Seneler seneleri peşinden kovalıyor, bugün artık 2009 yılındayız, bu yılda günü geldiğinde Cumhuriyetimizin yeni bir yılını daha kutlayacağız, ama daha şimdiden içimiz buruk, önümüz karanlık ve ufuklar bulanık.
Yıkılan bir imparatorluğun küllerinden yeni, uygar, onurlu bir ülke yaratmış, devrimleri ve ilkeleriyle dünyaya örnek olmuş, esaret altındaki ülkelere özgürlük, bağımsızlık ateşini götürmüş, emperyalizmi hayatında unutamayacağı bir yenilgiye uğratmış, memleketimizi zaferlere taşımış, Türk olmanın onurunu yaşatmış ve çok saygın bir devlet yaratmış olan tarihin en büyük lideri ATATÜRK.
Bugün bu topraklarda hür olarak yaşıyorsak, hepsi onun yarattığı cumhuriyet ile olmuştur.
1950’li yıllara kadar atılan sağlam temeller, ulusal kurumlar sayesinde Atatürkçü nesiller bu memlekette onurlu bir yaşam sürmüşlerdir.
Bu nesiller kimseye bağlı olmadan, borçlanmadan, ekonomik özgürlük benim karakterimdir ilkesine bağlı kalanlar, herkesten çok kendi özlerine, kendi kültürlerine, kendi zekalarına inanarak yaşamışlardır.
Herkese bir kere daha hatırlatmak isterim ki; o zamanın Türkiye’sinin dış borcu yoktu, hiçbir ülke Türkiye’nin onuruyla oynamaya cesaret edemezdi ve Türkiye hiçbir zaman onuru pahasına herhangibi bir birliğe girmeye çalışmazdı, askerinin kafasına çuval geçirtmezdi.
Başka ülkelerin başkanlarından ve başbakanlarından şefaat dilemek için kalabalık gruplarla yurt dışı seyahatleri de yapılmazdı.
Bugün Türkiye, dışarıdan kumanda edilir bir duruma gelmedi mi,? Bu duruma getirtilmedi mi?
Ulusal bir programı olmayan, dış kaynaklı güçlerce, uluslararası kuruluşlarca yönlendirilen programlara göre yönetilen bir ülke oldu Türkiye.
Bugün ülkemizde cumhuriyetin olmazsa olmazı olan ulus devlet modeli ve anlayışı yok edilmek istenmiyor mu?
Emperyalizmin 21.yüzyılda adı olan küreselleşmenin dışa bağımlı olmanın bedellerini her geçen gün, tepelere kondurulanların kumanda edilmesiyle ödenmiyor mu?
Bakınız bu çok mühim bir olaydır ama bugün memleketimizde halen yeterince üzerinde durulmuyor bile, memleketimiz neredeyse az kalsın dünyanın en büyük askeri gücüne sahip ve dünyanın en büyük ‘ haydut devleti ’ olan A.B.D.’nin ilk aşamada yerleştirilecek olan 60.000 (altmış bin) coni’nin kışlası olacaktı.
Onurlu bir ülke olan ve sadece bize yani biz Türklere ait olan vatanımız haydutların bekçisi midir?
Milyonlarca şehidimizin yattığı bu vatan topraklarımız Amerikan kovboy askerlerinin postalları altında kirletilecek midir?
Bağımsız ülke Irak’a bugün hala gerçekleşmeyen yalan iddiaları gerekçe göstererek istila edip Irak Halkı’nın haklarını gasp edenler sözüm ona oralara hürriyet getireceklerdi.
Bugün soralım bakalım hani nerede o vaat edilen hürriyet hani nerede?
Gerçek bir ‘ petrol hırsızı olan Amerikan coni’leri ’ Vietnam’da 9 yılda 80.000 (seksen bin) insanı öldürmüştü, sonunda ne kazanmıştı acaba?
Kazandığı sadece kin, nefret ve kandan başka hiçbir şey olmamıştı.
Şimdi büyük Ortadoğu istilasıyla aklı sıra bu Amerikan coni’leri Türkiye’yi yutmayı planlıyor.
1000 yıllık köklü bir tarihi olan Türk Medeniyeti ve onun 85 yıllık cumhuriyet idaresi, bugün en zor dönemlerinden birini yaşıyor.
Tüm cumhuriyet kurumları temellerinden sarsılıyor, dinamitleniyor, ulusal değerler, kavramlar, kurumlar parçalatılmaya ve yok edilmeye çalışılıyor.
Ticari değeri olan, en karlı ulusal kuruluşlar olan Tüpraş gibi, Pektim gibi, Tekel gibi, Seka gibi, Milli Piyango İdaresi gibi… vs. Ulusal hiçbir değeri olmayan, dış kurumlara, şirketlere satılıyor ve satılmak isteniyor?
Neden? Neden? Neden?
Bu soruyu ülkesini gerçekten samimi ve içten olarak seven gerçek vatanperverler soruyor, tüm bu satışların sonuçlarını düşünüyor musunuz hiç?
Bundan 10 yıl sonrası, 20 yıl sonrasını görebiliyor musunuz hiç?
Yeraltı kaynaklarımız, petrolümüz, borumuz, suyumuz, topraklarımız satılıyor, Türkiye’nin milli güçleri bu duruma engel olamıyor.
Bugün Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözüm değildir diyerek, Kıbrıs’ı Yunan’a ve Rum’a veriyorlar.
Ver-kurtulcular artık işi öylesine azıttılar ki; hepsi aynen kudurmuş birer it gibiler, neredeyse ulusal onurumuzu da utanmadan edepsizce satılığa çıkaracaklar hem de bizim adımıza.
Çok merak ediyorum hala onurunu kaybetmemiş olan Türk Ulusu, Atatürkçü olan milli güçler, tüm bunlara daha ne kadar katlanacak?
Tüm bunlara ne zaman yeter artık durun deyip müdahale edecek?
Kıbrıs’ın tarihinde hep Türkler vardı, elbette yarın da hep Türkler var olacaktır. Çünkü Kıbrıs bir Yunan ve Rum adası değildir, olamaz da zaten, olmayacaktır da zaten.
1974 Barış Harekatı’nda yavru vatan topraklarında şehit düşen Mehmetçik boşu boşuna mı şehit olmuştu?
Tarih boyunca hep Enosis hayali görmüş Yunan ve Rumlara emperyalist düşmanlara adayı vermek için mi şehit oldu Mehmetçik?
Anadolu’nun bir parçası olan Kıbrıs’ı bugün Anadolu’dan kopartmak isteyenlerin kimler olduğunu, kimlerin işbirlikçi hainler olduğunu artık herkes biliyor, tanıyor ve görüyor.
Avrupa Birliği’ne girme pahasına her türlü tavizi vermeyi kabul eden içimizdeki bazı dangalak ve cahil cibilliyetsiz takımı ile vatana ihanet edenlerin daha ne kadar devlet yönetiminde bulunmalarına müsaade edilecek?
Türkler ne zamandan beri kendi taşıdıkları ve temsil ettikleri medeniyetin dışında bir başka medeniyete bugünkü gibi yama olmaya çalışmıştır?
Ne zamandan beri Avrupalıların yanaşması olmaya çalışmıştır?
Bir ulusun onurunun bedeli asla yoktur.
O onur ki; vatan sathında kazanılan zaferlerde akıtılan kanların,verilen şehit canların bedelidir.
Bu onurlu Türk Milleti işte bu yüzden Kıbrıs’ı vermez, Kıbrıs’ın Girit yapılmasına seyirci kalmaz, kalamaz, kalmamalıdır da.
Artık memleketimizde şu ver-kurtulculardan kurtulmamız gerekmektedir. Türkiye daha güzel bir vatan, daha onurlu ve daha güçlü bir ülke olacaksa ‘ birlikten kuvvet doğar ’ ilkesiyle hareket ederek olacaktır.
Bunun içindir ki; artık meydanı vatan hainlerinden, iktidar yalakası ve yalamacısı olmuş soytarılardan, her devrin, her dönemin adamları olan her iktidara kuyruk sallayan sözde güya aydın diye ortalıkta gezinen ama aslında aydından bozma birer aydın kırması birer it olan, halkın iliğini, duygularını ve cebindeki parasını yazdıkları tuvalet kağıdı işlevi görmekten öteye geçmeyen sözde süper edebi olan kitapları ile sülük gibi emip sömüren bu tiplerden arınması, arındırılması ve temizlendirilmesi için meydanın bu aşağılık olan pisliklere bırakılmaması gerekmektedir.
Değerli okuyucularım; bugün sizlere adını taşımaktan tarifi mümkün olmayan büyük bir haz, onur ve mutluluk duyduğum ve sapına kadar adam ve iliklerine, hücrelerine varına kadar Müslüman bir Türk olan, adaşım, ve kandaşım merhum sevgili dedem Harun Gökyiğit’in bir bayram günü çocukken bana ders olarak anlattığı minik bir kıssadan hisseyi paylaşıp sizlere bugünlük hoşçakalın diyorum, her zaman ki; gibi önce Allah’a sonra da vatana emanet olunuz, en derin sevgi ve saygılarımla, sağlıcakla kalın.
KISSADAN HİSSE
Değerli okuyucularım; Derviş’in biri bir kervansayar da konaklar. Han sahibi dervişe çeşitli ikramlarda bulunur. Derviş han sahibinden izin isterken son bir ricasını iletir.
Derviş’in ricası han sahibinin atına bir kez binebilmektir. Han sahibi bu teklifi memnuniyetle kabul eder ve atı Dervişe binmesi için ikram eder.
Derviş ata biner ve kaçmaya koyulur. Han sahibi bağırır:
- Ey Derviş ! sana 500 altın, gel gitme, kaçma !
Derviş cevap verir:
- Yahu bu at en fazla 50 altın eder, sen niye bana 500 altın veriyorsun?
Han sahibi yeniden bağırır:
- Gel, gitme, kaçma Derviş ! Sen atı değil, itimadı alıp götürüyorsun, şerefi alıp götürüyorsun. Bundan sonra benim kapıma gelecek olan tanrı misafirine yapacağım ikram duygularımı alıp götürüyorsun, gel,gitme, kaçma !....
Ne kadar enteresan öyle değil mi? Değerli okuyucularım, tıpkı bugün aynen yaşadıklarımızı anlatmıyor mu sizce de bu kıssadan hisse.
Bugün tıpkı yaşadığımız bütün insan ilişkilerimizdeki özdeki bir takım davranışlarımızı, hareketlerimizi, yaşantımızı ne kadar güzel anlatıyor bu kıssadan hisse öyle değil mi?
Siz siz olun hayatınız boyunca sadece sizin yaptığınız olumsuz bir davranış ve söz yüzünden size güvenip inanan birisine kazık atıp kandırarak bütün diğer insani ilişkilerini ters düz etmesine vesile olmayın çünkü bu yaptığınız olumsuzluğun karşılığını sadece ahirette değil bu dünyada yaşarken acısını hayatta iken mutlaka ama mutlaka çok ağır çekersiniz, bu kıssadan hisse kendisine ders çıkarmasını bilen insanların kulaklarına hayatı boyunca küpe olması dileklerimle.
Sayın Harun bey,
siz veya bu yazının altına imzamıda boynumuda koyan ben uzaydamı yaşıyoruz.? Siz veya bu düşüncelere sahip olanlar, yaşananları olanca açıklığı ile görüp anlatanlar, anlamaya çalışanlar neden bu ülkede dinlenmiyor veya tasvip görmüyor. Dikkat ediyorum sürekli önemli noktalara temas ediyorsunuz ,yazıyorsunuz... insanlarımızı bilgilendirmeye çalışıyorsunuz.. Bende, sizin kadar donanımlı olmadığım için "bazen", bir şeyler yazıyorum veya, çevremledeki insanlara partili arkadaşlara bir şeyler söylemeye çalışıyorum, anlatmaya çalışıyorum, Bu kadar aleni işler varken ,insanların körlüğüne şaşıyorum. Bu aralar Ş.S.Aydemirin bir kitabını okumaya çalışıyorum, adam kaç yıl önce önemli tahliller yapmış anlatmış...anlatmış... hiçmi okumayız merak etmeyiz... nasıl olurda bu kadar safiyane sürüklenip gitmeyi 1950 den sonra kabullenmişiz..... allahım anlayamıyorum...
Bu aralar çok sinirliyim, arkadaşları kırmak pahasına çok sert laflarla sarsmaya, kafalarında soru işareti yaratmaya çalışıyorum...Ama bazen ne nafile bir iş... dediğim oluyor....Üzülüyorum...
Ama sizin yeni yazınızı gördümmü..hem öfkem artıyor, bu cehalete karşı hemde mücadele etme isteğim...
Saygılar harun bey...saygılar...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Tabiatın cömert davrandığı sebze...
Ardıç : Kozalaklılardan, yaz, kış yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu, siyahımsı, yuvarlak yemişleri bulunan bir ağa...
Vücutta hücre yenilenmesini sağlayan ısırgan otu; alyuvar yapımını artırıyor. Yaprak ve sürgünleri salata şeklinde ve...