp kendisini bir nimetten sayıp bir halt zannedenlere nasıl da böyle söylediklerini yalattırıp tarihi tıpkı aynen geçmişteki gibi tekerrür ettiriyor.

Değerli okurlar; Geçmişten ders almayan ve geçmişi unutan toplumların geleceği her zaman hüsran olmuştur.

 Burada Amerikalı yazar Faulkner’in bir sözünü hepinize hatırlatmak isterim: ‘ Geçmiş asla ölmez, hatta geçmemiştir bile. ’

Değerli okuyucularım; Geçmişte olanları size hatırlattım, bugün olanı da sizlere bir kere daha hatırlatıp gösterdim.

Şimdi düşününüz ve artık Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti hakkında kararınızı net bir şekilde veriniz ve tavrınızı artık net bir şekilde ortaya koyunuz.

Tüm bu şartlar altında memleketimizin bölünmesini ve parçalanmasının imzasını atmış olan ve memleketimizi uyum yasaları ile ayrıştırıp Türk Milleti arasına nifak tohumlarını atıp yeşertmesini sağlayan, Türk Milletine Türkiyelilik üst kimliğini dayatmaya ve benimsetmeye cüret eden, milletimizin içersindeki milli birlik ve beraberliğimizin bozulmasına vesile olan bu Recep Tayyip Erdoğan ve Hükümeti hakkında ki kararınızı artık verme zamanıdır.

Değerli okuyucularım; Bu vereceğiniz karar tarihi bir karardır.

Ve tarih önünde fert olarak her birinizin hesap vermek durumunda ve hatta suçlanmak durumunda dahi kalabileceğiniz, ‘ efendim halk böyle istedi, böyle karar verdi, ne yapalım ’ diye kendi paçasını kurtarmak isteyen siyasilerin ve bir takım kamuoyunu yönlendiren sözde güya aydınların, suçu sizlerin üzerine atıp, yıkacağı bir tarihi karardır vereceğiniz karar.

Ya bu Recep Tayyip Erdoğan ve AKEPE Hükümetini 2012 seçimlerinde yeniden iktidar yapacaksınız yada Recep Tayyip Erdoğan ve AKEPE Hükümetinden desteğinizi çekip bunları al aşağı ederek memleketimizin geleceğinin kurtulmasını sağlayacaksınız.

Değerli okuyucularım;  Karar artık sizin. Şimdiden oturup düşünün, taşının ve kararınızı netleştirin.

Eğer tarih tekerrürden ibaret olursa biliniz ki: Yeryüzünde laik demokratik üniter Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti ve Türklerin sonunu siz kendi ellerinizle hazırlayıp vereceksiniz.

Türkiye önümüzdeki 15-20 yıllık dönemde ya üniter Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti modeliyle Atatürkçü ve laik bir Türkiye ile yoluna devam edip yeryüzünde var olmaya devam edecek yada Federal Türkiye Cumhuriyeti Devleti modeline geçip memleketimiz tıpkı Yugoslavya gibi bölge bölge parçalara ayrılacaktır.

Bunun olup olmayacağına önce sizlerin vereceği oylar ile önce sizler sonrada sizlerin devlet yönetimine getireceğiniz, sizlerden aldıkları oylar ile, siyasi partiler ve yönetime giren insanlar belirleyecektir.

Bugün düşünceye özgürlük adı altında bir insan memleketin bölünmesi gerektiğini dahi rahatça utanmadan söyleyebiliyor, yazabiliyor, yetmiyor Türklüğe ve Türklere hakaret edebiliyor, yetmiyor. Efendim düşüncedir herkes istediğini düşünmekte serbesttir diye bir kılıf hazırlanarak anayasamızdan ‘ vatana ihanet ’ kavramı çıkarılıp kaldırılabiliniyor.

Yani bugün Türkiye AKEPE Hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan sayesinde vatana ihanet kavramı dahi ortadan kalktı.

Şunu açıkça belirteyim; bu ülkede Avrupa Birliği üyeliğini bu şartlar ve bu düzen altında isteyenler bu ülkeye ve bu millete ihanet, gaflet, delalet ve hıyanet içersinde olanlardır.

Siz gerçekten inanıyor musunuz ve gerçekten düşünüyor musunuz ki; hem güya Avrupa Birliği üyesi olacaksınız hemde Türkiye üniter yapısını, bugünkü şekliyle koruyabilecek?

Buna gerçekten inanıyorsanız yeryüzünde sizden daha aptal, at gözlüklü ve dünyayı ve Türkiye’yi tek boyutlu olarak gören bir insan yok demektir.

Mümkün değildir bu, mümkün olduğu düşünüyorsanız olmadığı zaman sizlerle görüşürüz olmazsa o zaman gelin suratıma tükürün, anama, avradıma istediğiniz küfürü basın, yetmezse çıkarın dar ağacına beni de asın.

Ama olduğu zamanda kusura bakmayın fakat benimde size bir tepki ve okkanın en ağır ve kaldırılamayacak olan bir çift laf etme hakkımı saklı olduğunu da unutmayınız.

Değerli okurlarım; Sizlerden istediğim gözünüzü artık dört açınız, memleketimiz artık geriye dönüşü olmayan bir noktadadır.

Size bugünlerde iyi günler yaşayacağınızı, zenginleşeceğinizi vaat ediyorlar, ama biliniz ki Avrupa Birliği sizi zenginleştirmeyecek yaşadığınız bu vatanın bölünmesini ve parçalanmasını sağlayacağı gibi bu vatanın evlatlarını birbirine düşman yapıp birbiriyle silahlı çatışmalara ve kaosa bir iç savaşa doğru götürecektir, bunu da sakın ola aklınızdan çıkartmayınız.

Sağlıcakla kalın.

Senem Eryılmaz
18 Kasım 2008 01:12 06
Popülerlik: +4
...

Kaleminize, klavyenize sağlık...

iyiki varsınız..


busy
 

Yazarlarımız içerik eklediğinde e-posta ile haberdar ol

Mantarın Faydaları

Mantarın Faydaları Mantar, çok yaralı olduğu kadar, bilinçsizce tüketildiği zaman ölümcül sonuçlarla sonuçlanabilecek bir yiyecek.

Keten Tohumu Mucizesi

Keten Tohumu Mucizesi Kuru birer tahta parçasını andıran tohumlar, uygun şartlar sağlandığında yeşerir ve çeşit çeşit bitkilere dönüşü...

Isırgan Otunun Faydaları

Isırgan Otunun Faydaları Isırgan Otu; kökünden başlamak üzere, kökü, yaprakları, tohumları bile şifalı olan bir bitkidir. Eski çağlarda da bü...

Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
Bu sayfayı Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
Açılış Sayfanız Yapın