Giriş
20
Kasım
2008
Yazdır E-posta
Orhan SONER   
Pazartesi, 18 Şubat 2008

MİSYONERLİĞİN YENİ BOYUTU

Misyonerliğin yeni boyutunun üstündeki örtüyü kaldıralım

ABD'nin, sömürmek üzere uzun yıllardır kaynaklarına göz diktiği Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya ülkelerini kontrol altına almak için ortaya attığı harika çözüm:

Ilımlı İslâm.

Halkının çoğunluğu müslümanlardan oluşan bu coğrafya kapsamındaki devletlerin rejimi eğer şu ikisinden herhangi biriyse, ABD'nin yayılmacı plânları için bir engel oluşturmaktadır:

Birincisi radikal islâm; İran, Filistin, Libya gibi ülkeler.

Radikal islâmcılar şiddetli bir ABD karşıtlığı kampanyası yürüttükleri, hatta teorik olarak ABD ile ekonomik, kültürel, dinsel savaş halinde oldukları için, bu rejimler ABD'nin hedefi durumunda.

İkincisi, lâik cumhuriyet rejimiyle yönetilen müslüman çoğunluklu ülke.

Suriye, Türkiye vb, bir zamanlar Irak.

Tabii içlerinde lâik demokratik sistemin anayasal kurumlarını en fazla (kıyaslarsak) oturtmuş olan ülke Türkiye.

Lâik demokratik rejim, çağdaş medeniyet düzeyine erişmek için üstünden atlanılması gereken biricik eşiktir.

Çağdaş medeniyet düzeyine erişmiş ülke, kendi coğrafyasında ve dünyada güçlü, bilimi referans alan, haklarından ödün vermeden barışçı politika izleyen, insanlarının ve kaynaklarının sömürülemeyeceği, tam bağımsız ülkedir.

Bu yüzden, lâik-demokratik rejimin, kaynaklarına göz koyulan coğrafyada güçlenmesinin önlenmesi, hatta ortadan kaldırılması makbuldür. Güçlenmesinin önlenmesi, yıllar süren birtakım iç karışıklıklarla sağlanır: sağ-sol kavgası, gladyo maşalar, ekonomik sömürü (IMF vb.), iç-terör (pkk vb.).

Ortadan kaldırılması iki şekilde olur:

Bir, içten: "Sivil" veya "askeri" darbeyle lâik rejimin ortadan kaldırılması, yerine Ilımlı İslam anayasası/rejimi tesis edilmesi.

İki, dıştan: Doğrudan dıştan askeri müdahale (savaş) ile devletin yıkılması (Irak), yerine Ilımlı islam rejiminin tesis edilmesi.

Sivil darbe, seçimlerle elde edilen büyük çoğunluğun iktidar tarafından lâik-demokratik-anayasal düzeni değiştirmeye yönelik kullanılmasıdır.

Askeri darbe, İran'da olduğu gibidir, fakat İran'daki plânlar tutmamış, ülke ılımlı islâm rejimine değil radikal islâm rejimine girmiştir. Türkiye'de ve Suriye'de, güçlenmeyi önlemeye yönelik her türlü iç karışıklık yıllardan beri uygulanmaktadır.

Suriye büyük çapta zaten kontrol altındaydı.

Türkiye'de ise bir faktör, Atatürk'ün düşünsel mirası, laik-demokratik kurumların ve Türk halkının yıpratılmasında daima bir handikap olmuştur.

Bu doğrultuda önce Atatürkçülük yıpratılmış, hem sözde Atatürkçüler, hem de Atatürk karşıtı gerici tabandan gelenler ABD'nin istekleri ve plânları doğrultusunda Atatürkçülüğün içini boşaltmışlar, bir ezber haline getirmişler, yoğun saldırılar ve saptırmalar ile Atatürkçülüğü unutturmayı veya olduğundan farklı ve itibar görmeyen ucube bir ideoloji haline çevirmeyi başarmışlardır.

Tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığı rafa kaldırılmış, kürseselleşmek yeni "andımız" olmuştur.

Atatürkçülüğün yıpratılmasıyla, Ilımlı İslâm rejimi için ABD'nin kapı uşaklığını yapacak siyasi odağın ve o siyasi odağı iktidara taşımak için lâzım olan kandırılmış halk kitlesinin yaratılması artık fazla zor olmamıştır.

Kâğıt üstünde demokrasinin gerekleriyle yapılan seçimlerde, vadesi gelince tamamlanacak olan sivil darbenin icracısı olan ekip işbaşına getirilir, tabii önce ABD'de "mülâkata" alındıktan sonra. Ve böylece her zamanki gibi ABD'nin dediği olacak şekilde bu coğrafyada bir ülke daha Ilımlı İslâm devleti haline getirilmiş olur, ABD'nin kontrolünde, hazır ve nazır.

"Ordu var bize birşey olmaz" diyenler avuçlarını yalarlar çünki ordunun tepe kadrosu da yıllar süren NATO asimilâsyon programıyla devşirilmiştir çoktan.

Lâik devletten Ilımlı İslâm devletine dönüşüm elbette çok çeşitli araçların seferber edilmesiyle gerçekleşebilecek bir olgudur.

Yukarıda bahsettiğimiz, Atatürkçülüğün ve lâik düzenin yıpratılması ve Ilımlı İslâm rejiminde yönetilebilecek halk profilinin yaratılması için faaliyet gösteren, ekonomik, bürokratik büyük güçleri elinde toplamış dinsel cemaatler bu araçlardan biridir, hatta sürecin kilit taşıdır, lokomotifidir.

Cemaat adamlarının siyasetin, idarenin, yargının, emniyetin, istihbaratın, askeriyenin önemli mevkilerine yerleşmesiyle rejim tüm birimleriyle kontrol altına alınmış olur. Cemaatin ekonomik gücü, yazılı ve görsel medyayı ideolojik olarak tekelleştirir, muhaliflerin sesini kısar, halkı yoğun bir propaganda yağmuruyla baş başa bırakır. Önemli ekonomik STK'lar, bankalar, tekel şirketler, kollektif şirketler, devlet denetleme kurumları da cemaatin mensuplarının kontrolüne verilerek, cemaatin ekonomik gücünün artmaya devam etmesi ve dorukta kalması sağlanır.

"Ilımlı İslâm" projesinin bir de ikiz kardeşi çıkmıştır, daha doğrusu ABD tarafından kardeşinin yardımına gönderilmiştir. Bu ikiz kardeşin adı: "Dinler Arası Diyalog".

Ilımlı İslâm ve Dinler Arası Diyalog el ele verip, amcaoğlu Küreselleşme ile birlikte, sömürü coğrafyasındaki hedef ülkeleri birer birer ziyaret etmektedirler. Bir de sahte kimlikle dolaşan, kimliğinde adı Demokrasi yazan bir şahıs vardır, vatandaşlık hanesine dikkatle bakıldığında ABD yazar; ABD demokrasisidir, gerçek adı aslında Emperyalizm'dir. O da bunların dayıoğludur.

Hristiyanlar'ın savaşı İslâm ile değildir. Ilımlı İslâm'ı benimsediğiniz sürece sizinle hiçbir sorunları yoktur.

ABD için Ilımlı İslâm'ın anlamı, ABD'nin dediğini yapanların İslâm rejimidir, kurallarında yumuşaklık olan İslâm demek değildir. Bakın İslâm'ın kalbi ve şeriatla yönetilen Suudi Arabistan da ABD için Ilımlı İslâm rejimidir, ABD Suudi Arabistan'ın rejimiyle İran'ınki gibi kavgalı değildir, Suudiler ile yıllardan beri gül gibi geçinip gidiyorlar. Çünkü Suudi petrol şirketleri ile ABD petrol şirketleri yıllardır işbirliği içindeler ve piyasayı birlikte yönlendiriyorlar.

 Hristiyanlar'ın asıl savaşı, Müslümanlıktan çok önceden beri kavgalı oldukları Türkler iledir, Türklük iledir.

Atillâ zamanından beri batıya doğru devam eden ilerleyiş iledir kavgaları. Yaklaşık 2000 yıldır yegane gayeleri Türkler'i Orta Asya'nın çöllerine, geldikleri yere geri göndermektir.

Batı Trakya'dan sürdükleri gibi, Anadolu'dan da sürmek en büyük emelleridir.

Birinci Dünya Savaşı bunun savaşı, Sevr bunun kararnamesidir. Emperyalistler Birinci Dünya Savaşı'nda Arap müslüman âlemi ile müttefik olmuşlar, emperyalizmin karşısındaki tek engel olan Türkler'e birlikte saldırmışlardır. Amaç Türkler'i ve Türklüğü yok etmekti. Bu yolda İslâmiyet'i diledikleri gibi kullandılar, Mustafa Kemal'i kâfir ilân eden fetvalar çıkarttılar, İngiltere'yi hilâfetin ve islâmiyetin hamisi ilân ettiler. O zamanlar Türklüğü yok etmek için islâmiyeti kullandıkları gibi, şimdi de islâmiyeti kullanıyorlar.

Görmesini bilen için hiçbir fark yok. Bunun ülkemizde iki ayağı var:

İlki Türk-İslâm ideolojisi. 60'ların ortalarından 80'lerin sonuna kadar ABD tarafından beslenmiş ve kullanılmıştır. Türklük bilinci yozlaştırılmış, Osmanlı'daki gibi ümmetleştirilmiş, kültürel Arap kapitülâsyonlarıyla Araplaştırılmış, mutant bir Türk kavramı ortaya çıkarılmıştır. Bu ayak, var olan Türkler'in yozlaştırılmasına yöneliktir.

İkinci ayak Kürt-İslâm ideolojisidir. Bu da zayıflatılmış Türklük bilincine karşı, bu bilinci tümden imha etmek üzere yaratılan ve beslenen, Türklüğün üzerine saldırtılan, Türklüğün tamamen yok edilmesinin maşası olan ayaktır. Yukarıda bahsettiğimiz cemaatler içinde, bilhassa Kürt-İslâm ideolojisi kökeninden gelenler ABD tarafından güçlendirilmiştir. Uzun vadede amaç: Ilımlı İslâm cumhuriyeti kurulduktan sonra Türkler'in devletin tüm odaklarından, hatta dinsel veya etnik bir kılıfa bürünmüş kanlı bir iç savaştan sonra bu toprakların tümünden tasfiye edilmeleri. Yerine Kürt-İslâm devletinin kurulması. Akabinde, zaten geçici olacağı çoktan plânlanmış olan, uydu niteliğindeki Kürt-İslâm devletinin de tasfiye edilmesi. Muhtelif toprakların Yunanlılar'a ve Ermeniler'e iade edilmesi, Anadolu'nun Türkler'in Anadolu'ya gelişinden önceki durumuna geri döndürülmesi. Ve batılıların "misyonlarını" bu şekilde tamamlamaları.

Türkiye'yi Türkler mi yönetiyor?
Mecliste bugün bizi yönetenlerin kaçı Türk, meclisin % kaçı Türk?

Milleti kimler temsil ediyor? Geçmişteki ataları gibi emperyalistlerle ile işbirliğinde olan, "ne mutlu Türküm" diyemeyen, Türkiyelilik diye geveleyen Arap ve Kürt kırmaları mı?

Said-i Kürdi'nin ABD'de yaşayan halefi Fethullah Gülen hocaefendinin Papa'nın ayağına gidip, Papa ile beraber "Artık dinlerarası diyalog çağını başlatıyoruz" demesinin tüm bunlar ile ilişkisini açıklamamıza artık gerek var mı?

1 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.
Coşkun Kardegider
21 Şubat 2008 01:10 57
Başarı Göstergesi: +5

Haklısın üstad....Türkiye'yi sanırım Türkler yönetmiyor...Çok haklısın...

Başarısız
Başarılı

 
  küçült | büyült
 

busy