|
Yeni Genelkurmay Başkanı’nın ilk üniformayı ne zaman giydiğini, okula girmiş ya da asker olmuş evlatlarına bakan ana babanın “Oğlumuza çok yakıştı” sözünü nerede nasıl söylediklerini bilmiyoruz.
Gelecek vaat eden bir okul önlüğü ya da tarihten gelme şan ve şeref yüklü bir üniforma her zaman göz yaşartmıştır. Yakışmak, kalıbın öze, görüntünün içeriğe uygun düşmesini, kısacası “zarf”ın “mazruf”a uymasını, uyması gerektiğini anlatır. “Yakışır” yahut “yakışık almaz” dediğimiz zamanlarda hep bunu kastederiz. İzmit Garnizon Komutanı’nın tutuklu iki generali ziyaret ettiğini ve bunun Silahlı Kuvvetler adına yapıldığını duyunca bunları düşünmeden edemiyor insan. Askere yakışan buydu; düzenlenişindeki özenli yaklaşımla, devletin başka bir kurumuna gösterdiği saygı ve güvenle, aynı şeyi yapmak isteyip de yapamayanların yüreklerine su serpmiş olmasıyla. Kendimize her zaman yakıştırmak isteyebileceğimiz bir tutumdu bu. Öte yanda, Gül’ün Erivan’a gidişi niçin bunca tartışma yarattı? Devlet başkanının ecdadımıza “soykırımcı” diyen, demekte ısrar eden, bundan vazgeçmeyen bir ülkeye gidişini uygun bulmayanımız niçin böylesine çok? Yakın geçmişte ne yaşanmış olursa olsun, Ermenilerle yüzyıllar sürmüş bir yakınlıktan sonra soykırımcılığı kendimize asla yakıştırmadığımız için. Beklenen “hayırhah” sonuçlar ne olursa olsun, bunun da Gül’le Erdoğan arasındaki sinsi rekabette “Kim Bush’un gözüne daha iyi girecek?” yarışına dönüştüğünü, sonuçta ulusun ve devletin zarar görebileceğini sezdiğimiz için. Hele, son derece ilginç bir oyun olan futbolda her şeyin olabileceğini, 1-0’lık rastlantı bir Ermeni galibiyetinin bile Batı dünyasının dangalak medyasınca “1915’in intikamı alındı!” gibi başlıklarla duyurulacağını, bunlara yanıt vermeyi kendimize yakıştırmayıp suskun kalacağımızı çok iyi bildiğimiz için. Neyin, kime, niçin yakışıp yakışmadığı devlet adamlığı iddiasında olanların her zaman özen göstermeleri gereken bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek mevkilerindeki iki kişinin vaktiyle bir akşam vakti Arabistan Kralı’nın kaldığı otele kadar giderek onun taht gibi kurulduğu koltuğun iki yanına oturup poz vermelerini yakışıksız bulanlarımız çok olmuştu. O zaman, devletin yüksek ve pahalı çıkarları adına bunu bile hoş görmek gerektiğini savunanlar da çıktı. Ama buluşmada neler konuşulduğu ve sonuçlarının ne olduğu bilmecesi bir yana, belleklerden silinmeyen bir resim var ortada. O kareye böyle girmek Türk tarafından katılanların resmi sıfatlarına hiç yakışmasa da, onların bireyler olarak resme çok yakıştıkları ve resmin de onlara pek yakıştığı kesindir. Yakışmak, böyle bir kavram işte.
|