Avrasya Birliği projesi’nde en az Türk Birliği projesi kadar oldukça önemli bir projedir.
Türkiye önümüzdeki 10 yıllık dönemde içi boş ve ham hayal soytarılıkları peşinde koşmak yerine bilgisini, enerjisini, konsantrasyonunu, kendi önderliğinde kuracağı Türk Birliği projesi ve Avrasya Birliği projesi’ne ağırlık vermesi zaruriyeti içersindedir.
Her iki projede ilk bakışta birbirlerine benzermiş gibi gözükse de birbirlerinden çok ayrı ve farklı nitelikler taşıyan projelerdir.
Türkiye kendi önderliğinde önümüzdeki 10 yıllık dönemde mutlaka bu iki projeyi de hayata geçirmelidir.
Aksi halde Türkiye o içi boş ve ham hayaller peşinde koşan malum bildik o AB’ci takımının soytarıları yüzünden yalnız kalıp dünya üzerinde itilip kakılan Batı’nın müstemlekesi olmayı kabul etmiş ve vatandaşları da müstemleke olmuş bir ülkenin sömürgeleştirilmiş vatandaşları olarak yaşamını sürdürecektir.
Yani önümüzdeki yol ve tercihler belli, ya öyle yada böyle, artık tercihleri belirleme zamanı, artık safların sıklaşıp kimin nerde durduğunu gösterme zamanı, artık bugün öyle ortada muallakta kalıp ben tarafsızım deme dönemi kapanmıştır.
Artık herkes bu saatten sonra tarafını belirlemek ve seçmek zorundadır, zorundadır ki ileri de başına gelebileceklerin sıkıntısını çekmesin.
Değerli okuyucularım; Gazi Mustafa Kemal, Avrasya projesini ilk ortaya atan ve uygulayan devlet adamımızdır.
‘‘ Yurtta sulh,cihanda sulh ’’ şirasıyla dış politikasını şekillendiren ATATÜRK,bunun içini doldurmaya da dikkat etmiştir.
İstiklal Savaşı’nda kazandığı başarılarının sarhoşluğuna kapılıp toprak kazanma yarışına girmeyen ATATÜRK, içeriyi de güçlendirecek devrimleri bir bir gerçekleştirmeyi yeğlemiştir.
ATATÜRK, özellikle komşu ülkelerle dostça geçinmeyi ön planda tutmuştur. Öyle ki savaşın acılarına rağmen Yunan lideri Venizelos’a barış elini uzatmasını bilmiştir.
ATATÜRK, bunun sayesinde de bir hayli başarılı olmuştur. Cumhuriyeti ilan ettikten sonraki 15 yıllık ömrü içinde çok önemli devrimlere imza atan ATATÜRK, hiçbir ülkeyle sürtüşmeden Türkiye merkezli bir dış politika güttü.
1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren kendisini hissettirmeye başlayan dünya savaşı, Türkiye’yi yeni arayışlara itmiştir. Bu doğrultu da ilk önce Balkan ülkeleriyle yakın işbirliğine gidilmiştir.
Bunun sonucunda da 9 Şubat 1934 tarihinde Türkiye, Romamya, Yugoslavya ve Yunanistan arasında ‘ Balkan Antantı ’ imzalanmıştır. Bununla dört Balkan ülkesi birbirlerine yaklaşıyor ve dış saldırılara karşı birlikte hareket ediyorlardı.
Bu antlaşmaya göre dört ülke şu ilkeler etrafında hareket edecekti.
1- Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan kendilerinin tüm Balkan sınırlarının güvenliğini, karşılıklı olarak güvence altına alırlar.
2- Yüksek taraflar, bu antlaşmada gösterilmiş olan çıkarlarını bozabilecek olasılıklar karşısında alınacak önlemler konusunda aralarında görüşmeler yapmayı yükümlenirler. Onlar, bu paktı imzalamış herhangibi bir başka Balkan ülkesine karşı, birbirlerine önceden haber vermeksizin, hiçbir siyasal eylemde bulunmamayı ve öteki bağıtlı tarafların izni olmaksızın, herhangibi bir başka Balkan ülkesine karşı, siyasal hiçbir yüküm üstlenmemeği yükümlenirler.
Daha sonra Bulgaristan’la 31 Temmuz 1938 tarihinde yapılan anlaşmayla ‘ saldırmazlık ’ konusunda mutabık kalındı. Bir anlamda Bulgaristan’da bu antlaşmaya katılmış oldu.
Ekonomik konularda da işbirliği amaçlayan Antant bu konuda da özel bir konsey kurulmasını amaçladı. Antlaşmaya göre, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın bir demeci de ‘ Paktın ayrılmaz bir parçası ’ olarak kondu. Bu demeç şu ifadeleri taşıyordu:
‘ Türkiye,Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne karşı yöneltilmiş herhangibi bir eyleme,hiçbir zaman katılmak durumuna girmeyi kabul etmeyeceğini,Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’i adına açıklamaktan onur duyar. ’
ATATÜRK’ün girişimleriyle kurulan bu Antant dünya çapında büyük bir yankı yaratmıştır. Bu Antantı Sovyetler Birliği ve İngiltere’de destekledi.
Türkiye’nin saygınlığı ve gücü dünya ölçeğinde bir kez daha böylece görülmüş olundu.
ATATÜRK, antlaşma nedeniyle Yunan Cumhurbaşkanı Zaimis’e 11 Şubat 1934 tarihinde gönderdiği kutlama mesajında bakınız şunları belirtiyordu:
‘ Misaki imza eden memleketlerin devlet adamlarının anlayış ve uzağı görüşleri mahsulü olan bu misak ile Balkanlarda sükun ve saadet devresi açtıklarını görmekle bahtiyarım. ’
ATATÜRK,1 Kasım 1934 tarihinde TBMM’nde yaptığı yıllık değerlendirmede ise bakınız şu açıklamalarda bulunmuştur.
‘ Balkan Antlaşması,Balkan Devletlerinin birbirlerinin varlıklarına özel saygı beklemesini göz önünde tutan mutlu bir belgedir. Bunun,sınırların korunmasında,gerçek bir değeri olduğu besbellidir. Ankara’da toplanmış olan Balkan Antlaşması Divanı’nın verimli,yerinde çalışmasını ulusumuz sevgiyle karşıladı. ’
Bununla da yetinmeyen ATATÜRK, Doğuya da yöneldi. Buradaki özellikle sınır sorunlarını hallederek, birlik yolunda önemli bir adım attı.
Bunu da kısa bir sürede gerçekleştirdi. Bunun temellerini de 1934 Haziran ayında Türkiye’ye gelen İran Şahı Rıza Han’la yapılan görüşmeler sırasında atıldı.
8 Temmuz 1934 günü de İran’ın başkenti Tahran’da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan bir araya gelerek Sad’abat Paktı Antlaşması’nı imzaladılar.
Bununla da Türkiye Doğu sınırlarını güvence altına almış alıyor ve böylece geliyorum diyen ‘ savaş ’ belasına karşı önemli bir savunma mekanizmasını kurmuş oluyordu.
Sad’abat Paktı Antlaşması 14 Ocak 1938 günü de TBMM’si tarafından onaylandı.
Sad’abat Paktı Antlaşması’nda şunlar vardı:
1.Madde: Birbirlerinin iç işlerine karışmama.
2.Madde: Ortak menfaatleri ilgilendiren mevzularda dayanışmalar yapılması.
3. ve 4.Maddeler: Saldırmazlık
5.Madde: Bir üçüncü devlete karşı saldırıya geçmemek.
6.Madde: Birbirlerine karşı kışkırtma ve gizli örgütlere imkan bırakmamak.
7.Madde: Savaştan vazgeçmeyi öngören 27 Ağustos 1928 tarihli Kelogg Briand Paktı’na uyma yükümlülüğü getirilmiştir.
8.Madde: Paktın Milletler Cemiyeti ile uyum içinde olduğu belirtilmektedir.
ATATÜRK’ün önderliğinde kurulan Sad’abat Paktı da dünya çapında büyük bir yankı yaratmıştır. Bu Pakta da en başta Sovyetler Birliği dahil olmak üzere birçok ülke olumlu yaklaştı.
Pakt, Türk basınında genellikle ‘ Asya Paktı ’ ve ‘ Şark Misakı ’ olarak değerlendirildi.
Zamanın Hariciye Bakanı Dr.Tevfik Rüştü Ara, ‘ Pakta’ta ne karşılıklı yardım, nede bir taahhüt zikredilmiş değildir. ’ diyerek bu Pakt’ın herhangibi bir devlete karşı yapılmadığını belirtir.
O sırada barışçı bir politika izleyen Sovyetler Birliği Pakt’a itiraz etmedi.
Uzmanlar Sovyetler’in itirazı olsaydı ‘ 1929 Türk-Sovyet Protokolüne dayanarak, Türkiye’yi bu Pakt’ı imzalamaktan alıkoyabilirdi. ’ diyorlar.
Uzmanlar ayrıca Pakt’ın ilk yürürlük devresi olan beş yıldan sonra, hiçbir akit devlet tarafından feshi ihtar edilmediğinden dolayı, Antlaşmanın bugünde hukuksal olarak yürürlükte olduğunu belirtiyorlar.
ATATÜRK, Pakt’ın imzalanması üzerine İran Şahı Rıza Han’a gönderdiği kutlama mesajında Pakt’ı ‘ Şark Misakı ’ olarak niteliyor ve şu ifadeleri kullanıyordu:
‘ Memleketimizin sulh idealinde,müşterek bir eser olan bu Şark Misakı’nın hepimiz için ve dünya sulhu için kutsi olmasını dilerim. ’
ATATÜRK,1 Kasım 1937 tarihinde TBMM’nde yaptığı değerlendirmede ki konuşmasında Sad’abat Paktı’na değinerek bakınız şu açıklamalarda bulunmuştur:
‘ Cumhuriyet Hükümeti’nin Irak’ta talep ede gelmekte bulunduğu dostluk ve yakınlık siyaseti,yeni bir kuvvetli adım attı. Sad’abat’ta dostlarımız Afganistan, Irak, İran ile imza etmiş olduğumuz dörtlü muahede, büyük bir memnuniyetle kayda değer eserlerinden biridir. Bu Misak’ın etrafında toplanan devletlerin, aynı gayeyi takip eden ve sulh içinde inkişafı samimiyetle isteyen hükümetleri arasında, işbirliğinin atide de hayırlara neticeler vereceğinden emin bulunmaktayız. ’
Gerek Balkan Pakt’ı gerekse Sad’abat Pakt’ı İkinci Dünya Savaşı sırasında işlerliğini kaybetti. Daha doğrusu ATATÜRK’ün vefatıyla….
İlginçtir her iki bölgede bu Pakt’ların dağılmasıyla nesiller boyunca unutulmayan çok acılar çekti.
Romanya,Yugoslavya, Bulgaristan ve Yunanistan Alman tankları altında ezildi.
Türkiye ise iki kutup arasında sıkıştı ve çok zor yıllar geçirdi. Savaşa girmedi ama savaşa girmiş kadar da sıkıntı çekti. İran işgal edildi ve ikiye bölündü.
Bugün insanın sorası geliyor acaba ATATÜRK vefat etmeseydi ve bu Pakt’lar sürseydi bugün bölgenin tarihi başka mı olurdu?
İşte bugün günümüzde yaşanmış olan tüm bu deneyler bugünümüze muhteşem bir ışık tutuyor.
Bunca yaşanmışlıklar varken bugün günümüzde neden Avrasya Birliği Projesi için iyi bir deney ve örneklik olmasın…
Değerli okurlarım; Bugün sizlere araya vakit kaybı olmadan Türk Birliği Projesi yazımın ardından Avrasya Birliği Projesi yazımı hemem sıcağı sıcağına yayınlamak istedim çünkü bunlar bugün bazı kesimlerin konuştuğu Avrupa Birliği’nden dahi çok daha mühim olan ve hayata mutlak surette geçirilmesi gereken konulardır.
sağlıcakla kalın.| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Tabiatın cömert davrandığı sebze...
Ardıç : Kozalaklılardan, yaz, kış yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu, siyahımsı, yuvarlak yemişleri bulunan bir ağa...
Vücutta hücre yenilenmesini sağlayan ısırgan otu; alyuvar yapımını artırıyor. Yaprak ve sürgünleri salata şeklinde ve...