Giriş
07
Ocak
2009
Gerçek Ulusal bir Hükümet ve Milli bir Ekonomi Yazdır E-posta
Harun GÖKYİĞİT   
Perşembe, 09 Ekim 2008

Harun GÖKYİĞİTDeğerli okurlar; Devlet Planlama Teşkilatı’nın en son hazırladığı ekonomi raporuna göre 2008 yılı sonunda cari açık 30 milyar doları aşarak 35 milyar doları bulabileceği öngörülmüş, geçtiğimiz günlerde televizyon ekranlarından yakından tanıdığınız ünlü bir ekonomist olan  komşum ve arkadaşım ile AKP Hükümeti’nin ekonomi yönetimi ile ilgili olarak sabahın erken saatlerinde işe gitmeden önce ayak üstü kısa bir sohbette bulundum, kendisinden bu konuda nezaket icabı da olsa ismini köşemde belirtmenin bir mahsuru olup olmadığı yönünde bir izin almadığım için, daha doğrusu müsaade olmayı unuttuğum için ismini köşemde bu yüzden yazmayacağım, çünkü müsaade almadan böyle bir şey yaparsam bu insani ilişkiler açısından pek şık olmaz, bu yüzden beni bu konuda maruz görünüz.

Ekonomist komşum ve arkadaşım arabaya binmeden ayak üstü cep telefonuyla Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı’yla görüşmesinin ardından ‘‘ Harun’cuğum ekonomi de aslında işler iyi gitmiyor, toplumumuz resmen sanal bir şekilde hala uyutulmaya çalışılıyor. Az önce DPT Müsteşarı’yla da görüştüm bu konuyu oda cari açıkta ki son artışı ülkede ki sanayinin ithalata olan bağımlılığına ve enerji fiyatlarında ki artışa bağladı. Yapısal bir reform’un gerekli olduğunu aksi halde cari açığın yıl sonunda 35 milyar doları bulacağı hatta bunun da üzerine çıkabileceğini 39 milyar doları bulabileceğini söyledi. ’’ dedi.

Şimdi Değerli okurlar; Ekonomi diline yabancı olan okuyucularım için kısaca cari açığın bir tanımını yapmak istiyorum ki; böylelikle konuya yabancı olan okuyucularım da konuyu daha iyi anlayabilsinler, bu okuyucularımı AKP Hükümeti ve mütareke medyasında ki antenlektüeller kandırmasınlar diye bu cari açığın bir kısa izahını yapmak istiyorum.

Cari açık nedir? Diye düşünülecek olursa cari işlemler yani ödemeler dengesi açığı, kabaca ülke ekonomisine giren döviz ile çıkan döviz arasında ki farktır. Dış ticaret dengesi yani ihracat geliri ve ithalat gideri, dış borç alım ve ödemeleri, doğrudan yabancı yatırımlar, sıcak para girişi ve çıkışı, işçi dövizleri ve diğer döviz girdileri gibi başlıca kalemlerden oluşmaktadır.

Memleketimiz olan Türkiye gibi ekonomisi dışarıya kasıtlı olarak bağımlı hale getirilen ülkelerde ihracata dönük büyüme modeli gerçekte ithalata dayalı büyüme modeli anlamına geldiğinden, büyüme dönemlerinde dış ticaret dengesi muazzam bir şekilde açık vermektedir.

Türkiye gibi ekonomisi kasıtlı olarak kötü ve zihniyeti bozuk ekonomi yönetimleri yüzünden ekonomisi dışarıya bağımlı hala getirilen memleketimizde ekonominin aritmetik olarak büyümesi, dış ticaret açıklarının geometrik olarak büyüttüğünden, her büyüme çevriminin belli bir aşamasından sonra ekonominin ayakta kalması sıcak paraya bağımlı hale gelir.

Çığ gibi büyüyen cari açık belli bir sınırı aştıktan sonra, sıcak parayı kaçıracak en ufak bir vesile ekonomik krizi tetiklemeye başlar.

Bilahare işte bu yüzden dışarıya ekonomisi bağımlı hale getirilen memleketimizde belli bir sınırı aşan cari açık yaklaşan yeni bir krizin göstergesi ve tetikleyicisi olarak kötü bir üne sahiptir.

Memleketimizde Nisan 1994 krizinde cari açık 7 milyar dolar iken, Şubat 2001 krizinde 10 milyar dolar seviyesinde, Mart 2002  krizinde 20 milyar dolar seviyesinde iken patlamıştı.

Elbette bu sınır her kriz için değişebilir, fakat önemli olan burada büyüyen cari açığın kesin kes hormonlu olan yüksek büyüme rakamlarına karşın ekonomi de bir şeylerin rast gitmediğini göstermesidir.

Bir başka deyişle memleketimizde ki her hormonlu olan büyüme evresinin belli bir aşamasından sonra, makro ekonomik dengesizliklere yol açtığının göstergesidir.

Yani biraz daha konuyu açacak olursam memleketimizin en parlak hormonlu olan büyüme evresinin bile kendi iç dinamiklerini de büyüterek ilerleyebildiğini ve belli bir aşamadan sonra cari açığa takılıp tökezlendiğinin göstergesidir.

Değerli okurlar; memleketimizde ki ekonomik çelişkilerin ve dolayısıyla buna bağlı olarak ta eşitsiz gelişmenin görünümlerinden yalnızca birisidir cari açık.

Dış ticaretin dengesizleşmesi yada diğer bir anlamıyla ithalat ile ihracatın eşitsiz gelişmesi, belli bir aşamadan sonra memleketimizdeki uygulanan ekonominin yıkıcı olan iç zoruyla düzeltilir.

Yaşanılan ekonomik çöküntüyle birlikte iç pazar daralır, ithalat keskin bir şekilde düşer, ne pahasına olursa olsun ihracatı artırmak ölüm kalım meselesi haline gelir ve böylelikle dış ticaret yani cari dengeler ortaya çıkar.

Ekonomi canlandıkça ithalat ihracatı sollamaya başlar ve yeni bir dengesizleşme süreci de böylelikle başlar ta ki yeni bir ekonomik krizin yaratacağı çöküntüye kadar. Ve maalesef memleketimizde bu kısır döngü hep böyle devam eder gider.

Maalesef ne yazıktır ki; bizim gibi dışarıya kasıtlı olarak bağımlı hale getirilen ülkelerde dikkat çekici olan İMF programları ile her seferinde işçi, memur, emekli,dul ve yetim, işsiz insanlarımızın sırtına ağır bir yük daha bindirerek insanları eze eze ama yoksulu, garibanı, emekliyi, işçiyi, memuru, dul ve yetim kalmışı, işsizi, dar gelirli insanı eze eze kapatılan cari açıkların, her çevriminde daha büyük boyutlara ulaşmış olmasıdır.

Bugün iş başında ki AKP Hükümeti en başta olmak üzere, burjuva ve televole iktisatçıları ile bir takım büyük iş aleminin belli bir kesimi İMF’yi bir ilk yardım reçetesi olarak görüyorlar.

Peki büyüyen cari açığın özünde ne var?

Burjuva ve televole iktisatçıları hatta içlerinde hem şişman hemde fodul olan bazıları gazetelerde ki köşelerinde ve parselledikleri tv kanallarında İMF’nin güvencesinin şart olduğun da uzlaşmakla birlikte, AB müzakereleri çerçevesine bağlı olarak ülkeye yabancı sermaye girişinin arttığını, İMF’den yeni kredi desteği alınması gerektiğini ve böylelikle cari açığın azalacağını söylüyorlar.

Dışarıya bağımlı hale getirilen memleketimiz ekonomisini makro ekonomik istikrarsızlaşmasını hafifletmeyi, bu istikrarsızlaşmanın başlıca dinamitlerinden olan emperyalist uşağı olmuş burjuvaziye havale ederek sorunun kendisini çözüm diye yutturmak istiyorlar.

Burada birinci kısımdakiler daha radikal görünmekle birlikte tüm önerdikleri ekonomik gidişat çöküntüye dönüşmeden önce krizi kontrollü bir biçimde başlatmaktan ibarettir.

İkinci kısımdakiler de Hükümet büyüme popülizmini bıraksın, daha büyük işsizlik ve bütçe açıklarını göze alsın ve ekonomiyi böylelikle soğutsun diyorlar.

AKP Hükümeti ise şimdilik bu iki yaklaşımın arasında bir çizgi de kalmayı tercih ediyor. AKP Hükümeti ithalatı doğrudan yada tarife dışı engellerle kısıtlayamaz. Çünkü AKP Hükümeti’nde o mangal yürek yok, o yürek olmadığı gibi o akıl da onlarda yok.

Dışarıya kar transferini sınırlandırmayı akıllarından bile geçirmeye cesaret edemez AKP Hükümeti. Çünkü bu gibi tedbirler emperyalist ve tekelci vahşi kapitalist zihniyetin azami kar arayışının içine yerleşmiş sermaye hareketlerine karşı azami serbest ilkesine karşı cinayet sayılır.

Peki o zaman AKP Hükümeti ne yapar?

Piyasalar tedirgin olduğunda camı kırınız yazılı ilk yardım çantası olarak gördükleri İMF acı reçetesini çıkartıp bakarlar. Sürdürülebilir büyüme için: 1- İç tüketimi kısınız. 2- Bütçe gelirlerini artırıp giderleri kısınız. Vesaire…..

Bu İMF acı reçetesi programı; kamu personel hizmet ve harcamalarını daraltma, ücretleri düşürme, yeni vergiler ve zamlar, işsizliği genişletme, özelleştirme adı altında peşkeşleştirme, emperyalist sermaye serbestini artırma, ek borçlanma, bilumum yapısal düzenleme gibi işçiye, emekliye, memura, işsize, sabit gelirliye, orta halli insana, bilinen sosyo ekonomik eziyet ve ekonomik işkence uygulamalarını güncelleştirmeyi içerir.

Ve üretimde ki kar oranları ne kadar düşerse bu sosyo ekonomik işkence o kadar sertleşir. Bu İMF acı reçetesi programının diğer bir adı da makro ekonomik istikrarsızlığın emperyalist ve dışa bağımlı ekonomide ki gerçek köklerini gizleyerek belirtilerini erteleme ve hafifletme programıdır.

Değerli okurlar; ekonomi de bir söz vardır küçük balığın cari açığı büyük olur diye, yani bunun anlamı şudur: Kısa vadeli yüksek kar beklentisine dayalı sıcak para girişleri, normalde çok daha hızlı değer kaybetmesi gereken ulusal parayı şişirdikçe şişirir. Aşırı değerli kur ise ithalatı özendirerek cari açıkları patlatır. Ekonomi’nin yüzeyinde ki görünüm işte budur.

Ekonominin gerçeğinde ise cari açık, emperyalist sermaye ile memleketimiz içersinde ki dışarıya bağımlı sermayenin üretkenlik düzeyleri arasındaki farkın bir göstergesidir. Yani rekabet gücü daha düşük ekonominin daha yüksek ekonomiyle ilişkisinde, büyük cari açıklar vererek değer kaybetmesi kaçınılmazdır.

Memleketimizin dışarıya bağımlı hale getirilen ekonomisi, emperyalist sermaye ile dış ticaret hacmi ve bunun GSMH’sı içindeki payı ne kadar büyürse, cari açıklarda o kadar büyüme eğilimi gösterir.

Memleketimizin dışarıya bağımlı hale getirilen ekonomisinin tıpkı dış borçları gibi, cari açıklarının da görülmemiş boyutlara çıkarılması emperyalist küreselleşmenin bir sonucudur.

Emperyalist dünya ekonomisi içersinde üretkenlik düzeyleri arasındaki uçurum, rekabet gücü düşük yerli sermayelerin değersizleşmesini yani ulusal paranın hızla değer kaybını, üretkenliği ortalamanın altında olan yerli sermayenin yıkılmasını şart koşar.

Fakat emperyalist para sermaye girişleri kredi, sıcak para gibi, ekonomisini dışarıya bağımlı hale getiren memleketimizde gerçek üretkenlik, karlılık düzeyinin üstünde hormonlu olarak şişirerek kaçınılmaz olan değer kaybını bir süreliğine engeller.

 Tabii rekabet gücü düşük yerli sermayenin değer kaybı ne kadar engellenirse ve ertelenirse cari açıklar da o kadar büyür.

Aynı zamanda ekonomisi dışarıya bağımlı hale getirilmiş yerli sermayenin gerçek durumu ile şişirilmiş hayali durumu arasındaki fark üzerinden spekülasyon ve asalaklık yapma artar.

Ekonomisi dışarıya bağımlı hale getirilen yerli sermayenin gerçek karlılık ile emperyalist para sermaye girişleriyle hormonlu bir şekilde şişirilmiş gelecekte ki karlılık beklentisi arasında ki fark belli bir aşamadan sonra kapatılamaz hala gelir.

Yani değerli okuyucularım; Bakınız üretimdeki büyümenin belli bir aşamasından sonra, karlılık daha fazla artırılamaz hale gelir. Üretimde büyüme tempolu biçimde sürmesine karşın üretkenlikte ve kar oranlarında düşüş başlar.

Zaten şişirilmiş kur üzerinden lüks ithal malları ticaretinde olsun, üretimde artan oranda ithal girdi ve kullanımda olsun, ekonomide ki esas patlama üretkenlikte ki gerilemenin ve üretimdeki büyümenin belli bir aşamasından sonra karlılıkta ki azalmayı telafi etme çabasının bir sonucudur.

Sıcak para ulusal paraya gerçekte sahip olmadığı hayali sanal bir değer kazandırır. Şişirilmiş para ekonomiye gerçekte sahip olmadığı bir ithalat kapasitesi kazandırır.

Tabii çığ gibi büyüyen cari açıklar pahasına otomotiv ve beyaz eşya, ana sanayi tempoyla hormonlu bir şekilde büyürken yan sanayilerinin ayakta kalamaz hale gelmesi bunun bir göstergesidir.

Bunun en sonunda tüketici kredileriyle de orta sınıflara gerçekte sahip olmadıkları suni bir alım kapasitesi kazandırır.

Ekonomisi dışarıya bağımlı hale getirilmiş memleketimizin üretkenliğinin gerilemesi artıyor ve kar oranları düşüyor olsa bile, gelecekte ki üretkenlik artışı ve beklentisini sürdüren, dolayısıyla cari açıkları daha uzun ve büyük boyutlarda sürdürebilmesini olanaklı kılan yalnızca ve yalnızca emperyalist dış kredilerdir.

Yani dış borç, sıcak para, vesaire gibi. Türk ekonomisinin görülmemiş boyutlarda ki cari açık sarsıntılarını en son Mart 2002 senesinde gördük. Bugün şimdilik cari açığın paniğe yol açmamasının sebebi ve önemsenmemesi İMF’den alınan yeni kredi destekleri ile  tamamen AKP Hükümeti’nin ve mütareke medyası ile bir takım büyük iş aleminin sermayedarlarının ve bir takım hem şişman hemde fodul olan televole iktisatçılarının gerçek dışı olan suni olarak ekonomiyi toz pembe göstermeye çalışıp sokakta ki insanı gerçeklerden ayrı tutarak uyutmaya yönelik bir afyon yutturma ali cingöz oyunudur.

Öyleyse bunu buradan çok rahatlıkla söyleyebilirim ki; memleketimizin içersinde ki işbirlikçi tekelci burjuvazi, mütareke medyası, hem şişman hemde fodul olan televole iktisatçılarının ve AKP Hükümeti’nin İMF’den ve Avrupa Birliği’nden olan beklentisi cari açıkların kapatılmasını değil, daha uzun süre ve daha büyük boyutlarda sürdürülebilmenin güvencesidir.

Şimdiden düşme sinyalleri veren kar oranları belli bir düzeyin altına düştüğünde ise, ekonominin üretebildiği gerçek değer ile şişirilmiş hayali değerler arasındaki bağdaşmazlık açığa çıkar. Sıcak para kaçınca büyük çaplı döviz açıkları kaçınılamaz hale gelir.

Ulusal parada şiddetli bir devalüasyon çöküntüsü kaçınılmaz olur. Üretkenliği dünya piyasalarına göre düşük yerli sermayeler hızla değersizleşir.

1 yıl ila 10 yıl arasında sıcak para girişine dayalı tüketici kredileriyle şişirilerek satılmış görünen beyaz eşya, otomotiv, konut gibi malların önemli bölümünün gerçekte satılmamış olduğu ortaya çıkar.

İş ve gelir kaybı, faizlerin 3-4 katına çıkmasıyla birlikte tüketici kredileri ödenemez bir hale gelince, üretilmiş artı değerin önemli bir bölümünün satışı gerçekleşemez. İşsizlik çığ gibi büyür, emeklilerin, işçilerin, memurların, orta halli sabit gelirli tüm kesimlerin reel ücret, maaş ve gelirlerinde devalüasyona yakın bir kayıp yaşanır.

Değerli okurlar; Böyle bir tablonun piminin ne zaman çekileceği öngörmek şu an için mümkün değil. Zira önümüz sisli ve karanlık, yapılacak en iyi iş hangi meslekten olursak olalım, mevcut pozisyonumuzu değiştirmeden koruyarak el frenimizi çekerek önümüzde ki; bu sisin ve karanlığın dağılmasını beklemekten başka hiçbir çaremiz bulunmuyor.

Şu anda yapılacak kişisel olarak en iyi pozisyon budur. Buna uymayan insanlarımızı, sevgili vatandaşlarımızı ve dolayısıyla da siz değerli okuyucularımı uyarmak istiyorum buna uymadığınız takdirde mevcut pozisyonunuzu değiştirip el freninizi çekmeyip yola devam ettiğiniz sürece sizi çok ama çok büyük bir felaket ve sizi salya sümük ağlatacak, birçok insanımızın intihar etmesini sağlayacak, birçok insanımızı bunalıma girmesini sağlayacak acının da çok ötesinde kötü bir sürprizle karşılaşacaksınız.

Bunun içindir ki; 2008 yılının sonları işçi, memur, çiftçi, emekli, işsiz, ve orta halli olan bütün kesimleri için çok zor geçecektir. Artı 2009 yılı da öyle çok değil az bile şen şakrak geçmeyecektir, geçemeyecektir.

Çünkü istese de istemese de, hayranı da olsanız, olmasanız da, oy da verseniz oy vermeseniz de, AKP Hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan artık yıpranma ve eskime sürecine girmiştir. Buna mukabil olarak devletin en temel kurumları arasında kavgalı olan Recep Tayyip Erdoğan ve tayfasının artık miladını doldurduğu, ve bundan sonra bu memlekete yapabilecekleri tek ama tek bir olumlu bir icraatlarının olmadığını ve olamayacağını sadece bendeniz değil siyasi tarihimiz ve memleketimizin siyasi gerçekleri bile söylüyor.

Büyük yerli sermaye sahipdarları ise onlar şu anda bu gelecekte ki var olacak olan ekonomik çöküntüden en az zararla atlatabilmenin pozisyonunu almaktadırlar.

Dünya çapında petrol fiyatlarının 1970’li yılların tıpkı sonlarını andıran bir şekilde ani yükselişleri, faiz ve enflasyonda ki artış eğilimi, yeni bir kürsel enflasyon döneminin yaklaştığına bir işarettir. Bunlar en geç 2008 yılı sonuna yaklaştıkça Türk ekonomisine de yansımaya başlayacaktır ve cari açığı daha da kışkırtacaktır.

2009 yılına girdiğimiz de ise AKP Hükümeti ister istemez pembe tablolar çizmeyi bırakıp parça parça yapacağı devalüasyonlar la hormonlu büyümeyi frenlemeye çalışması ve ekonomiyi soğutma ve daraltma politikalarına başvurması kaçınılmaz olacaktır.

Peki önümüzde ki bu dönem için acaba memleketimizde ki işçilerimizi, emeklilerimizi, çiftçilerimizi, memurlarımızı,kısaca sabit gelirli bütün kesimleri 2002 Mart krizinden daha beter olacak olan yeni bir felakete karşı hazırlıyor muyuz? Yada bu kesimler böyle bir şeye karşı hazır mı?

Ben insanlarımızın, sevgili vatandaşlarımızın buna hazır olmadıklarını biliyorum ve görüyorum çünkü mütareke medyasının, AKP Hükümetinin ve televole iktisatçılarının hayali bir takım pompalamalarının etkisinde kaldıklarında görüyorum. Bunun etkisinde kalmayan çok az insan var, onlarda zaten benim gibi, bizler gibi insanlar. Ben şahsen buna hazırım ve hazırlıklıyım, pozisyonumu aldım ve sabitledim, olabilecek minimum en az ekonomik  hasarla bu önümüzde ki felaketi atlatacağım. Ama sevgili vatandaşlarımı bilemem, pozisyonunu korumayan ve yer değiştiren insanlarımız ve AKP Hükümetine, Recep Tayyip Erdoğan’na, mütareke medyasına, ve bunların televole iktisatçılarına inanıp güvenen insanlarımızın ödeyecekleri bedel karşısında o bedeli ödediklerinde üzgünüm ama o bedeli ödedikleri için bu insanlarımıza ben şahsen hiç ama hiççç üzülmeyeceğim.

Ben zamanında uyarımı yapıyorum, dinleyen dinler, anlayan anlar, aptal olan ve dik kafalılık eden kendi burnunun dikine giden burnunu kıracaktır elbette böyle bir durumda kendi düşenin ağlamaya da hakkı olmaz, bu madem ki bir tercih meselesi bana yani ben Harun Gökyiğit’e değil AKP Hükümetine, Recep Tayyip Erdoğan’na, mütareke medyasının antenlektüellerine inanmayı ve güvenmeyi tercih ettiniz o zaman benim şahsen böyle bir durumda bu felaketi yaşayıp ta burnunu kırana bir şey diyemem, bir şey dersem ki zaten deme ihtimalim kuvvetle muhtemeldir o zaman da kim daha ağır konuşacak, kim daha ağır neler yazacak göreceksiniz, duyacaksınız, dinleyeceksiniz, izleyeceksiniz ve okuyacaksınız elbette.

Ne zaman ki Türkiye asıl ihtiyacı olan gerçek ulusal bir hükümet ile yönetilir ve gerçek bir milli ekonomi politikaları uygulanmaya başlar işte ancak o zaman Türkiye refaha ulaşır, kalkınır, gelişir ve büyür.

Bunun aksi halinde Türkiye bugün olduğu gibi yerinde saymaya devam eder ve her gelen siyasi iktidar dışarıya daha doğrusu ABD’ye ve AB’ye bağımlı bir şekilde sürdürdüğü politikalarla memleketi uzun vadeli önümüzdeki 50 yıllık dönemde bölünmeye ve parçalanmaya doğru götürür ve Türkiye’nin sonu da bu mevcut politikalar devam ettirildiği sürece ABD’ye ve AB’ye karşı dik durulmayıp dümen suyuna gidildiği sürece Türkiye’nin sonuda elinde sonunda Yugoslavya gibi olur.

Bunu bugün göremeyen ve bunun olamayacağını zanneden insanlarda kusura isterlerse baksınlar ama benim gözümde ve gönlümde birer aptal, ahmak, gaflet, delalet ve hıyanet içersinde bulunan insanlardır.

Sağlıcakla kalın.


 

0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy