Giriş
07
Ocak
2009
İthalat Çılgınlığı ve Ekonomik Sömürü Yazdır E-posta
Harun GÖKYİĞİT   
Cuma, 10 Ekim 2008

Harun GÖKYİĞİTDeğerli okurlar; Dünyamızda son zamanlarda çok ilginç gelişmeler yaşıyoruz. Bu gelişmeler beraberinde uluslararası politika düzeyinde topyekün bir sıkışma dönemine girmiş bulunuyoruz.

Bugün memleketimizin içinde bulunup yaşamış olduğu bu fevkalade kötü ve rezil dönemdeki en büyük tehlikelerden biride  AKP Hükümetinin iktidara gelmesiyle birlikte son 6 yılda artış gösteren misyonerlik faaliyetleridir.

Bakınız bu misyonerlik faaliyetleri girdiği ülkede toprak tanımaz.

Misyonerliğin yegane temel amacı sömürmektir, hemde karşısına kim çıkarsa çıksın ve girdiği memlekette ne olursa olsun aklınıza gelen her şeyi sömürmektir.

Değerli okurlar; Bu misyonerlik faaliyetlerinde bulunanlar önce yardımlaşma ve kardeşlik sözleriyle ülkelere, şehirlere ve evlerimize kadar girerler. Sizlerin karşınıza sahte gülücüklerle çıkarlar, sonrada diyalog kavramı ile amaçlarını perçinlerler.

Sizde bu arada sanırsınız ki; Onlardan iyisi ve kültürlüsü yok diye zannedersiniz.

Bu misyonerler insanlarımızın beynini zehirli yılan gibi sokuyorlar. İlk olarak benim vatandaşlarımın dinlerini sonrada milliyetlerini sonrada benliklerini işgal ediyorlar.

Bazı yabancı işadamları gelip memleketimizde incelemelerde bulunup para dağıtıyorlar. Bazı evleri satın alıp satın aldıkları o evlerde yöredeki halkın beyinlerini yıkıyorlar.

Bu tipler bizim ülkemizde mülkiyet kazanıp geleceğin misyonerlerini de bizim memleketimizde kendi amaçları doğrultusunda yetiştiriyorlar.

Yabancı dil öğrenimi adı altında kültür aşılaması yapıyorlar. Gencecik taze ve körpe beyinlere ‘ Globalizm ’ ve ‘ Kapitalizm ’ zehirlerini enjekte ediyorlar.

Değerli okurlar: Bunların adları ne olursa olsun hepsi tek bir merkezden çıkıyor. Oda sömürü ordusundan.

Dinmiş, kardeşlikmiş hepsi hikaye, hepsi palavra, buradaki tek sebep duygusal!

Yani sebep PARA ve RANT’tır.

Peki kim bunlar diyeceksiniz şimdi?

Kim olacak onlar işte.

Petrol, doğalgaz, uranyum, toryum, bor, su ve ucuz iş gücü işte bunların asıl hedefleri de bunlardır. Bu hedeflere yönelip bunlara sahip olmak isteyenlerdir onlar.

Onlara göre sömürülebildiğiniz kadar dost ve müttefiksinizdir.

Onlar kendilerinden başka tarihte tanımazlar. Fakat onlar tarihteki tekerrürleri de hiçbir zaman unutmazlar ama bizler maalesef memleketimizde unuturuz.

Tıpkı zamanında Balta Limanı anlaşmasıyla günümüzdeki Gümrük Birliği anlaşmasının aynı anlaşmalar olduğunu unuttuğumuz gibi.

Değerli okurlar; Memleketimizde bazı kendini bilmez soytarılar Avrupa Birliğine geleceğimizi ipotek koydururken, Kırgızistan’ın başkenti Bişhek’te ABD bir üs kuruyor ve 4 bin askerini bu üste barındırıyor.

Bakınız işte global kapitalizm zaman, mekan ve millet tanımaz. Onun içindir ki; bugün bizlerin var oluş ve doğuş yerimiz olan Orta Asya’mız da tehdit ve tehlike altındadır. Kırgızistan’da sırf ABD değil birçok Avrupa ülkesinde esasında mutlaka kırılması gereken o pis burunlarını buraya sokmuşlardır.

Değerli okurlar; Bakınız bugün ABD ve Avrupa Birliği niye Türkiye’yi önemsiyor ve niye Türkiye’yi kendi kontrolleri altında bir MÜSTEMLEKE ve SÖMÜRGE ÜLKESİ yapmaya çalışıyorlar? Niye biliyor musunuz?

İşte o ABD ve Avrupa Birliği Türkiye üzerinden Orta Asya’ya açılmak istiyor da ondan.

Çünkü Türkiye olmadan ne ABD nede Avrupa Birliği Orta Asya’da barınamaz. Bunu bildikleri içinde Türkiye’yi Orta Asya için birer maşa olarak kullanmak istiyorlar.

ABD ve Avrupa Birliği Orta Asya’ya önem veriyor çünkü dünyanın bütün geleceği Orta Asya topraklarında yatıyor Orta Asya topraklarında.

Değerli okurlar; Bakınız bugün Avrupa Birliği ile olan güya diplomatik ve stratejik patentli ilişkilerin ‘ VATANA İHANET ’ olması için daha ne olması ve daha nasıl olması lazımdır? Sorularını bugün her gerçek vatanperver olan insanın cevap vermesi gereken en önemli ciddi sorusudur.

Bakınız Avrupa Birliği diyor ki; 36 etnik parçaya bölüneceksiniz. 72 milyon insanın kardeş olduğu, Müslüman olan her vatan evladının Türk Milleti’nin ta kendisi olduğu görüşünden vazgeçeceksiniz.

Avrupa Birliği diyor ki; KKTC’yi Rumların yönetimine devrederek güya işgalci konumundaki askerlerinizi çekeceksiniz, bölgeyi tamamen Birleşmiş Milletler askerine bırakacaksınız.

Avrupa Birliği diyor ki; Dicle ve Fırat su havzalarının yönetimini ve kontrolünü uluslararası bir heyete devredeceksiniz.

Avrupa Birliği diyor ki; Sözde Ermeni soykırımını tanıyacaksınız, Ermenistan’dan resmi olarak özür dileyeceksiniz, tazminat ve toprak isteme taleplerini karşılayacaksınız.

Avrupa Birliği Çerçeve Belgesi, bütün İlerleme Raporları, Katılım Ortaklığı evrakları yazılı olarak diyor ki; Ege Kıta Sahanlığı meselesi Yunanistan’ın istediği şekilde çözeceksiniz, aksi halde Lahey Adalet Divanı’nda yargılanma başta olmak üzere her türlü yöntem ile bu iş çözüme kavuşturulacaktır.

Avrupa Birliği diyor ki; Suriçi İstanbul’da Ekümenik Patriklik  olarak kabul edeceksiniz.

Değerli okurlar; Bakınız şimdi bir Allah’ın kulu çıkıpta bana Harun efendi, Harun efendi  Avrupa Birliği bizden bu saydığın talepleri istemiyor, bu saydığın talepler yok, bunları sen uyduruyorsun diyebilir mi?

Demez, Diyemezler de.

Çünkü Avrupa Birliği’nin bu taleplerini artık sağır sultanlar bile duydu, kör sultanlar bile görüp öğrendi.

Şimdi ben soruyorum: Peki bu talepler ve tavizler neyin karşılığında veriliyor?

Hiçbir şeyin.

Bakınız Türk vatandaşlarının Avrupa Birliği ülkelerinde serbest dolaşım hakkı yok, böyle bir şey asla mümkün değil, bazı AB’ci zihniyet takımının soytarıları sanki mümkünmüş gibi bunu iki de bir söylüyorlar da yalan söylediklerini belgelemek ve sizleri kandırmaya çalıştıkları için onun için bunu böyle yazarak bir kere daha hatırlatıyorum.

Türk tarım ürünleri Avrupa Birliğine kesinlikle sokulmayacak artı
2015 yılına gelindiğinde Avrupa Birliği üye ülkelerinin ‘ hazım etme kapasitesi ’ uyarsa Türkiye’ye o tarihte yeni bir don biçilecek.

Vay vay vay şu memleketimizin düştüğü rezil rüsva hale bir bakın.

Değerli okurlar; Şimdi ben soruyorum, Avrupa Birliği hapıyla uyutulmaya çalışılan tüm halkımıza soruyorum: Avrupa Birliğinin gerçekten ‘ VATANA İHANET ’ olması için allahaşkına daha ne lazımdır? Ha ne lazımdır?

Yukarıda saydıklarım ‘ VATANA İHANETİN BELGESİ ’ değil midir?

Buna karşı çıkan bir hokkabaz soytarısı varsa bre çıksın hele benim karşıma gelsin, anlatsın hele allahaşkına yüreği ve adamlığı varsa tabii.

Avrupa Birliği ham hayalinin ‘ VATANA İHANET ’ olduğunu görebilmek ve anlayabilmek için illa ecnebi asker postallarının bizim topraklarımıza ayak basması mı lazımdır?

Bu vatana ihaneti fark edebilmek ve anlayabilmek için dün ‘ KURTULUŞ MÜCADELEMİZDEKİ ’ yıllarımızda Anadolu’muzda,bugün ise Afganistan’da,Irak’ta olduğu gibi ‘ BATILI YAMYAMLARIN ’ tıpkı vahşi hayvanlar gibi namusumuza, iffetimize musallat olması mı lazım?

 Bu ‘ VATANA İHANETİ ’ görebilmek ve anlayabilmek için illa iş işten geçmiş olması mı lazım?

Ya ABD ile olan ‘ güya stratejik ilişkilerimizin ’ gelip bugün dayandığı noktaya ne demeli? Bu ilişkinin adına ne konmalı?

Türklüğün şanına ve asaletine darbe vurdurup Musul’a, Kerkük’e, Türkmenlere, Irak’ta Müslüman analarımıza, bacılarımıza, yavrularımıza daha ne olması lazım?

 ABD ile stratejik ortaklık muvacehesinde daha neler yaşanması lazım Irak’ta ha daha nelerin yaşanması lazım?

Irak’ta yaşanılanlar vahşice, alçakça, soysuzca değil de nedir allahaşkına?

Böylesine vahşice ve hayvanca olan bir işgalin stratejik ortağı olmak ‘ VATANA İHANETİN DE ORTAKLIĞI OLMAK ’ demek değil midir?

Ben şimdi soruyorum benim halkıma, ABD’nin Afganistan’da ve Irak’ta vahşice ve hayvanca işgalinin kendi kendine stratejik ortakçısı, emme basma tulumba gibi başını sallayıp, sindirmediğimiz, hazım etmediğimiz, yutmadığımız bugüne kadar bu AKP Hükümeti döneminde son 6 yılda ne kaldı allahaşkına?

Son 6 yılda kucağımıza Yahudi hüviyetli bir Barzani Kürdistan’nı bıraktılar, yıllardan beri Güneydoğumuzu terör örgütü pkk ile kan ve gözyaşına boğanlar son 6 yılda oralarımızı ısrarla Avrupa Birliği çomağı ile karıştırıp kaşıyanlar, şimdi de son kullanma tarihi belli olan karton bir devletcik olan Kürdistan’ın kuyruğuna taktılar koskocaman Türkiyemizi.

Takmadılar mı? Be takmadılar mı? Hayır takmadılar diyorsanız el insaf Allah’tan korkun bari be Allah’tan korkun.

Bu yazdıklarım, bu söylediklerim doğru değil mi?

Bunlara doğru değil diyorsanız pardon ne yani ben şimdi yalan mı söylüyorum? Yalan mı yazıyorum?

Bir Allah’ın kulu da benim karşıma çıksın bre desin ki; Harun efendi, Harun efendi bu söylediklerin yanlış, bu yazdıkların doğru değil desin, yüreği ve adamlığı varsa tabii.

Bütün bu gidişatın ‘ VATANA İHANET ’ olmadığını birileri adam gibi yüreklice (varsa tabii yürekleri) ortaya çıkıp anlatmalıdır.

Bütün bu yaşanılanların, bütün bu gelişmelerin, bütün bu verilen tavizlerin asaletimize ve milli onurumuza dokunan bütün bu gelişmelerin ‘ VATANA İHANET ’ olması için şöyle şöyle olması lazımdır, dolayısıyla şöyle şöyle olmadığı için bunlar birer ‘ VATANA İHANET ’ olarak sayılmaz diye birileri bunun bana ve Türk Milleti’ne izahını yapmalıdır. ( adamlıkları ve yürekleri varsa tabii )

Bu konuda makul, mantıklı ve asaletimize yakışır yanıtlar bekliyorum, her kim kendini yetkili, etkili görüyorsa ve her kim AKP Hükümeti’nin yaptıklarını destekleyip alkışlıyorsa onlardan.

Değerli okurlar; Tüm bunlar olup biterken allahaşkına şu AKP Hükümeti denen hükümet ve hükümet başkanı ne yapıyor peki ha ne yapıyor?

Ben söyleyeyim hiçbirşey yapmıyor. Bugün öyle her aslan babayiğidin benim gibi böyle mertçe, dürüstçe, erkekçe, ortaya çıkıp bugünlerde söyleyemeyeceği ve yazamayacağı bir şeyi ben bugün ortaya çıkıp çok rahat çekinmeden, korkmadan söylüyorum ki; Cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş, en başarısız, en beceriksiz ve en büyük yalancı ve hortumcu hükümetidir bu AKP Hükümeti.

Değerli okurlar; Bakınız önümüzde iki yol var: Ya üzerimizde oynanan oyunları bozup tarihe ve memleketimize karşı olan sorumluluğumuzu yerine getireceğiz yada en fazla 15 yıl sonra ekonomisi açıktan sömürülen, MÜSTEMLEKE olmuş bir ülkenin SÖMÜRGE olmuş vatandaşları olarak yaşayacağız, tabii böyle yaşamayı içinize sindirip bunu kabul ederseniz.

Yani bunun kararını sizler vereceksiniz, vereceğiniz karar başka bir karar olmayacak özünde ve temelinde bunların kararını vereceksiniz başka bir şeyin değil.

Değerli okurlar; Bugün bu iş başındaki cibilliyetsiz AKP Hükümeti yüzünden Cumhuriyet tarihimizin en büyük ithalat rekoru kırılmaktadır. Memleketimiz bugün ithalat cehennemini yaşıyor ve buna bağlı olarak cari açık hızla büyüyor.

Bakınız 12 aylık cari açık 39 milyar doların üzerine çıkmış durumdadır, bu cibilliyetsiz hükümetin hiçbir halttan anlamayan ve kendini bir halt zanneden Ekonomi Bakanı olan zat çıkıp diyor ki; ‘ Dalgalı kur uygulamasında cari açık sorun olmaz. ’ şeklinde hiçbir iktisadi kural ile açıklanmayacak olan boş,hayali ve afaki sözler söylüyor.

Değerli okurlar; Bakınız hatırlayınız şu tefeci IMF Türkiye’ye 2000 yılında açık kur çapası uygulattı, sonuç ne oldu?

14 ayda cari açık 10.7 milyar dolara tırmanınca şok devalüasyon geldi, sonrasında tekrar bir bedel ödenerek sağlanan dış ticaret dengesi, yine tefeci IMF programları gereği uygulanan dalgalı kur politikalarının eseri olarak 2001 rekoru kırılarak 23 milyar dolara ulaşıldı. Ve 2008 yılında bugün şu tarih itibariyle 50 milyar dolara ulaşılmıştır, bunu bu kadar açık ve net söyleyeyim.

Değerli okurlar; Bakınız oyun hep aynı oyun olduğu için doğal olarak bu oynanan oyunun sonuçları da hep aynı oluyor.

Bakınız cari açığın sıcak para girişi ile dengelenmesi kabul edilemez olan bir çözüm yoludur ve mutlaka ama mutlaka bir süre sonra ekonomi de alt üst olacak olan sonuçlar kaçınılmaz olacaktır. İşte memleketimizde bugün bu çıkmaz yaşanıyor ve yaşatılıyor.

Süreli açık veren ve sürekli faiz ödeyen bir ekonomi, bu kötü gidişi sürdüremez ve bu gerçeği bilmek ve görmek içinde iktisatçı olmak gerekmez.

Baskı altında tutulan kurlarla hem ithalatın patlayacağını hemde ihracatın azalacağını ve var olan ihracat bağlantılarının da bir süre sonra devam edemeyeceğini aklı başında mantıklı, akıllı ve sağduyulu olan herkes biliyor zaten.

İhracatta kura bağlı olarak karlılığın imkansız hale geldiğini ve bir süre sonra bu karsız satışlara dayanamayan imalatçılarımızın zorunlu olarak iç pazara yöneleceğini de herkes biliyor zaten.

Bakınız ucuz ithal mal cehennemi yaşayan iç pazarda mevcut arz fazlası ve talep daralması varken ilave olarak ihracattan kaçan işletmelerimizin de iç pazara yönelmesi mevcut arz fazlasına ilave bir arz fazlası oluşturuyor ki, buda mevcut problemi daha da büyütüyor.

Bu ekonomik belirsizlik, istikrarsızlık ve kaos ortamında yerli mallar zorunlu olarak maliyetine ve zararına satılıyor ve birçok işyeri bugün kapanırken ne yazıktır ki; bu vahim durum ‘ ENFLASYON DÜŞTÜ ’ diye artık bayatlamış olan ve gerçeği yansıtmayan yalan bir sloganla perdeleniyor.

Önce yüksek gümrük duvarlarının arkasına sığınarak bu memleketi soyanlar şimdi uluslararası sermayenin işbirlikçileri olarak bu ülkenin soyulmasına aracılık ediyorlar ve bu düzenin sürmesini destekliyorlar yani esas soygunun dik alasını bu AKP hükümeti ve onun yalakaları ile yalamacıları yapıyor.

Kendi soygunlarının gerekçesi olarak serbest piyasa ekonomisi aldatmacası adı altında her türlü ithalatı destekleyen bu siyasetin vampirleri olan ve sizlerin kanını emen bu AKP hükümeti ve onların yalakaları ile yalamacılarına değerli okurlar sizler DUR diyeceksiniz.

Seçim zamanı sandıkta hala bu vampirlere oy verirseniz açık söyleyeyim başınız öyle bir dert’e girecek ki, bu AKP hükümeti ve onların yalakaları ile yalamacılarından yediğiniz ve yiyeceğiniz kazığı hayatınız boyunca ölünceye kadar isteseniz de unutamayacaksınız.

Onun için değerli okurlarım ben diyorum ki; Bu AKP hükümetini seçim sandığı önünüze geldiğinde sandığa gömün sandığa, bunlara bir şans daha tanımayın, bunlara prim vermeye devam ederseniz o zaman başınıza geleceklere de katlanmaya, yeni ve hemde acı dolu gözü yaşlı bedelleri ödemeye hazır olun. 

Değerli okurlar; Bu AKP hükümeti var ya, bu AKP hükümeti, bunlar aynen kargalar gibiler.

Kargaları aşağıda beslersiniz gelip avucunuza bile konup yem yerler sonra yukarı bir ağacın tepesine çıktıklarında başınızın üstüne gelip başınızı pisletirler işte bunlarda aynen böyle.

Değerli okurlar; Bu AKP hükümetine ve onların yalakaları ile yalamacılarına destek olmayın. Bunlara oy vermeyin ki; Türkiye’de üretilen ve üretilecek malların ithalini bu hükümete RED oylarınızla engelleyin, engelleyin ki bu memleketin yerli evladı, yerli üreticisi yaşasın, var olabilsin.

Üretim Türkiye’de yapılsın, Türk insanı çalışsın, işsizlik azalsın, hasat zamanı mısır ithal edilmesin ki; bizim tarımımız ölmesin, bizim çiftçimiz kan ağlamasın, yarın elin ecnebisine bir avuç buğday için bizim çiftçimiz el açmasın.

Değerli okurlar; Bu AKP hükümetine seçim sandığı önünüze geldiğinde RED diyerek durdurun bu akıl dışı ithalatı durdurun. Bırakın Türk dericisi çalışsın, bırakın Türk konfeksiyoncusu çalışsın, bırakın Türk oyuncak sanayisi çalışsın, bırakın Türk hırdavatçısı çalışsın, zanaatkarı çalışsın ve böylelikle Türkiye kazansın.

Bu AKP hükümetine seçim sandığı önünüze geldiğinde RED diyerek durdurun bu ithalat çılgınlığını durdurun.

Seçim sandığı önünüze geldiğinde Bu AKP hükümetine RED diyerek hem kendi geleceğinizi hemde çoçuklarınızın ve torunlarınızın geleceğini ve de en önemlisi Cumhuriyeti’nin, demokratik, laik uniter Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini kurtarın yoksa bunu yapmazsanız, bunlara RED demezseniz ondan sonra çıkıp birkaç yıl sonra salya sümük ağlayarak dizlerinizi ve başınızı dövmeyin benden uyarması sonra çıkıp kimse bize bir şey söylemedi, kimse böyle yazmadı, kimse bizi uyarmadı diye hayıflanıp göz yaşı dökmeyin.

Benden uyarması, etme bulma dünyasıdır bu, bedelini çok ağır ödersiniz sonra…..

Sağlıcakla kalın.


 

0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy