|
Türkiye’de yeri geldi mi ülkemizin %99’u Müslümandır deriz ya hani, şimdi bu %99’un yekününü ilgilendiren bir takım gerçekleri yazacağım. Gerçi yok türbandı, yok AKP’nin kapatılmasıydı, yok 2008 Avrupa Futbol Şampiyonasıydı derken şimdi yazacaklarım ne kadar ilgi çeker orasını bilemem ama ben yine bu sütunlarda gerçekleri yalnızca gerçekleri dile getirmeye devam edeceğim.
Bilindiği üzere Müslümanlar domuz eti yemezler. Türkiye’de içki içenler bile domuz etinden kaçarlar, domuz eti yemekten kaçınırlar. Ülkemizde birisi birisine hakaret edecekse ‘ seni gördüm domuz görmüş gibi oldum ’ der. Domuz Müslüman Türk halkı için avlanabilir fakat kesinlikle yenmez olan bir hayvandır. Geçtiğimiz günlerde AKP iktidarının bazı veteriner fakültelerine domuzculuk bölümü koydurtarak ve Ziraat Bankası yolu ile domuzculuk yapacaklara kredi açılmasına ilişkin yasayı yürürlüğe sokmasını açıkçası yadırgamanın ötesinde resmen karşımda sanki domuz görmüş gibi oldum. Bu arada unutmadan sadece Müslümanlar değil, Yahudilerin de domuz eti yemediği bilgisini ekleyeyim çünkü şimdi bazı aklı evveller orta çıkıp ‘ bu çağda böyle yasak olur mu? ’ diye başlayacakları cümlelerden kurtulmak için ‘ Yahudilerde yemiyormuş tamam o zaman ’ diyerek belki o tür cümleler kurmaktan vazgeçerler. Değerli okurlar; domuz kendi pisliğini yiyen ve eşini kıskanmayan dünyadaki tek hayvandır. Hayvanat bahçesinde gezerken en pis kokan bu mahlûkatı yemeyi İslam dini yasaklamıştır. Domuz aşırı yağlı olan bir hayvandır. Domuz yağının içersinde ‘ sutoksin ’ denilen zehirli maddeyi insan vücuttan atabilmek için lenf bezlerine aşırı yük biner ve bilhassa çocuklarda lenf bezi şişmeleri olur. Domuz etinde bol miktarda kükürt bulunur ve eklem hastalıklarına sebebiyet verir. Domuz etinde büyüme hormonu çoktur. Sürekli yendiğinde insan vücudunun bazı organlarında büyüme oluşur. Bu büyüme kanser ile doğrudan irtibatlıdır. Yine domuz etinde bulunmakta olan histamin ve imidazol adlı maddeler insanda iltihabi deri hastalıklarını ortaya çıkarır. Domuz eti yiyenlerde görülen diğer önemli bir hastalıkta trişin’dir. Domuzun trişinli fare yemesi ile oluşturduğu bu hastalık insanlar için son derece tehlikelidir. Şimdi diyeceksiniz ki; birkaç veteriner fakültesinde domuz ünitelerinin açılması ve domuz çiftliklerinin kurulması için teşvik kredi verilmesinin bahsi geçen tehditlerin Türk halkı ile ne ilgisi var? Var efendim var hemde öyle bir var ki…. Türkiye’de bilindiği üzere yediğimiz gıdaların dayanıklılığını artırmak için kullanılan bir takım katkı maddeleri yurt dışından ithal ediliyor. Bakınız Tüketiciler Birliği Konya İl Başkanı Sn. Mustafa Dinç diyor ki: Konyalı tüketicinin sağlığı ve geleceği bazı kişilerin siyasi emellerine ve fırıncıların tamahkârlıklarına alet edilmiştir. Gelinen bu noktada artık ekmeği gramıyla veya fiyatıyla konuşmanın bir anlamı kalmamıştır. 2004 yılından beri ekmekle ilgili birçok mücadelenin içersinde birlik olarak yer aldık, ancak bugüne kadar yaptığımız mücadeleler sonucunda gördük ki; ülkemizde artık ekmek ekmek olmaktan çıkmıştır. Ekmek, katkı maddecilerin elinde insan sağlığını ve inancını tehdit eder bir zehir topuna dönüşmüştür. Ekmeği sadece fiyatıyla gündeme getirenler seçim kaygısı, pazarlama kaygısı gibi ahlaki olmayan kaygılar insan sağlığının ve toplum sağlığının önüne geçmiştir. Ekmek konusunda, bugün dindar olduğunu iddia edenlerin bile bu konuya aldırış etmediği büyük bir aymazlıkla karşı karşıyayız. Üretici 5 kuruş fazla kazanmak için, politikacı ise halka ucuz ekmek veriyoruz diyebilmek için Konyalıya domuz maya katkılı ekmek yedirmektedir. Biz içinde domuz ya da içinde benzer yenmesi sakıncalı hayvanlardan elde edildiği bilinen E 472 ve E 471 olarak kodlanan ekmeğin artık domuz katkısı ile insan inancını da tehdit etmeye başladığını, bu yüzden de Konya Tüketiciler Birliği yönetimi olarak biz piyasada satılan ekmekleri almıyoruz ve yemiyoruz. E 472 ve E 471 olarak kodlanan Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri’nin bulunduğu bir ekmeği yememiz mümkün değildir. Ekmek tebliğine göre ekmeğin üzerinde etiket olmalı ve ekmek poşette satılmalıdır, ekmeğe domuz vesaire gibi ürünlerden elde edilen katkılarında etiketine yazılması etiket tebliğine göre zorunluluktur, ancak bütün bunların hiçbiri bugün yapılmamaktadır, Konya Tarım İl Müdürlüğü yasal denetim görevlerini yapmayarak bu konuda suç işlemektedir. Sn. Mustafa Dinç’in deyimi ile bahsi geçen E 472 ve E 471 kodlu gıdalar konusunda ‘ domuzdan mamül değildir ’ bile diyemiyorlar ve bu ibareyi koyamıyorlar, güvenilir bir belge sunamıyorlar E 472 ve E 471 kodlu gıdaların içeriğinde ne olduğu halka duyurulmaktan gizleniyor. Konya Tüketiciler Birliği Başkanı; Konyalılara domuzdan üretilen mayalı ekmek yedirildiğini söylüyor. Evet, Türkiye’de AKP’li olanda olmayanda, türbanlı olanda olmayanda, bilmem ne olanda bilmem ne olmayanda evet domuz eti yemiyor belki ama günde üç beş ekmeği evine alıp mayası domuz katkılı ekmekleri afiyetle yiyor maşallah. Bu iş sadece Konya’da mı oluyor peki? Bahsi geçen E 472 ve E 471 kodlu gıdalarda eğer bitkisel ifadesi yoksa mutlaka ve mutlaka domuzdan üretildiği gerçeği duruyor önümüzde. Peki koskoca Türkiye’de, İzmir’de, İstanbul’da, Erzurum’da, Aydın’da, Muğla’da bahsi geçen ekmek mayaları kullanılmıyor mu? Kimse bu konuda cambazlık yapmaya yada şark kurnazlığına soyunmasın. Biz bizi biliriz, Türkiye’de bu konuda denetimin sıfır olduğunu herkes biliyor. Hatırlarsanız geçtiğimiz yaz İzmir’de trişin vakasına rastlanmıştı. Yapılan araştırmada çiğ köfte yiyen 600 kişi trişinellozise hastalığına yakalanmıştı ve yapılan denetimde halka çiğ köfte diye domuz eti yediren namussuzlar yakalanmıştı. Ekmeklerde kullanılan ekmek mayasında bu hastalık olur mu bilmiyorum fakat Türkiye’de denetimsiz ve kişiye habersizce böyle gıdaları satmak hem ahlaksızlık hemde suç olarak kabul edilmelidir. Bugün birçok marketlerdeki gıda ürünlerinde yazan E 472 ve E 471 kodu yerine halkımızın anlayabileceği bir dille açıkça direk ‘ domuz katkılıdır ’ ibaresi yazılmalıdır. Değerli okurlar; bu konuyu araştırırken bazı sosis ve salamların etiketlerindeki ‘ D ’ harfinin anlamının domuz etinden yapılmıştır manasına geldiğini öğrendim. Gerçi ben şahsen çocukluğumdan beri nasıl ki; kereviz, enginar, pırasa, ıspanağın kardeşi olan semizotu, zeytin, çiğ domates, salatalık gibi sebzeleri nasıl ki yemiyorsam sucuk, salam, pastırma, sosis gibi şeyleri de zaten yemiyorum ama yiyenler aman dikkatli olsun derim. Türkiye’de şimdi bir gerçek daha ortaya çıktı. Nedir o gerçek? Dışarıdan ithal edilen ana maddelerle iç piyasada imal edilen mayaların araştırılması ve bunun denetimini yapmak kimin görevi ise o merci ve o kişi veya o kişinin emrindekiler görevini yapmıyor ve görevini kötüye kullanıyorlar demektir. Yok türbandı, yok AKP’nin kapatılmasıydı yok futbol maçlarıyla derken sokaktaki vatandaş Türkiye’de yine güme gidiyor. İstermisiniz şimdi sakın ola bu AKP iktidarının AB yolculuğunda E 472 ve E 471 kodlu gıdalar helal gıda sınıfına girmiş olsun, vallahi olur mu olur. Açıkçası ben şahsen R. Tayyip Erdoğan’dan ve onun başkanlığındaki bir AKP’den şu hayattaki aklınıza gelen her şeyi beklerim arkadaş. Değerli okurlar tam size bu yazıyı yazıp hazırlıyordum ki; elektronik postama bir posta geldi. Tanıdık bir arkadaşımdan geliyordu bu elektronik posta, Tübitak’ta çalışmakta olan ve ismini güvenlik sebebiyle açık olarak belirtmeyeceğim sayın Ö. K. Çok enteresan bilgiler içeren elektronik postasında bakınız şunları diyordu: ‘‘ İstanbul Gaziosmanpaşa ilçesinin Hacımaşlı köyü domuzdere mevkiinde Fomar Gıda Üretim Ve Pazarlama Sanayi Ticaret Limited şirketine ait olan domuz çiftliğinin suları ve katı atıkları 300 metre mesafedeki Sazlıdere barajına su akıtan Türkköse deresine akıyor. Sazlıdere barajı İstanbul’da 10 milyon kişinin su ihtiyacını karşılıyor. Domuz çiftliğinde ise bugün 5 bin domuz var. Türkiye’de domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon kg. et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et tüketiminin yarısı. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere kıyma şeklinde satılıyor. Domuz etini salam, sosis olarak da piyasaya sürmek en sık kullanılan yöntem. Peki neden domuz? Dinen yasak olmasına rağmen, Türk yemek kültürüne aykırı bulunmasına rağmen neden domuz eti cazip bir konu? Çünkü domuz yetiştiriciliği karlı bir iş. Domuz üretken bir hayvan. Cinslerine ve yaşlarına göre yılda bir iki bazen üç kez her batında 15–20 kadar yavru dünyaya getirebiliyor. Bir domuz yılda iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. Ve dahası daha yeni doğmuş bir domuz 4–5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor. Normal şartlarda evcil bir domuzun %30’u yağ olarak ayrılabilmekte iken bu rakam bazen %50’yi bulabiliyor. Yani 150 kiloluk bir domuzdan 75 kiloluk yağ elde edilebiliniyor. Buda dana yada koyuna göre tercih edilmesinde önemli bir etken. Beslemesi de kolay, cam dışında leş dâhil her şeyi yiyor domuz. Her domuz ortalama 80 ila 100 kiloya ulaştığında kesiliyor. Kaba bir hesapla sadece bu çiftlikte yılda yaklaşık 1 milyon kg. et çıkıyor. Bu etlerin hangi kanalla, nerelere satıldığı meçhul. Diğer çiftliklerde göz önüne alındığında Türkiye’de yaklaşık 3 milyon kg. domuz etinin piyasaya değişik yollarla sürüldüğü ortaya çıkıyor. Türkiye’de toplam kırmızı et tüketiminin de 6 milyon kg. olduğu göz önüne alınırsa tablonun vahameti daha da netleşiyor. Kilosu 1 ila 3,5 YTL.’ye satılan bu domuz etlerinin ağırlıklı olarak kıyma, sucuk, salam ve sosis olarak satıldığı dile getiriliyor. Çiftlikte çalışan İsmail Türk’ün verdiği bilgiye göre kesilen etler toplu olarak büyük otellere, yemek fabrikalarına kıyma ve sosis gibi ürünler olarak satılıyor. Bu ve benzeri çiftliklerden resmi olarak beş firma domuz satın alıyor bunlar: Çerkezo, Polonez, Nuta, Namet ve Şütte. 1. Çerkezo aldığı ürünleri salam ve sosis olarak piyasaya sürerken aynı zamanda Teşvikiye şarküterisinden de nihai tüketiciye ulaşıyor. Ayrıca bu firmanın Tadet adı altında otellere ürün sattığı bir markası daha bulunuyor. Çerkezo aynı zamanda butik mağazalarda ve ulusal zincir mağazalarında Bonus markalı bir başka ürünün de üreticisi durumunda. 2. İstanbul Ayazağa’daki Çerkezo’nun hemen yanında üretim yapan Şütte firması da salam, sosis ve jambonlarını bu markayla satıyor. Ancak bilinen bu firmalar ürünlerini çeşitli zamanlarda farklı isimlerle piyasaya sürüyor. Daha önce Şütte olarak piyasaya sürülen domuz mamülleri son dönemde Pıggy adıyla satılıyor. Üstelik ünlü Amerikan fast food zincirlerinden Little Casear’s Pizza tam 10 yılı aşkın süreden beri et mamüllerini Şütte firmasından temin edip bizlere bir güzel yediriyor. 3. Polonez, 5 yıl öncesine kadar resmi olarak domuz ürünleri imal edip Migros’larda açık açık ürünlerini satarken son yıllarda %100 dana etinden ürünler imal ettiğini iddia ediyor. - Peki ya bunları göz göre göre mağazalarında sattıran satın alma müdürleri aldıkları rüşvetin yanı sıra bu milletin vebalini de aldıklarını bilmiyorlar mı sizce?
- Polonez’in ciddi anlamda piyasaya yayılmasındaki en büyük faktör Migros’dur. O dönem Migros’un et mamülleri satın almasında olan şu an oyuncak reyonunda satın almacılık yapan kişinin büyük paralar karşılığında Polonez’le işbirliği içersinde olduğunu ve bizzat domuzları yetiştiren kişi olduğunu biliyor muydunuz?
- Peki, Migros’ta çalışan tüm tezgâhtarların eksiksiz olarak her ay sonunda Polonez’in sahibinden veya satış müdürü sıfatı ile çalışan Ali Özyavaş’tan maaşlarını ve primlerini bizlere sattıkları et mamülleri üzerinden aldıklarını biliyor muydunuz?
- Peki, Metro Gross Market’lerin şuan ki değil bir önceki satın almacılığını yapan kişinin İstanbul’daki Bağdat caddesinde bulunan Polonez ve Barbekü restoranlarının sahibi olduğunu biliyor muydunuz?
- Peki, İzmir’in kalesi olarak görünen Kipa Market’lerin satın almacılığını yapan bayanın Polonez’in resmi hissedarı olduğunu biliyor muydunuz?
- Peki, Amerikan fast food zinciri Domino’s Pizza ve Alman ekolü Dr. Oetker pizzalarının içersinde Polonez et mamüllerinin kullanıldığını biliyor muydunuz?
- Peki, Gima markalı ve piyasalarda satılan Opi markalı ürünleri Polonez’in ürettiğini ve bunun karşılığında ne kadar para yedirdiğini biliyor muydunuz?
4. Nuta, öncelikle 7 Tepe markası ile tanınmakla birlikte Güney’deki her şey dâhil tatil köylerinin bir numaralı tedarikçisi. E tabiiy ki yabancı turistlerin yanında yerli turistlerde güme gidiyor. Bu firmalar özellikle büyük alışveriş merkezlerinde ayrı bir stant açıyorlar. Ancak küçük şarküterilerde karışık olarak duruyor ve birçok tüketici farkında olmadan domuz ürünlerini satın alabiliyor. Üstelik işin ilginç tarafı bu firma şimdide firma tanıtım cd’si hazırlamış, Carrefour gibi büyük hipermarketlerde ne kadar hijyenik üretim yaptığını anlatıyor. Ama 7 Tepe sosis hafta sonları marketlerde kdv dâhil 2.900 YTL.’ye satılıyor. Çünkü maalesef bu adamlar sosislerin içersinde hayvan küspesi gibi lafını bile etmek istemediğimiz katkılar kullanıyorlar. Domuz hammaddeli salam ve sosislerin kesiminin yapılıp piyasaya sürüldüğü bir başka yerde Nuta’nın üretimini yapan kişinin işlettiği İstanbul Dolapdere’deki imalathane, bu imalathane ideal markalı sosis ve salam imalatçısı. 5. Namet ve ünlü Eminönü Hasırcılar Çarşısı içinde yıllardır tanılan Namlı pastırmacının modern hali. Şuan modern üretim tesisleri İstanbul Bayrampaşa’daki Mega Center Gıda Hali içersinde derme çatma bir imalathaneden öteye geçemeyecek konumda olan ve üretim kapasiteleri günün 24 saati çalıştıklarını düşünürseniz aylık 70 tonu geçemeyecek olan bu imalathanede Namet ayda 270 ton et mamülü üretiyor ve satıyor. Bu aradaki 200 tonluk kapasite açığını ise İstanbul dışında ne idüğü belirsiz imalathanelerde, merdiven altı firmalarda üretim yaptırıp üzerlerine %100 Namet kalitesini bastıktan sonra üretim yeri olarak da Bayrampaşa’daki adreslerini gösteriyorlar ve bizlere afiyetle yediriyorlar. Carrefour ve diğer tüm zincir mağazalarda Polonez’in uyguladığı benzer taktikleri uygulayan Namet bugün kapasitesinin 3 kat üzerinde üretim yaparak gururla ülkemizi temsil ediyor. Peki komedyen Cem Yılmaz’ın reklamlarda dediği gibi janjanlı ambalaja sahip Namlı pastırmalarının sahipleri olan Engin ve Esen Mepa kardeşlerin aynı zamanda Çorlu’daki domuz çiftliklerinin yarı hissesine sahip olduklarını biliyor muydunuz? 2000 yılında patlak vermiş olan kaçak buffalo etlerinin de Namlı pastırmalarının sahipleri olan Engin ve Esen Mepa kardeşler tarafından getirildiğini ve hatta Bayrampaşa’daki imalathanelerinin gazetecilerin ve kameraların gözü önünde basıldığını, Engin Mepa’nın Sow TV’ye o dönemin 1 trilyon lirayı kendi elleriyle hediye ettiğini sonrada Milliyet, Hürriyet ve Sabah gazetelerine verdikleri dev ilanlarla tüm olanları ve baskınları yalanladıklarını biliyor muydunuz? Namlı pastırmalarının hem %5 hissesine sahip olan hemde imalat müdürlüğünü yapan Muzaffer adındaki şahsın aynı dönemde kardeşi ile İstanbul Bağcılar semtinde açmış olduğu imalathanesinde at ve eşek etinden yaptığı pastırmaları dilimleyerek zincir marketlere sattığını biliyor muydunuz? 2004 yılında da Uğur Dündar ve ekibi tarafından basılarak ekranlarda gösterildiğini hatırlayabildiniz mi? Domuz eti konusunda herkes topu başkasına atıyor. Bu konuda tüketicin yapması gereken şeyi Çevre Sağlık İl Müdürlüğü Gıda Ve Çevre Kontrol Şubesi Müdürü İrfan Yılmaz özetliyor: ‘ Türkiye’de piyasadaki bütün etleri denetlemek mümkün olmuyor. ’ Kısaca ne yediğinize dikkat edin, çok emin olmadığınız bilmediğiniz markaların ambalaj güzelliğine kanmayın. ’’ Evet değerli okurlar; elektronik posta aynen böyle, tüm bu olanlar karşısında söyleyecek sözüm var mı? Evet var. Senin AKP hükümeti gibi, senin hükümet başkanı gibi olanın kalıbına tüküreyim. Senin gibi hükümet başkanının boyu posu devrilsin. İnşallah felç geçirip ömür boyunca bir yatakta yatalak olarak ve aklını kaybetmiş biri olarak kalırsın. Türkiye’nin başı böyle olursa kıçı da böyle olur işte. Allah kahretsin bunları, Allah toptan bunların hepsinin birden belasını versin. Yeryüzünde ne kadar her dilde edilecek olan en ağır ve en okkalısından küfürler varsa hepsi bunlar için olsun. Türkiye’de domuz çiftlikleri kurulmasına izin veren ve utanmadan da bunu devlet eliyle teşvik eden bir iktidar ve bu iktidarın adı AKP, başındaki zat’ı zaten biliyorsunuz adı anmaya gerek yok. Vay anasını be, sonra bunlar Müslüman dini bütün oluyorlar öyle mi? Müslümanlığı bunlardan öğreneceğiz öyle mi? Hadi oradan sende be, Müslümanlık bunlara kaldıysa vah güzelim ülkemin başına gelenlere ki ne vah, Müslümanlığı bunlardan öğrenecek olsak yandı gülüm keten helva. Pöh sen ve senin gibiler her Cuma değil camiye gidip namaz kılmak 24 saat secde etsen senin kıldığın namazın geçerli olup olmadığı koskocaman bir soru işaretidir. Türkiye zaten bugün dindar bir başbakana sahip değil. Allah’a şirk koşan, her şeyi göstermelik ve şekilden ibaret olan, ülkesinde domuz çiftlikleri kurulmasına müsaade eden ve buna müsaade ettiği gibi birde bunu teşvik eden ve halkına domuz mayasından imal edilmiş ekmekleri ve domuz etinden imal edilmiş etleri yediren bir hükümet başkanı var bugün Türkiye’de. Gerçekten hakiki dindar olan ve Allah’a şirk koşmayan birisi halkına böylesine kötülükleri yapmazdı. Türkiye’yi yöneten ateist bir başbakan olsaydı eğer, ateist bir başbakan bile bu ülkeye ve bu halka böylesine bir kötülüğü yapmazdı. Pöh sonrada bunlar Müslüman öyle mi? Bu hükümet başkanı Müslüman ve dindar öyle mi? Hadi canım sende, bunu kimse benim külahıma bile anlatamaz, hadi ulan oradan sende. Hükümet başkanı R. Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AKP iktidarında 6 sene içersinde Türkiye’de toplum ortasından ikiye ayrılmıştır. Bir yanda Avrupa ve Amerika’nın en zengin tabakasıyla gösteriş ve tüketimde yarışan bir kesim öte yandan günlük 15 liralık yevmiye ile canını dişine takmış yığınlar dolusu insanlar. Evet bugün Türkiye’nin gerçeği bu. 6 senede yaratılan Türkiye işte bu. Değerli okurlar; Allah bana hayatta iken o günleri göstermesin ama bu mevcut politikalar aynen bu şekilde devam ettirildiği sürece göreceksiniz Türkiye’deki zenginler ve az biraz hali vakti yerinde olan insanlar tıpkı Caracas’daki gibi oturdukları ve yaşadıkları evlerin etrafına kalın büyük duvarlar ördürüp bu duvarların üzerlerine de elektrikli diken telleri ile donatacaklardır. Kendi güvenliklerini sağlamak, güvenli bir şekilde yaşamları sürdürebilmek için. Fakir insanların sayısının arttığı, fukaralığın ülkede kol gezdiği bir ortamda, milyonlarca fakir insanın arasında zengin bir insan olarak yaşamak, yada zengin bir ailenin ferdi olarak yaşamak bir inanı ne kadar mutlu edebilir ki? Bir insanın yaşayabileceği ve rahatsız olabileceği en kötü duygudur bu. Fakirliğin ve fukaralığın bu kadar kol gezdiği, toplumsal uçurumların bu kadar derinleştiği bir ülkede bir insan zengin olsa ne olur? İnsan böyle bir toplumun içersinde zenginliğini bile yaşayamaz, yaşayamaz çünkü o zenginliğinin ne tadına varabilir nede kendi yaşamı güvenli olmadığı için yaşayamaz. AKP iktidarı ve bu iktidarın başındaki zat olan hükümet başkanı sıfatlı R. Tayyip Erdoğan sayesinde 6 yılda Türkiye geriye doğru götürülmüş, yoksullaştırılmış ve ülke borç batağına batırılmıştır. Bugün Türkiye’de 6 yıl içersinde yılda 27 bin genç kızımız fuhuş batağına saplandırılmıştır. Yılda 27 bin genç kızımız devletten vesika alıp genelevde çalışmak için sıra beklemektedir. İşte AKP’nin ve R. Tayyip Erdoğan’ın 6 yıl içersinde yarattığı Türkiye gerçeği budur. Gerisi sadece laf-ı güzaf ve boş lakırtıdan ve gerçek olmayan yalanlardan ibarettir. Değerli okurlar; şunu açıkça bilmenizi isterim her kim ki; R. Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AKP iktidarında Türkiye’nin gelişip kalkındığını, büyüdüğünü, milletin refah seviyesinin arttığını, ülkede bolluğun ve bereketin olduğunu, ülkede toplumsal huzurun ve barışın olduğunu söyleyip bunu iddia ediyor biliniz ki; yalan söylüyor ve gerçekleri sizden gizlemeye çalışıyor demektir. Allah bu milletin ve bizlerin yardımcısı olsun. Elbette tüm bunların hesabı bir gün sorulacak. Elbette herkes bir gün sadece ahirette Allah’a karşı değil, Allah’tan önce bu millete bu dünyada iken yaşarken hesabını verecek. Bu hesabı bir gün bende bu milletim adına bunlardan sormazsam namert olayım, bu dünyada yediğim içtiğim her şey bana haram zıkkım olsun ve Allah bana ahirette yatacak yer nasip etmesin değerli okurlar. Bunların hesabını söz veriyorum soracağım. Ve bu halka 6 yıldır iktidarda yaptıkları zulme karşılık onların burunlarından bunu fitil fitil getireceğim. Benim adım Gökyiğit. Harun Gökyiğit. Ben dediğimi yaparım. Yapmakta mecburiyetindeyim zaten. Elbette sonunda ölsem bile bunu da yapacağım. Çünkü artık bu çıkılan yoldan ölmek var ama asla dönmek yok. Bir can taşıyorsam bu taşıdığım can mensubu olmaktan onur duyduğum bu asil Türk milletine ve vatanıma feda olsun. Sağlıcakla kalın.
|
01 Temmuz 2008 12:04 39
Başarı Göstergesi: +12