Dengeli.net

30
Ocak
2009
YAZARLARIMIZ HARUN GÖKYİĞİT Nükleer Silah ve Türkiye
 

Nükleer Silah ve Türkiye

Hiç düşündünüz mü insanoğlu ve ülkeler silah sahibi olmayı yada silahlanmayı niçin ister?

Bu sorunun makul olan cevabı şüphesiz ki; haksızlıklara engel olabilmek, gerektiğinde zulme dur diyebilmek ve iyiliklerin, sevginin, barışın ve kardeşliğin yayılabilmesi için bir zemin oluşturma şansına ve imkanına sahip olabilmek içindir.

Yaşadığımız bu dünyada güçlü bir ülke olmanın faktörlerinden en önemlisi caydırıcı olabilecek büyüklükte ve etkinlikte ciddi bir silah gücüne ve güçlü bir silahlı güce yani orduya sahip olmaktır.

Yüzyıllardır tarihin biz insanlara öğrettiği ve bugünün dünyasında istesekte istemesekte yüzleşmek zorunda olduğumuz gerçeklerden biriside denge olmaksızın dünyada barış belli bir sınırlama olmaksızın dünyada adaletin gerçekleşmesinin mümkün olmadığıdır.

Elbette ki; silah gücün sadece bir öğesidir. Nüfus, ülke büyüklüğü, sahip olunan bilgi birikimi, coğrafyanın verimliliği, sahip olunan yer altı kaynakları ve jeopolitik konumda gücü oluşturan temel faktörlerdir.

Ancak bunlardan daha da mühimi bir ülkede sağlam temellere oturmuş bir iç barışın ve huzurun sağlanmış oluşudur.

Bir ülkede  iç barışı sağlamak veya sürdürmek için kurumsallaştırılması gereken ilkeler ve bu ilkeler etrafında birleşmek mecburiyeti vardır.

Burada işaret etmeye çalıştığım şey ülkedeki silahlı gücün gerçekten büyük ve etkin bir güç olmasının ön şartının, ait olduğu milleti temsil etme çabasında olan, milletine sırtını dayamış ve milletinin bir dünya görüşünü, milletinin bir takım ilkelerinin savunmasını üstlenmekten onur duyması gerektiğidir.

Kendi milletine güvenmeyen ve kendi milleti karşısında gardını muhafaza etme gereği duyan ve milletin benimseyip özümsemiş olduğu belli değerleri kendi varlığı için bir tehdit olarak gören bir silahlı gücün gerçek bir sınavda sahip olduğu tüm potansiyelini kullanabilmesi doğaldır ki; söz konusu olamaz.

Burada kayda değer bir güç olmanın önde gelen şartı iç barışı zaafa uğratabilecek sebeplerin belli bir çaba ve tedbirlerle süresiz olarak etkisiz hale getirilmesinden geçmektedir.

Burada asla unutulmaması gereken şey ülkede iç barışı zaafa uğratacak sebepler potansiyel olarak dünyadaki bütün milletler ve devletler için geçerli olduğudur.

Yani bir millet veya devlet herhangibi bir sebeple zayıf düştüğü bir ortamlarda bu tehlikeli potansiyel ortaya çıkar.

Bir ülkenin savunma gücüne sahip olması demek ordu gücünün belli bir düzeyde tutulup mümkün olan en modern silahları sürekli olarak dışarıdan satın alma yoluyla gerçekleşmez.

Elbette dışarıdan silah alınması belli bir ölçüde bir kaçınılmaz gerçekçiliktir ancak burada asıl mühim politika kendi silahını, bunun daha da ötesi kendine özgü yeni bir silah üretmesini yapabilmektir. Ancak bu takdirde dışa bağımlılıktan ve dışarının kontrolünden kurtulmak söz konusu olabilir.

Silah temininde bütünüyle dışarıya bağımlı olan bir ülke önemli ölçüde yabancı kontrolüne girmiş ve dolayısıyla da ülke savunmasında gedikler oluşturmuş demektir.

Çünkü dışarıdan silahlandığınız ölçüde ülkenin savunma kabiliyetleri biliniyor ve olası bir savaş yada savunma halinde vurma şans ve gücünüz sınırlanıyor demektir.

Savunma ve silahlanmada dışarıya bağımlılıktan kurtulmak ve savunma anlayışında yeni paradigmalar geliştirmek kuşkusuz ki; uzun bir sürecin konusudur ve bunun birçok handikabı vardır.

Vatanımız Türkiye gibi bir ülkede silahsızlanmayı bir savunma anlayışı olarak asla kati surette benimseyemeyecek olduğumuz gibi, kendi özgün silahlarımızı ve savunma anlayışımızı geliştirmek için dünyanın bugünkü anlayışı içersinde silahlanmada belli bir düzeyin altında da kati surette de kalamayız, kalmamalıyız da.

Silahsızlanmayı bir politika edinerek ve elinizde çiçekle kendinize bir yer edinmek istiyorsanız, ülkenizi çiçeklerle savunmak istiyorsanız o vakit isteyen kusura baksın siz yanlış bir coğrafyada bulunduğunuzun farkında değilsiniz demektir.

Özellikle Ortadoğu ve ülkemizin coğrafi konumu bu tür elinde çiçekle vatan savunması yapmaya kalkışacak, bu tür salakça fanteziler peşinde koşan aptalların ve ahmakların yaşayabileceği ve hayatta tutunabileceği bir yer ve bölge değildir.

Bu tür zavallı ve hayalperest insancıklar kendilerini kimliklerini de değiştirmek şartıyla Alp Dağları’nın kuş uçmaz, kervan geçmez eteklerinde yeni bir yaşam alanı aramaları daha gerçekçi, mantıklı ve akılcıdır.

Ortadoğu gibi bir coğrafyada var olan canlı savaş yayınları istense de istenmese de vatanımız Türkiye’nin de mümkün olabilen en iyi ve en modern silahlarla donanmasını gerektiği ihtiyacını kılar.

Özellikle konvansiyonel silahlarda ülkemiz belli bir düzeyin altına düşmemeye özenle dikkat etmesi gerekirken diğer yandan da ülkemizdeki araştırma kurumlarımızın desteğinde yeni silah arayışları geliştirme ve üretme mecburiyetindedir.

Tabii şüphesiz ki; buda güçlü, kişilikli ve güvenilir bir siyasi iradeyi gerekli kılar.

Bugün birçok İslam ülkesinde, Kafkasya da, Türk Cumhuriyetlerinde özgün birtakım projelerin gerçekleştirilebilmesi potansiyel olarak mümkündür.

Burada vurgulanması gereken şey, bir ülkenin orta ve uzun vadeli, daha çok kendi imkanlarına dayanan silahlanma stratejilerinin mutlaka bulunması gerektiğidir. Bu stratejileri ana hatlarıyla belirleyen temel sorulara net ve açık cevaplar aranmalıdır.

Burada temel sorulardan en önemlilerinden biride potansiyel düşman veya düşmanların kim veya kimler olduğu ve bu düşman yada düşmanların silahlanma ve savunma politikalarının ne olduğu sorularıdır.

Burada açıkça görülmektedir ki; savunma ve silahlanma konuları izlenen genel dış politikanın bir parçasını oluşturmaktadır.

Dolayısıyla da dış ilişkilerde izlenilen politikalar ülkenin savunma ve silahlanma politika ve stratejilerini de büyük ölçüde belirlemektedir.

Örneğin; İslam ülkeleriyle, Kafkasya ile, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Afrika ve Güney Amerika ve Doğu Blok’u ile yakınlaşmayı ve birbirileriyle yakınlaşmayı sağlayacak olan dış politikanın uzantılarından biride ortak savunma ve silah projelerini geliştirmesidir.

Ve yine buradan çıkarılabilecek sonuç, kişilikli ve stratejileri olan bu tarz bir geniş ufuklu bir dış politika sahibi olunmadıkça kendi potansiyeline dayanan ve kendisine yol açıp ufuk gösteren özgün savunma ve silahlanma politikalarının gerçekleşemeyeceğidir.

Değerli okurlar; tam bağımsızlığın bir ülkede savunma ve silahlanma ile bağlantısı da aşikardır.

Bizim vatanımızda yani Türkiyemizde tam bağımsızlık silahların ve kahramanlık türkülerimizin eşliğinde gelir.

Genellikle bazı Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi en son Irak’ta gerçekleştiği gibi bağış şeklinde dışarıdan getirilen sözde bir demokrasi ve bağımsızlık büyük bir tuzağı ve tam bağımlılığı yani müstemlekeliği de beraberinde getirir.

Burada kritik olan soru nükleer silahların kullanımı ve elde edinmesiyle ilgili olandır.

Kendi adıma bugün bazı birtakım entellektüelin ve siyaset adamının nükleer silaha sahip olma gerektiği yönündeki iddiaları çok net anlayabilmiş değilim.

Ancak kendisini mevcut ittifakların dışında tutmak isteyen bazı devletlerin nükleer silahlara sahip olma istek ve çabaları açıklanamaz elbette.

Dünyamızda bugün gelinen noktada, nükleer silahlara sahip olan devletlerin dış saldırılar konusunda bir caydırıcılığa, dolayısıyla da bununla birlikte oluşan bir dokunulmazlığa ve dış ilişkilerde de ciddi bir ağırlığa sahip olma şansları ve imkanları bulunmaktadır.

Bir kere her şeyden önce iki kere iki dört eder, bu bugünün dünyasında var olan ve muhtemelen de önümüzdeki yüzyıllar boyunca var olacak olan bir değişmez acı bir gerçektir.

Bu yaşadığımız dünyada istesekte istemesekte bağrımıza taşta basıp vatanımız olan Türkiye’de elinde sonunda, er yada geç ama birgün mutlaka ve mutlaka nükleer silaha sahip olması gerektiğidir.

Şahsen ben kendi adıma düşündüğüm vakit biz Türklerde bütün varoluş tarihimizden ve kurduğumuz, bugünde sahibi ve temsil ettiğimiz medeniyetlerden bu yana edinmiş ve sahip olmuş olduğumuz savaş ahlakı ve hukukuyla nükleer silahlanmayı birbiriyle çok güzel uyumlu bir şekilde birbirine bağdaştırabiliyorum.

Biz Türklerde varoluş tarihimizden bu yana, silahlanma ve savunma izzetimizi korumak içindir, gerektiğinde misliyle mukabele içindir.

Biz Türkler hiçbir zaman varoluş tarihimizden bu yana bir savaşta çocukları ve kadınları muharip olmadıkça öldürmemişizdir ve öldürmeyiz, yaşlılara dokunmamışız, bugün güya medeniyeti ve modernliği temsil ettiği söylenilen bazı haydut devletlerin en son, son 7 yıldır Irak’ta yaptıkları gibi genç bakire kızlara iğrenç dolu tecavüzler yapmamış, ağaçları ve evleri, ibadethaneleri yakıp yıkmamışızdır.

Çünkü biz Türklerin husumeti tarihte varolduğumuzdan bu yana sadece zalimlere karşıdır.

Ve nihayetinde savaş biz Türkler için tarihten bu yana varoluşumuzdan bugüne kadar bizzat bir amaç değil olumsuz ve engelleyici tavırların yok edilmesi için bir araçtır.

Bu ilkeler ışığında tahrip gücü ve sınırları bilinen bir nükleer silahı ülkemizin ve ülkemiz insanımızın kullanabilme ihtimali nedir? Diye düşündüğümüz vakit bu sorunun cevabı biraz önce yukarıda okuduğunuz satırlarda gizlidir.

Vatanımız Türkiye hangi ülkenin husumetini üzerine çekerse çeksin, hangi büyük yada süper güç diye adlandırılan bir ülkenin tepkisini çekerse çeksin, üzerine çekilen tepkiler ne pahasına olursa olsun bugünün ve geleceğin dünyasında kendini savunması için uzun vadeli bir dönemde nükleer silaha sahip olmak zorundadır.

Çünkü madem ki; başkalarının bu dünya üzerinde nükleer silaha sahip olma hakkı oluyor da vatanımız Türkiye’nin niçin bu hakkı olmasın?

Kim ve ne hakla vatanımız Türkiye’nin nükleer bir silaha sahip olma projesini engelleyebilir?

Eğer Türkiye’nin nükleer silaha sahip olması istenmiyorsa o vakit nükleer silaha sahip olan bütün ülkeler ellerindeki bütün nükleer silahları yok etsinler ondan sonra gelsinler dünya barışından, dünya kardeşliğinden, dünya vatandaşlığından, dünya demokrasiliğinden bahsetsinler.

Hem dünya üzerinde birileri bu nükleer güce sahip olacak ve sahip oldukları bu güçle bu güce sahip olmayanları canlarının istedikleri gibi üzerinde her türlü oyunu tepinerek oynayacaklar hemde bu güce sahip olmak isteyen bir ülkeye karşı yani vatanımız Türkiye’ye karşı sen nükleer silaha sahip olamazsın diyecekler öyle mi?

Hadi oradan sende, yallah yürü de ense tıraşını arkadan göreyim derler bunu söylene.

Bir taraftan börtü böcek ölüyor, dünyamız yok oluyor diyeceksiniz diğer yandan da her türlü nükleer silaha sahip olacaksınız ve bu silaha sahip olmak isteyen başka ülkeleri de ambargo koyacaksınız yetmiyor seni yerle bir eder, ortaçağa geri döndürürüm diye tehditler savuracaksınız o zaman hiç kimse sormasa da ben çıkıp sorarım hani nerde adalet?

Hani nerde eşitlik? Hani nerde hukuk? Hani nerde insanlık?

Var mı öyle yağma? Başkalarının da eğer bu silaha sahip olmasını istemiyorsan o zaman önce siz samimi olun ey haydut emperyalist sömürgeci devletler, önce bir samimiyetinizi ve doğruluğunuzu gösterin elinizdeki bütün nükleer silahları toptan yok edin ancak o vakit samimiyetinize inanılır, ancak o vakit dünyada barış ve huzur olur.

Yok öyle yağma, hep bana hep bana var mı öyle yağma?

Vatanımız Türkiye’de bazıları ne kadar bundan rahatsız olursa olsun elinde sonunda er yada geç ama birgün mutlaka ve mutlaka bir nükleer silaha sahip olacaktır.

Eğer bir silahı kullanabilme şansımız ve imkanımız varsa o vakit o silahı edinme çabası ve stratejisi içersinde de olmalıyız.

Çünkü dünyanın koşulları ve ülkemizin jeostratejik konumu bunu böyle gerekli kılıyor.

Değerli okurlar; Bakınız 2006, 2007 ve 2008 yılında çeşitli ülkeler 1 trilyon dolardan fazla askeri bütçe tahsilatı yaptılar.

Bunun anlamı dünya ülkelerinin gayri safi milli hasılasının %6’sından fazlasını silah ve askeri sektöre tahsis edilmiş olmasıdır.

Uluslararası Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsünün raporuna göre; 2006, 2007 ve 2008  senesindeki dünya askeri bütçelerinin yüzde 49’u ABD’ne aittir.

Rapora göre dünyada halihazırda silah ticareti, uluslararası ticaretin büyük bir kısmını oluşturmaktadır.

5 trilyon dolarlık dünya ticaret hacminin yüzde 16’sı yani 800 milyar doları silah ticaretine tahsis edilmiştir.

Dünyamızda askeri silah ve teçhizatın ticaret hacmi günden güne her geçen yıl bir önceki yıla oranla artış göstermektedir.

Nitekim 2002, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008 yıllarında silah üreticisi ülkelerin silah ihracat hacmi yüzde 35 oranında artmıştır.

Silah üreticisi şirketler 2002 yılında 234 milyar dolar, 2003 yılında 236 milyar dolar, 2004 yılında 238 milyar dolar, 2005 yılında 240 milyar dolar, 2006 yılında 245 milyar dolar, 2007 yılında 250 milyar dolar, 2008 yılında 265 milyar dolar silah satışı yapmışlardır.

Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra ABD dünyanın en büyük silah üreticisi ve ihracatçısı bir ülke olarak listenin en başında yer almaktadır.

ABD’den sonra listede ikinci sırayı Rusya, üçüncü sırayı İngiltere, dördüncü sırayı Fransa almaktadır.

2008 yılında 265 milyar dolarlık silah satışının yapılmasının sebebi, silah üreticisi ülkelerin sayılı olması ve silah satış hacminin kriz ve savaşların biçimi ve boyutuna göre değişkenlik göstermesidir.

Örneğin; Ortadoğu ülkeleri ve Ortadoğu bölgesi silah satın alan ülkelerin ve bölgenin en başında yer almaktadır.

Buradan da anlaşılmaktadır ki; silah üretip silah ihracatı yapan ülkelerin silah satış hacmiyle bölgelerdeki kriz odaklarının varlığı arasında sıkı bir bağlantının var olduğudur.

Silah satışından büyük rant ve karlar elde edildiği için silah üreticisi ülkeler çeşitli bölgelerde ülkeler arası veya ülkelerin sınırlarında yaşayan siyasi ve etnik gruplar ve partiler arasında kriz ve çatışma yaratıp, silah satış cirolarını artırmaktadırlar.

Örneğin; ABD’nin askeri sanayi kuruluşu olan Industrial Compex Millitary özel bir askeri sanayi kuruluşu olup büyük silah holdinglerini bünyesinin içersinde barındırmaktadır.

Bu sanayi kuruluşu hem ABD’nin dış siyaset politikasını hemde İngiltere’nin dış siyaset politikasını etkileyip yönlendirmekte ve danışmanlık yapmaktadır.

Nitekim 22 Mayıs 2001 tarihinde G. W. Bush yönetimi henüz terörizme mücadele adına militarist ve saldırgan politikalar izleme kozunu henüz elde etmediği bir sırada The Guardıan Gazetesi şunları yazmıştı:

G. W. Bush başkanlığının asıl memuriyetini gizlemiyor. Onun asıl yükümlülüğü kendisini iktidara taşıyan büyük firmalara diyet borcunun ödenmesidir. ABD Başkanı G. W. Bush ve yönetim kadrosu ABD’deki petrol ve sigara şirketlerinin yanı sıra ABD’deki silah holdinglerinden 200 milyar dolar tutarında hediye aldılar. G. W. Bush yönetimi bu yüzden ülkedeki silah şirketlerinin cirosunu artırmak için milli güvenlik adına uluslararası alanda kendisine yeni düşmanlar aramaya başladılar bile. ’

11 Eylül 2002 Amerikan beslemesi terör olayının vuku bulmasından sonra G. W. Bush, Donald Rumsfild ve Pentagon’un diğer yetkilileri silah satış oranlarını artırma bahanesini elde etmişlerdir.

Terörizmle savaş planı, G. W. Bush yönetiminin 2002 yılında 334.5 milyar dolar olan savunma bütçesi 2003 yılında 531 milyar dolar, 2004 yılında 650 milyar dolar, 2005 yılında 750 milyar dolar, 2006 yılında 800 milyar dolar olmuştur.

11 Eylül 2002 tarihinden sonra Beyaz Saray’a egemen olan militarist ve rantçı Amerikan new con takımı 200 milyar dolarlık silah anlaşmasını ülkedeki Lokhied şirketiyle imzalamıştır.

Değerli okurlar; Maalesef günümüzde, dünya şartlarında uluslararası güvenlik adına, gelişmiş silahların yapımı için ağır ödenekler tahsis edilmektedir.

Nitekim bakınız BM’nin Dünya Gıda Programı İcra Direktörü Jems Moris bu konuda diyor ki: ‘ Eğer Irak’a karşı başlatılan savaşta tahsis edilen askeri bütçenin küçük bir kısmı dünyadaki yoksul insanlara tahsis edilmiş olsaydı, dünyadaki yoksullar ve aç insanlar yoksulluktan ve açlıktan kurtulur ve dünyadaki barış ve güvenlik daha sağlam ve sağlıklı bir şekilde sağlanırdı. ’

Dünya Gıda Fonu (WFP) 2006 yılında milyonlarca aç insanı beslemek için 4 milyar dolar tutarında bir yardımı ön görmüştür.

Buradan da anlaşılacağı gibi Irak savaşında milyarlarca dolar tutarında bütçe tahsisleri yapılırken dünyadaki aç insanlara yapılan gıda yardımının sadece 4 milyar dolar gibi son derece komik ve basit bir rakamdan ibaret olması oldukça düşündürücüdür.

Değerli okurlar; savaş bir felakettir, tabii gündelik hayatında dahi kan bile görmeye dayanamayan bir takım insanların savaşın nasıl bir şey olduğunu kafasında tasavvuf etmesi elbette mümkün değildir.

Savaş bir ülkeye yokluk ve yoksulluk getirir. Dünyada savaşlar çıkartarak bu çıkardığı savaşlardan para kazanan ülkeleri ve bu ülkelerin mensubu olduğu milletler hiçbir zaman ihya olamazlar.

Eğer Allah’ın adaletine inanıyorsak ki; inanıyoruz o zaman biliniz ki; bugün geçici olarak bu çıkardığı savaşlardan para kazanan ülkeler ve milletlerin sonu bir felaket olacaktır, kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşeceklerdir ve ilahi adalette hak elbette yerini mutlaka bulacaktır.

Savaş bilgisayar yada playstation oyunlarında oyun oynamaya benzemez. Sanal ortamda elinde bir sürü bomba ve silahla sağa sola ateş edip, ortalığı yakıp yıkarak puanlar alıp level geçmeye benzemez.

Sanal ortamda oyun oynarken silahı elinden düşürmeyenler gerçek hayatta gerçek bir savaş karşısında ne yapacağını bilemezler, bırakın birisini öldürmeyi eline o güne kadar hiç tutmadığı soğuk bir metal parçası olan silahı eline dahi alamazlar, eline almayı başarsalar bile elleri titrer.

Sanal ortamda oyun oynarken sağa sola saçılan kanları ve parçalanmış cesetleri gördüğünde vavvvv, oleyyy be diye sevinç çığlıkları atanlar gerçek bir savaşta bırakın kan görmeyi taze bir kan kokusunu hissetmeyi ve parçalanmış cesetlere bakmaya bile dayanamazlar.

Çünkü gerçek savaş sanal olarak oynanan oyunlardaki savaşlardan çok ama çok farklı ve başkadır.

Bu yüzden sıradan insanlar, sokaktaki işinde gücünde olan, normal insanlar savaş ortamlarını kaldıramazlar ve savaş ortamlarına dayanamazlar.

Zamanla belki savaş ortamına alışabilirler ama şurası bir gerçek ki; her insan savaş ortamlarına dayanamaz ve bu ortamları kaldıramaz.

Çünkü gerçek bir savaşta bugün şu anda sivil hayatta yaşadığınız, kokladığınız, gördüğünüz, dokunduğunuz, duyduğunuz, yediğiniz ve içtiğiniz hiçbirşeyi aynı şekilde yapamazsınız.

Bugün sivil hayatta yaşadığınız ve sahip olduğunuz her şeyi yitirirsiniz yada kısmı olarak oda sınırlı olarak kullanabilir, sahip olabilirsiniz.

İşte bu yüzden gerçek bir savaş ile hiçbir insan yeryüzünde dalga geçemez çünkü gerçek bir savaş hiçbir zaman gırgıra alınmaz ve alınamaz çünkü savaş ve savaşmak ciddi bir iştir.

Değerli okurlar; günümüzde silah teknolojisinin gelişimi sonucu askeri teçhizat ve silahların niteliği, işlevleri ve kalitesi karmakarışık bir hale gelmiştir.

Silahların etkinlik derecesi ve hedefi sapmadan vurma kabiliyeti bu silahların etkisizleştirilmesi projelerini de, savaş ve silah endüstrisini de daha karmaşık bir hale getirmiştir.

Günümüzde savaş cihazları ve teknolojisinin gelişim süreci hızlandırılmıştır.

Ve bugün dünya da devletler ve milletler henüz genel ve etkin bir silah denetimi ve silahsızlanma sürecini başlatmamıştır. Başlatmıştır diyen varsa biliniz ki; bunu söyleyen ya bir yalancıdır yada dünyadan haberi olmayan ve konuya vakıf olmayan bir saf aptallardandır.

Bazen nefretle bazen keyifle okuduğunuz bu yazıların ve satırların sahibi de özel hayatında silahlara oldukça meraklı ve deneyim sahibi bir şahsiyettir.

Hatta öyle ki hem çok iyi ata biner hemde çok iyi derecede usta bir nişancı ve iyi bir avcıdır.

Hiç düşündünüz mü bir insan silahı yada silahları niçin sever? Hatta niçin aşık olur?

Hadi canım olur mu hiç öyle şey silaha da aşık olunurmuymuş demeyin sakın, insan bir evin güzelliğine, yada bir arabaya yada herhangibi bir başka nesneye veya çiçeğe, börtü böceğe aşık olup yakınlık duyabiliyor da silaha niçin aynı yakınlığı duymasın ve hissetmesin?

Silahı sevmek ve silaha aşık olmak ayrı bir şey silahı kullanmak ise çok farklı bir şeydir.

İçimde tüm bu güzel ve silah ile ilgili insani, sevgi ve şefkat dolu duyguları taşımama rağmen günümüzde çoluk çocuğun dahi elinde silah taşıyor olmasından fevkalade rahatsızlık duyuyorum.

Ve silah taşımayı, bireysel anlamda silahlanmayı özellikle bilhassa gençlere ve çocuklara hiç tasvip etmiyorum.

Akıllı bir genç ve akıllı bir çocuk bireysel silahlanmaktan uzak durur.

Benim çocukluğumda mahalle kavgaları yumruk yumruğa ama erkekçe ve mertçe yapılırdı.

Bileğiniz kuvvetli ise ya dayak atar döverdiniz yada dayak yer dövülürdünüz.

Bugün ise maalesef mahalle kavgaları bile şekil değiştirdi. Rahmetli adaşım olan dedem hep ‘delikli demir çıktı mertlik bozuldu ’ derdi.

Bugün sevgili adaşım olan dedeme hak veriyorum. Ancak bu böyle olmamalı, silah her insanın sahip olabileceği ve taşıyabileceği bir alet değildir.

Hele hele gerçek bir silah oyuncak hiç değildir. Silahla hiçbir zaman şaka yapılmaz. Mertlik, delikanlılık hele hele kabadayılık belinde silah taşımakla hiç olmaz.

Kabadayılık bir yürek işidir, gerçekten mangal gibi bir yüreği olmayan bir insandan kabadayı filan olmaz. Kabadayı olmanın da bir düsturu, bir adabı, bir görgüsü, kuralları vardır. Bunlara uymayan zaten kabadayı filan olamaz olsa olsa sadece sokak serserisi olur.

Gençleri ve çocukları anlıyorum çünkü bende çocuk ve genç oldum. Ve bugünün çocuklarının ve gençlerinin yaptığı birçok şeyi bende kendi çocukluğumda ve gençliğimde yaptım.

Bugünün çocukları ve gençleriyle aramdaki temel fark sadece ve sadece şekil ve tarzlarımızın farklı olmasıydı ama temel davranış ve hatta düşünce kalıpları aynıydı ve benzerdi.

Bugün hala bende çok severim bilgisayar ve playstation oyunlarında vurdılı kırdılı, korku ve savaş türü oyunları ama onlar sadece benim için bir oyundur zamanımı harcayabileceğim, boş zamanımda eğlenebileceğim bir eğlencelik oyun olarak görüyorum bunları ve bu oyunları gerçek hayata taşımıyorum.

Gençler, çocuklar vırdılı, kırdılı sanal oyunları oynayabilirler tabii ama bunun sadece bir oyun olduğunu onlara anlatabilecek ve gösterebilecek aklı başında yetişkinlerin olması halinde aksi halde gençler ve çocuklar bu sanal oyunların içersinde büyük bir dehlizin içersinde ruhsal ve psikolojik olarak boğulabilirler.

Bu yüzden gençlerin ve çocukların yanında her zaman güvenebilecekleri bir yetişkinleri, bir abileri, bir yakınları mutlaka olmalıdır.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bireysel silahlanma git gide çoğalıyor.

Küçük çaplı silahların kullanımında müthiş bir artış var. Küçük çaplı silahlar kategorisi basit bir el tabancasından tutunda otomatik tüfeklere, havan topundan el bombasına varana kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahiptir.

Merkezi Cenevre’de bulunan Dünyadaki Silah Satışlarını Denetleme Grubu yaptığı bir araştırmasında geçtiğimiz 2005 yılı içersinde tabanca ile dünyada hayatlarını kaybeden insanların sayısının 80 bin kişi olduğunu 2006 yılı içersinde de 108 bin kişi, 2007 yılında 109 bin kişi, 2008 yılında 112 bin kişi olduğunu açıkladılar.

Uzmanlar bütün dünya çapında sadece basit bir el tabancasından resmi olarak dünya üzerinde 500 milyon adet olduğunu söylüyorlar.

Ve sadece basit bir el tabancasının dünya üzerindeki resmi yıllık cirosu 4 milyar dolar olurken sadece basit bir el tabancasının kaçakçılığından da yıllık 1 ila 2 milyar dolarlık bir cirosu olduğunu söylüyorlar.

Dünyada küçük çaplı silah kategorisinde artışlar oldukça dünya üzerinde çocuk asker sayısında da ciddi bir artışlar oluyor.

BM Raporuna göre hergün 10 ila 16 yaşındaki çocuklar devletlerinin resmi güvenlik güçleri veya ayrılıkçı terörist gruplarca asker olarak hizmete alınıyor.

Hatta 8 yaşında bir çocuk bile otomatik bir tüfeği kullanıp adeta bir canlı ölüm makinesi şekline dönüşebildiği raporda belirtiliyor.

Burada küçük silahların artması, çocuk askerlerin sayısının artması, sosyal ve toplumsal yapıların çökmesine ve şiddet olaylarının artmasına sebebiyet vermektedir.

Bu yüzden özellikle ülkemiz bu konunun üzerinde durmalı gerekli olan önlemler ve tedbirler acilen vakit geçirilmeden alınmalıdır.

Çünkü ülkemizdeki gençler ve çocuklar arasındaki bu şiddet olayları ve silahlanma olayları gelecek açısından hiçte iyi sinyaller vermemektedir.

Gençlere ve çocuklara tavsiyem silah kullanmayınız, silahlara fazla ilgi duymayınız çünkü silah göründüğü gibi bir araç değildir.

Sabit bir yerde durduğunda zararsızdır ama bilinçsiz bir insanın elinde silah çok tehlikelidir. İlle de silah kullanmak isteyen ve silah sevgisini tatmin etmek isteyenler varsa bu hevesleri ve arzularını atış poligonlarında denemelidirler.

Hemen hemen artık birçok Büyükşehirlerde bilinçli bir şekilde profesyonel yardım alarak, profesyonel eğitmenler tarafından dersler verilerek silah kullanımı gayet güzel öğretilmektedir.

İlle de silah kullanmak istiyorsanız gidin bir atış poligonuna üye olun profesyonel eğitmenler gözetiminde içindeki o silah aşkını, silah kullanma sevgisini ve dürtüsünü bu poligonlarda giderin.

Burada bir çağrımda çocukların ve gençlerin büyüklerine, yetişkinlerine olacak. Silaha anlamsız bir şekilde duygusal bir takım çıkışlarla çocuklarınızı ve gençleri silah edinme isteğinden mahrum edemezsiniz.

Bu tür çıkışlarınız çocuğun ve genç insanın silaha olan ilgisini ve merakını daha çok artırır. Burada çocukların, gençlerin oyuncak yada gerçek silahlarla oynamasını yasaklamak asla bir çözüm değildir.

Eğer çocuğun ve gencin içinde durdurulamaz bir silah sevgisi ve merakı varsa yetişkin olarak yapmanız gereken çocuğunuzun, gencin bu merakını ve hevesini gidermesine yardımcı olmaktır.

Buda çocuğunuzu bir atış poligonuna götürüp bilinçli bir şekilde silahı burada tanımasını sağlamaktır.

İnsan bilmediği ve merak ettiği bir şeye karşı ilgi duyar, hatta bilmediği ve merak ettiği bir şeyi sevmeye bile başlar hele bu eğer bir çocuk ve gençse bu duygular daha da fazla olur.

Onun için silahı bütünüyle sert ve katı bir şekilde ret edip çocuğun ve gencin hayatından çıkartmasını istemek yerine çocuğun ve gencin içinde silahla ilgili duyduğu hisselere cevap vermeye çalışın zira bunu yapmak daha sağlıklıdır.

Akıllı bir yetişkin, akıllı bir anne ve baba böyle davranır ancak akılsız bir yetişkin, aptal bir anne ve baba çocuğuna, gencine bağırıp çağırarak, birtakım yasaklar koyarak çocuğuna, gence silahı anlatmak ve silahı tanıtmak yerine yasaklamalarla çocuğu, genci silahtan uzaklaştırmaya kalkışır.

Evinizdeki mutfağınızdaki basit bir ekmek bıçağı bile bilinçli ve doğru bir şekilde kullanılmazsa tehlikeli ve öldürücü gerçek bir silaha dönüşebilir.

Her aleti doğru ve bilinçli bir şekilde kullanmak gerekir. Bir alet ancak yanlış ve bilinçsiz bir şekilde kullanıldığında bir başkasına zarar verebilir.

Ben bir Karadeniz çocuğu olarak, silahları seven bir Karadeniz evladı olarak bunu söylüyorum ve yazıyorum, silah kullanmanın yeri sokaklar değildir.

 İlle de silah kullanmak isterseniz silahı sadece atış poligonlarında kullanınız.

Ve unutmayınız ki; ancak aptal, akılsız ve ödlek insanlar belindeki taşıdıkları silahtan cesaret alırlar.

Eğer kahraman olmak isterseniz unutmayınız ki; gerçek kahramanlar hiçbir zaman belinde taşıdıkları silahtan cesaret almazlar. Gerçek kahramanların cesareti içinde taşıdıkları yüreklerinden gelir ve unutmayın ki; vatanımız Türkiye’nin bugünde gerçek kahramanlara ihtiyacı var sanal ve göstermelik kahramancıklara değil.

sağlıcakla kalın.



busy
 

Yazarlarımız içerik eklediğinde e-posta ile haberdar ol

Kereviz mucizesi!

Kereviz mucizesi! Tabiatın cömert davrandığı sebze...

Baharatları tanıyalım

Baharatları tanıyalım Ardıç : Kozalaklılardan, yaz, kış yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu, siyahımsı, yuvarlak yemişleri bulunan bir ağa...

Kanserin düşmanı ısırgan otu

Kanserin düşmanı ısırgan otu Vücutta hücre yenilenmesini sağlayan ısırgan otu; alyuvar yapımını artırıyor. Yaprak ve sürgünleri salata şeklinde ve...

Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
Bu sayfayı Sık Kullanılanlarınıza Ekleyin
Açılış Sayfanız Yapın