Sayın Başbakan, partisinin Adalar ilçe kongresinde konuşurken “Kapatma davası Türkiye’nin kalkınma davasına gölge düşürdü” demiş. Onun “malum” dediği bu dava yüzünden ülkeye gelebilecek yabancı para azalmışmış.
Ülkenin üzerine bir gölgenin düştüğü doğru da bunun sonuçlarına dövünmek mi, yoksa nedenleri üzerinde düşünmek mi daha doğrudur? Gölge nasıl oluşur? Güneşle ya da daha genel olarak aydınlatıcı kaynakla aydınlatılacak yer arasına giren bir nesne söz konusudur; bir bulut, bir ağaç, bir insan. Ya da bir kurum. Sakın, gölgenin asıl nedeni AKP iktidarı ve doğrudan doğruya Başbakan’ın kendisi olmasın? Öyle anlaşılıyor ki, ülkeyi yöneten kişi, ana muhalefete ve medyaya kızgınlığı yüzünden, bir temel olguyu göremez durumdadır: Türkiye’yi dıştan gözleyenler, politikacı ya da işadamı olarak, ülkenin nereye gittiği konusunda kuşkuya düşmüşlerdir: Türkiye Mustafa Kemal’den beri aydınlığa, çağdaşlığa, dengeli refaha, doğru dürüst bir toplum olmaya yönelen bir ülke midir, yoksa karanlığa ve büyük bir siyasal dolandırıcılığa mı sürüklenmektedir? AKP başlangıçta bu konuda AB’ye verdiği güveni bile yitirdi. Kapatılmadı ama laiklik karşıtlığı bire karşı on oyla yargı kararına bağlanmış bir parti olarak yönetiyor Türkiye’yi. Alman mahkemesinin kararından sonra Deniz Feneri’yle ilişkileri de sorgulanan bir iktidar söz konusu. Soru işaretleri her cenahta çoğalmıştır. AB’ye tam üyeliği başka nedenlerle istemeyenlerimiz, belki bu sonuca bakarak AKP iktidarının bu tür “hayırlara vesile” olduğunu düşünüp sevindirik olabilirler ama sorunun asıl püf noktası, dışla değil, içle ilgili: İnsanlarımız özgüvenlerini ve iyimserliklerini yitirdiler: Nereye sürükleniyoruz? Gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakacağız? Gölge, yalnız Sayın Erdoğan’la değil, Atatürk’ün ölümünden beri Kemalist Cumhuriyete musallat olan tutucu siyasilerin ekonomik ve sosyal politikalarıyla da ülke üzerine düşmüş, bulutlar arasından sızan ender ışınlara karşın gitgide koyulaşarak artık tam bir karanlık tehlikesine dönüşmüştür. Kendilerini “aydınlanmacı” sayan Cumhuriyetçilerimiz, merkezde ve solda, şimdiki gidişin temel nedenlerini iyi çözümleyip çarelerini ortaya koyamıyorlarsa, ulusalcı ölçütlerden uzaklaşarak ilericilik adına hayalci dış oyalanmalara kapılmışlarsa, akılcılıktan, plancılıktan, kamusal ya da özel tüm kalkınma enerjilerini bütünleştirerek doğru hedeflere yöneltecek bir kalkınma seferberliği öneremiyorlarsa, halk yığınlarının geçim, eğitim ve sağlık beklentilerini, sadakalarla değil, sosyal devletin somut vericiliğiyle karşılayacak bir iktidar mücadelesi için güçbirliği yaratamıyorlarsa, bilmelidirler ki gelecek kuşaklar gölgenin koyulaşmasından onları da sorumlu tutacak ve asla affetmeyecektir.
|