Giriş
07
Ocak
2009
Ermeni Meselesi (3) Yazdır E-posta
Nurten AKYAZILILAR   
Salı, 09 Eylül 2008
Nurten AkyazılılarGeçen sene Ermeni meselesi üzerine araştırmalar yaparken bu işin bir de hukuki boyutu olmalı diye düşünerek yine bu işin uzmanı isimlerden biri olan Yard. Doç. Dr. Murat Önok konuştum.

Kendisiyle konuştuğumuz dönemde Sayın Önok, Dokuz Eylül Üniversitesi Ceza ve Ceza Mahkemesi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktaydı ve kısa bir süre sonra Koç Üniversite’sinde görev hayatına başlayacaktı. Hatırlarsanız bir dönem AKP hükümeti, ‘Tarih Komisyonu kurulsun, bilgi ve belgeler üzerinden Ermeni meselesi bu komisyonca incelensin’ önerisinde bulunmuştu. Tabii bu komisyona kimlerin gireceği çok tartışılabilir; ne olsa ülkemizde dahi tarihçiler Milli ve Soros beslemesi tarihçiler olarak ikiye bölünmüş durumda. Fakat bir de bu işin yasal boyutu var; bu komisyon kurulup da çalışabilseydi ulaştığı sonuç yasal olarak geçerli olabilir miydi? Ermenistan; bir taraftan Amerika bir taraftan Avrupa Birliği ve bir taraftan da göbekten bağı olan Rusya’dan aldığı desteklere rağmen deniliyor ki işte son derece güçsüz, fakir! Soros beslemesi akademisyenler diyor ki, işte o dönemde alınan tehcir kararı dahi bir soykırım belgesidir! Tabii bu kararın alınması gerekçelerinin hiçbir önemi yok; bir takım Ermeni gruplar düşmanla bir olmuş; yöre halkına akla hayale gelmez işkence yöntemleri ile katliamlar yapıyor, taciz ve tecavüzlerde bulunuyor, hiç önemli değil. Ülke dört bir yandan kuşatılmış, kendi ayakları üzerinden durmakta aciz hale gelmiş; önemi yok! Ağız birliği yaptıkları tek konu; 'herşeye rağmen soyu katledilmiş bu Ermeni halka toprak ve tazminat verilmeli ki adil düzen yerini bulsun' diyorlar. Oysa Uluslararası Ceza Hukuku üzerine önemli çalışmaları olan Yard. Doç. Dr. Murat Önok’un konuya dair son derece aydınlatıcı bilgilerinin özünde ise bugün için Ermeni Soykırım davalarının dayandırılabileceği bir hukuk sözleşmesi olmadığı gibi davayı üstlenebilecek mahkemenin de bulunmadığı ve Ermeni soykırım suçlamalarının hukuki temeli olmadığı var. Dolayısıyla Ermenistan’ın Türkiye’den toprak ve tazminat talebi de asılsız iddialardır…

 

“ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNA AYKIRI”

Türk Ceza Kanununda geçen soykırım suçunu içeren 5 temel hareket biçimine ilaveten davranışın içeriğinde özel saik aranması gerektiğini de belirten Murat Önok, “Mesela Uluslararası Adalet Divanı’nın Şubat 2007 tarihli kararında, ‘Bosna’daki olaylardan sadece Zrebrenica katliamı soykırımdır. Toplama kamplarında yapılanların hiçbiri soykırım değildir’ denilmiştir. Uluslararası Adalet Divanı’nın gerekçesi buradaki özel kasıt yani olayda bir grubu yok etme amacı saptanamamıştır” dedi. Türkiye’nin temel argümanlarından birinin, tehcirin savaş zorunlulukları sebebine dayandırıldığını ve yapılan tehcirin hukuka uygun olduğunu belirten Önok, “Savaş Hukukunun temel kanunları olan 1949 Cenevre Sözleşmeleri ile buna ek 1977 tarihli protokol der ki, ‘Sivillerin güvenliği ve öncelikli askeri gerekliliklerden kaynaklanan sebeplerle sivil nüfusun göçe zorlanması hukuka uygundur’. Tehcir edilen kişiler fesada karışmayan diğer Ermenileri ve Türkleri öldürmekteydi, orduyu hedef almaktaydı. Buradaki halkın güvenliğini sağlamak için tehcir gerekti. Ermeniler sırf Ermeni oldukları için onları yok etmek amacıyla tehcir yapılmadı” dedi. Bu tehcir sırasında yaşanan ölümlerin soykırım suçu teşkil etmeyeceğini Önok şöyle açıkladı:

Savaş ortamında insanları evlerinden koparıp yarı çıplak, soğukta yüzlerce kilometre, aç olarak yürümeye zorlarsanız ve çevrede de çapulcular grubu saldırıya hazırsa, bu kişilerin tedricen ölümüne yol açacağını söyleyebiliriz. Ancak bununla soykırım suçu oluşmaz. Eylemde o grubu yok etme saiki aranmalıdır. Osmanlı belgelerine bakarsak, o kimselerin güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirler öngörülmüş ve çıkarılan genelgeler ilgili memurlara gönderilmiştir. Bu olaylar sırasında ihmali görülen birçok memur yargılandı ve hatta idam edilenler oldu. Üstelik tehcir için Osmanlı belgelerine göre sadece orduya arkadan saldıran belirli bölgedeki Ermenilerin fesada karışmış olanları hedef alındı. Sonuçta tarihi verilerle Ermenileri yok etme kastı birbiriyle bağdaşmıyor. Ancak ‘Osmanlı devleti acz içinde olduğundan kendi tebaasının can güvenliğini sağlayamamıştır’, denilebilir çünkü o kişiler Osmanlı vatandaşıydı. Bugünkü insan hakları anlayışına göre bu bir ihlaldir. Ama o günün koşullarına göre bunu insan hakları ihlali saymak belki mümkün olsa bile uluslararası suç saymak tarihi ve hukuki gerçeklere de aykırı olur”.

 

“TÜRKİYE’YE SUÇ ATFEDECEK YARGISAL SÖZLEŞME VE MAHKEME YOK”

1948 soykırım sözleşmesine dayandırılarak geriye dönük yeni bir hukuki karar çıkarılamayacağını ifade eden Önok, “Kural olarak sözleşmeler taraf olan devletler açısından da kendi taraf olma tarihlerinden itibaren sonuç doğurur. Ceza hukukunda ‘Suçta ve Cezada Kanunilik’ ilkesi vardır. Tehcir olaylarının gerçekleştiği tarihte soykırım suçu yoktu.  Soykırım sözleşmesinin geriye yürütülmesi, ceza hukuku açısından da uluslararası hukuk açısından da mümkün değildir” dedi.

 

1948 Soykırım Sözleşmesi ile 1915’te yaşananlar ‘soykırımdır’ şeklindeki hukuki değerlendirmeyi yapmaya dünyada yetkili bir mahkeme olmadığını belirten Önok, “AİHM meseleyi yaşam hakkı açısından ele alabilirdi. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini Türkiye 1990’da kabul etmiştir. Uluslararası Ceza Divanı gerçek kişilerin yargı sorumluluğunu ele alır ve 1 Temmuz 2002’de yürürlüğe girmiştir. Uluslararası Adalet Divanı açısından da 1948 tarihli BM sözleşmesi vardır. Mahkemenin zaman bakımından yargılama yetkisi geçmişe yürümeyeceğinden Ermeni soykırımını suç sayıp yargıya varacak yetkili bir mahkeme dahi yok” dedi.

 

Günümüzde davayı inceleyebilecek bir mahkeme olsaydı bile Osmanlı Devleti’nin sorumluluğunda gerçekleşen bu olayların Türkiye Cumhuriyeti’ne geçme meselesinin devletlerin halefiyetiyle ilgili bir konu olduğuna dikkat çeken Önok,“Bizi bağlayan Lozan Antlaşması’nın ekinde, ‘1.8.1914 ile 20.11.1922 arasında işlenen tüm suçlar affedilmiştir’ der. Yani Lozan Antlaşması ile hukuki sorumluluk temeli ortadan kaldırılmıştır. Kaldı ki 1920 Gümrü, 1921 Kars Antlaşmasında da herhangi bir sorumluluk kabul edilmemiştir” dedi.

 

Açıklamalarında BM Ekonomi ve Sosyal Konseyi’nin soykırım olayının araştırılması için 1978 yılında bir raportör atadığını da hatırlatan Önok, Ruandalı ilk raportorün ‘Ermeni soykırımını ispatlayan somut delil bulmadıkça hukuki bir raporda, bu iddiaya yer veremem’ şeklinde tuttuğu raporun bu beyan sebebiyle beğenilmeyip eleştirildiğini, 1985 yılında İngiliz raportörün istedikleri şekilde siyaseten ısmarlanmış bir rapor düzenlediğini belirtti. Ermeni soykırım iddialarının ulusal meclislerde oylamaya sunarak değerlendirilemeyeceğini belirten Önok, “Meselenin siyasi varlığını kabul etmek ile hukuki değerlendirmesini yapmak ayrı konulardır. Bu tür bir iddianın kanıtlanmış sayılabilmesi için her tür şüpheden uzak, kesin ve mutlak olarak ispatlanmalıdır” dedi.

 

“ERMENİSTAN HUKUKEN TÜRKİYE’DEN TAZMİNAT İSTEYEMEZ”

Ermeniler Türkiye’den tazminat talep ederse böylesi bir tazminata hükmedebilecek olan merciinin BM’in Daimi Yargısal Organı olan Uluslararası Adalet Divanı olabileceğini belirten Önok, bu konuda Türkiye’nin tazminata da mahkum edilemeyeceğini şöyle açıkladı:

1948 Soykırım sözleşmesine bu konuda tarihi açıdan dayanılması mümkün değildir. O zaman yürürlükten olan Savaş Hukukuna yönelik sözleşmeler olan 1889 ve 1920 tarihli Lahey sözleşmelerine dayanarak bazı iddialar öne sürülebilmesi için de tarafların uluslararası Adalet Divanı’nın yargı yetkisini tanımaları ya da somut olay açısından Divan önünde yargılanma yapılmasını kabul etmeleri gerekiyor. Kabul ederlerse bu fiillerin ispatlanması, ondan sonra bu eylemlerin Osmanlı devletine atfedileceğinin kanıtlanması daha sonra da Osmanlı devletine atfedilen bu fiillerden Türkiye’nin sorumlu olduğunun kabul edilmesi gerekiyor ki tüm bu dediklerim çerçevesinde o noktaya varılması hukuken mümkün gözükmüyor”.

 

AB uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’den Ermeni soykırımını kabul etmesinin beklendiğini, Lozan’daki ilgili maddelerinin uluslararası hukukta yer alan ‘Devletlerin Egemenliği’ ilkesi ile aşılabileceğini ancak sonuçta yine Türkiye aleyhine soykırım kararının çıkamayacağına dikkat çeken Önok, “Devletler bazı uluslararası emredici normlara aykırı olmamak kaydıyla, kendi iradeleri ile bağıtlanabilirler. Lozan’da geçen af cezai açıdan kesin çünkü ortada yargılayabileceğiniz fail kalmadı; 1910’lu yıllarda bu fiili yapanların hepsi öldü. Devlet kendi sorumluluğunu siyasi olarak kabul edebilir. Nasıl ki AB’ne girmek amacıyla belirli yasaları çıkarmayı taahhüt edebiliyorsak elbette ki Lozan antlaşmasına ek olan bu af hükmüne rağmen bugün için bu olayların soruşturulmasını da kabul edebiliriz” dedi.

 

Ermenistan’ın TC sınırları dahilindeki toprak hakkı iddiasının da hiçbir hukuki temele oturtulamayacağına belirten Önok, “Uluslararası hukukta yer alan ‘halkların kendi geleceklerini tayin etmesi’ ilkesinin amacı, ‘Bir bölgedeki halk, hangi devlete bağlı olmak istiyorsa, onun parçası olabilir’ demek değildir. Bu ilkenin kapsamı çok tartışmalıdır ve kesin olarak kabul edildiği tek alan, eski sömürgelerin bağımsızlıklarına kavuşmasıdır. Uluslararası hukukta kabul edilen diğer ilke de ‘Hak eşitliği tanıyan devletlerin bölünmesine imkan tanıyacak şekilde anlaşılamaz’ der. Ermenilerin iddiaları bu ilkelerle alakalı olamaz, tamamiyle temelsizdir. Çok uçuk bir iddia olarak, ’Orada biz oturuyorduk, katledildik, haksız bulundunuz, tazminat olarak ve zararın giderilmesi için o toprakları bize verin’, diyebilirler ki bu iddia zaten uluslararası hiçbir mercide kabul görmez” dedi.

 

Murat Önok kimdir?

1979’da İzmir’de doğan Rifat Murat ÖNOK, ilk ve ortaöğrenimini İtalya ve İspanya’da yaptıktan sonra, lise eğitimini Bornova Anadolu Lisesi’nde tamamlamıştır. 1996’da öğrenci olarak okumaya hak kazandığı Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2000 yılından mezun olan ÖNOK, aynı yılın sonunda Fakülte’de Devletler Umumi Hukuku Anabilim Dalına araştırma görevlisi olarak atanmıştır. ÖNOK, yüksek lisans eğitimini “Tarihi Perspektifte Uluslararası Ceza Divanı” konulu yüksek lisans teziyle 2002 yılında tamamlamıştır. Aynı yıl, Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Anabilim Dalına araştırma görevlisi olarak tekrar atanan ÖNOK, doktora eğitimini “Uluslararası Boyutuyla İşkence Suçu” konulu çalışmasıyla 2005 yılında tamamlamış, Şubat 2006’da Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Anabilim Dalında yardımcı doçent olarak atanmıştır. ÖNOK, Eylül 2007 itibariyle Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde görev yapmaktadır.

Temel Çalışma Alanları:

Temel çalışma alanı ceza hukuku olmakla birlikte, insan hakları hukuku ile de yakından ilgilenmektedir. Temel çalışma alanları içinde de özellikle uluslararası ceza hukuku üzerinde yoğunlaşmıştır.


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy