19 Temmuz 2003 tarihinde 4919 sayılı kanunun 19.maddesi kapsamında 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35 ve 36.maddeleriyle 442 sayılı Köy Kanunu’nun 87 maddesinin değiştirilmesi sonucunda yabancıların Türkiye Cumhuriyeti sınırları içersinde 30 hektara kadar taşınmaz mal almalarına olanak sağlanmıştır.
30 hektarı geçen durumlarda ise Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Buna göre yabancı gerçek ve tüzel kişilerin,belediye sınırları dışında köylerde taşınmaz mal sahibi olmalarının yolu açılmıştır. 30 hektar koşulunun belirlenmesi ise sadece beyana tabi tutulmuş, başka hiçbir ölçü getirilmemiştir.
Bu yasanın çıktığı günden beri ülkemizde ilgili kamu kurumunun internet kayıtlarında başta Yunanlılar olmak üzere 14 bin 449 kişiyle 4165 dekar, Almanlar 11 bin 985 kişiyle toplam 6 bin 700 dekar, İngilizler 5 bin 577 kişiyle toplam 2 bin 805 dekar, Suriye 2 bin 481 kişiyle toplam 253 bin 440 dekar, Fransa, Hollanda, Avusturya, ABD, İsrail vatandaşlarıyla toplam 66 ülkeden 44 bin 600 bin kişi, 280 bin 967 dekar arazi ve emlak alımında bulunmuştur.
Bu ilk bir yıllık süreçte meydana gelen resmi satış rakamlarıdır ve bu sayı bugünde hızla artmaktadır.
İsraillilerin Anadolu topraklarında ilgisi ise çok daha tarihi ve kutsal amaçlıdır. GAP ve Güneydoğu, Tevrat’a göre ‘ kutsanmış, elde edilmesi gereken topraklar ’ olarak nitelendirilmektedir.
Nitekim ülkemize gelen bir İsrailli yetkili, GAP’ta ortak projeden söz etmiş, bu projeyle ilgili olarak AKP Hükümeti’nin de heyecan duyduğunu belirtmiş ve bunun akıbetini sorgulamıştır. Önceki yıllarda bu bölgeden satın almak istediği büyük arazileri satın alamayınca İsrailliler kiralama yolunu seçmişlerdir.
GAP ve Ceylanpınar’da büyük araziler kiralanmıştır. Ülkemizi geçtiğimiz yıl ziyaret eden bir İsrailli yetkilinin bu konudaki rahat tavırları, GAP’a ilişkin açıklamaları ne anlam taşıyor? Nereden güç alarak kiralanmış olan arazilerle ilgili hesap soruyor? GAP ve Ceylanpınar’daki ve daha binlerce dekarlık alan ne zaman ve kaç yıllığına kiralandı? Bu kiralama bilgilerini devletten edinmek mümkün olabilecek mi? Yoksa kurulan ortak şirketler buna izin vermeyecek mi?
Yabancıların arazi alımlarındaki seçimleri özellikle tarihi, turistlik ve yoksul halkın toprağını kolayca elden çıkarabileceği yörelerde olması oldukça düşündürücüdür. Antalya, Alanya, Fethiye, Kuşadası, Bodrum ve tüm kıyı sahil şeridiyle tarihi yerler öncelik taşımaktadır.
Bu duruma sürekli olarak tepki gösterilmediği sürece yabancıların taşınmaz alımındaki güven duygusu artacak ve arazisi parayla satın alınmış yoksul halkımız yeni bir göç dalgasıyla üretimin tamamen devre dışına bırakılacaktır.
Kanaatimce açıkça görülmektedir ki; Atatürk devrimleri, en önemli kazanımlarından birisi olan ve demokratik ilkeler taşıyan 442 sayılı Köy Kanunu’nun 87.maddesinin AKP Hükümeti tarafından değiştirilmesiyle en önemli yıkıcı darbeyi almış ‘ Ulus Devlet ’ olmanın temel unsurları ‘ küreselleşme ‘ adına yok edilerek, Gazi Mustafa Kemal’in son derece önem verdiği çekirdek yönetim biçimi olan ‘ Köy Hizmeti ’ temel özelliğini yitirmiştir.
Maalesef ne yazık ve hüzün vericidir ki; köylünün canı,kanı,işi,aşı,ekmeği kısaca her şeyi olan topraklar hızla yabancıların eline geçmektedir.
Bütün bu değişiklikler Anayasa’nın ‘ doğal kaynaklar devletin hükmü ve tasarrufu altındadır. ’ ilkesine karşı yapılmaktadır.
Aynı zaman diliminde Köy Kanunu, Maden Kanunu, Vakıflar Kanunu ve Yabancı Yatırımlar Kanunu gibi kanunlar peş peşe değiştirilerek ülke topraklarının yüzde 15’i yani 100 bin kilometrelik bölümü, 20 adet Amerikan, Kanada ve Anglo Amerikan kökenli çok uluslu şirket olan (CUS’a) maden arama imtiyazı sınırsız ayrıcalıklar tanınarak verilmektedir.
Ülkemizin madenleri Rio Tinto, BHP Billiton, Alcoa Newmont, Anglo American Corporation, BP Amaco, Pheps Dodge Normandy gibi uluslararası tekellere, kartellere sunulmakta ve bunların alt yapısının çalışmaları da ‘ Davos ’ toplantılarında atılmaktadır.
Bugün Rio Tinto ülkemizdeki bor madenlerine ve trona madenine göz dikmiş ve bunları elde etmek için her türlü girişimi yapmaktadır.
Altın, petrol, platin gibi maden sahalarını da diğer yabancı tekeller almaktadır.
Bütün bu yabancı tekellere AKP Hükümeti’nin desteği ile teşvikler yağmakta ve tüm kar payları da dışarı transfer edilmektedir.
İşte bu nedenle Eti Holding başta olmak üzere Türk Telekom’da dahil devletin elinden özelleştirilerek alınmaktadır.
Bu durum ülkemiz sanayisinin ölüm fermanı, Batı emperyalizminin de bedava ham madde ve teknoloji sağlaması demektir.
Değerli okurlar; Bakınız bir ulusu ulus yapan en önemli özelliği üzerinde yaşadığı ve varlığını sürdürdüğü topraklarıdır.
Bu topraklar ulus olmanın omurgasını teşkil eder.
Eğer ülkemizin omurgası olan toprakları elinden kaymaya başlamışsa isteyen kusura baksın sözüm meclisten taa içeri kanaatimce bu durumda ‘ yok oluş süreci ’ başlamış demektir.
Evet bugün ülkemizin toprakları ayaklarımızın altından kaymaktadır.
Sorun yabancıların köylerde arazi alımının da ötesine taşınmış, ülkemizin yer altı kaynaklarının bulunduğu toprakların talan edilmesi delik deşik hale getirilmesine yol açmıştır.
Yine bu arada vakıf arazileri ile ilgili kanunlarda yapılan değişikliklerle ülkemizdeki yerli, yabancı dini cemaat vakıflarının arazi edinmesine büyük olanaklar sağlanmış olup, bu arazilerde yapılan ticari yapılaşmalar bu vakıfların ekonomik yönden çok büyük olanaklara kavuşmasına ve misyonerlik faaliyetlerinin alabildiğince artmasına, Kıbrıs, K.Irak, Güneydoğu’daki emperyal odakların beklentiler taşıdığı etnik ayrımcılığın yoğunlaştığı bugünlerde, ülkemiz içten tamamıyla kuşatılmasının tamamlanması anlamına gelmektedir.
Bakınız unutulmasın ki; Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkım süreci 1856 yılında Islahat Fermanı ile yabancılara gayri menkul edinme hakkı vermekle başlamıştır.
Baş öğretmenimiz yüce önder Atatürk’ün kurduğu bağımsız cumhuriyet devrimlerinin 1939 yılına kadar süren ilkelerine geri dönmek zorundayız.
Bedelini çok pahalıya ödediğimiz topraklarımızın elimizden kayıp gitmesine karşı artık ayağa kalkmak ve uyanmak zamanıdır!
Gazi Mustafa Kemal, can dostu, dava arkadaşı köylüye en büyük devrimlerinden birisi olarak çıkarttığı demokratik yöntem şeklinin bütün özelliklerini içeren 442 sayılı Köy Kanunu’nun ülke topraklarının bugün elden çıkmasına kaynaklık etmekte olduğunu görseydi, hiç duraksamadan o devrimci kişiliği ile yeniden kurtuluşun yollarına çıkardı.
Değerli okurlar, değerli Türk milliyetçileri ve gerçekten vatansever olan bu memleketin sevgili has evlatları; Bakınız bir önemli noktanın altını önemle çizerek ifade etmeliyim ki: Unutmayınız ki bir ülkede şirketler iflas edebilir,ama o iflas eden şirketler sonra yeniden birgün kurulabilirler, ancakkk eğer ülke iflas ederse, ülkemiz iflas ederse yeniden kurulması ‘ kan ve gözyaşı ’ demektir.
sağlıcakla kalınız.Harun bey,
düşük kur yüksek faiz soygununu çok iyi anlatmışsınız. Ve bu anlattığınız tam olarak son 7 yılın içler acısı durumu..çok önemli çok.....soyulduk.... soyulduk... soyuluyoruz..yabancı bankalarında ekonomi içindeki rolunün ve oranının artmasıyla, bu soygun tam bir tereyağı- kıl muhabbetine uygun düşmüş...
SAYIN HARUN ya sen çok büyük bir iktisatçısın, karl marx tan bile büyük.. ya bu ülkeyi yönetenler geri zekalı....veya sizin bu iktisadi bakışınızı aklı başında ,ortalama iktisatçılar anlar veya bilir...ve ya ülkede büyük bir ihanet var....Öyle ya,düşük kur yüksek faiz soygununu ben ESFENDER KORKMAZ dan çok zaman önce okumuştum.. hani ben de iktisat okudum ben de biraz bilirim...("ama siz çok güzel özetlemişsiniz konuyu")
Hülasa siz de ortalam bir iktisatçının bakışıyla yakalaması gerekenleri yazdınız , onun mücadelesini yapıyorsunuz..
YAHU kardeşşşşşşşşşşşşşşşş....
bu iktidardakiler bu kadar aleni bir soyguna neden devam ediyorlar... yahu bunlar bu kadarmı hain.... bu kadarmı bedbaht, bu kadarmu meczup... ben kafayı yicem yahu...
harun bey, ben bir esnafım....
bazen ofisime gelip okumaya daldığımda...bütün iş yapma şevkim kayboluyor... diyorumki.. kapat lan bu dükkanı...böyle olmaz be....moralim acaip bozuluyor...
neyse....
teşekkür ederim... sağlıkla kal...
Sayın harun bey,
Satılıyoruz yani.... satıyorlar bizi...değilmi? ihanet içindeyiz öylemi...
ve bunu yapanları hala destekliyoruz öylemi? ve yinede 29 marta destekleyecez değilmi???(görüntü halkın yine bu adamlara oy vereceği yönünde, zira başka parti yok)..
O zaman ben diyorumki bu demokratik cumhuriyet şekli pek bize göre değil.... biz seçim yapabilme yeteneği olan bir toplum değiliz.. Demokrasi günümüzün en kahpece sömürü metodudur....ama biz bu demokrasiyi hiç dilimizden düşürmeyiz...
iyi bayramlar harun bey....
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Tabiatın cömert davrandığı sebze...
Ardıç : Kozalaklılardan, yaz, kış yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu, siyahımsı, yuvarlak yemişleri bulunan bir ağa...
Vücutta hücre yenilenmesini sağlayan ısırgan otu; alyuvar yapımını artırıyor. Yaprak ve sürgünleri salata şeklinde ve...