Değerli okuyucumuz Ahmet Akyol, emekli P. Kurm. Alb Sayın Mehmet Kemal Boran’ın anılarına ait bir yazı gönderdi... Yazıdaki anı çok soru işaretini aydınlatabilecek nitelikte...
“Çaycı” başlıklı bu yazıyı sunalım.. Kurmay Başkanı, imza kartonundaki evrakı inceliyor bir taraftan da telsizdeki konuşmaları dinliyordu. Canı sıkkındı. Çatışma başlayalı bir saati geçmişti. Tabur Komutanı bir saate kalmaz sonuç alırız demişti. Saatine baktı. Karanlık basmasına topu topu iki saatlik bir zaman kalmıştı. Masanın ayağına monte edilmiş zile uzandı... “Bülbül!.. Bana İstihbarat Şube Müdürünü çağır” dedi içeri giren postaya. “Hüseyin Bülbül” Başkanın postası, şoförü, muhafızı ve aynı zamanda dert ortağıydı. Tertiplerinden yaşlıydı. Evli ve çocukluydu.
İstihbarat Şube Müdürü, toplantı masasının üzerine yaydığı bölge haritası üzerinde parmağı ile bir yeri işaret ediyordu. -Komutanım, 27 numaralı bölge işte burası. Ortaklar Beli. -Son durum ne Binbaşım? -Komutanım, şu ana kadar iki terörist ölü ele geçirildi. Tabur Komutanı Binbaşı Karadağ’ın verdiği bilgiye göre 12-13 kişi kadarmış. Karanlık basmadan işi bitireceklerini söyledi. -Karadağ’ın kuvveti nedir? -O bölgede Taburun 4 timi var. Yalnız arazı leçelik. Erlerimiz çok zorlanıyor. -Zaiyatımız var mı? -Sadece bir erimizin yüzünde hafif bir yara varmış. Taş yarası, mermi değil. -Helikopteri hazırlat!
Hakkari’den, Şemdinli’nin bu bölgesine helikopterle yarım saatlik uçuştan sonra gidilebilirdi. Arazi yapısı çok engebeli ve sarptı. Alçaktan uçuş mecbur kalmadıkça yapılmazdı. Yüksek irtifadan uçmak, Komutanlık emriydi. Sümbül Dağı henüz yeni aşılmıştı. Sol tarafta bütün heybetiyle Buzul Dağları uzanıyordu. -Binbaşım! Şurası neresi? -Dağlıca Komutanım. Eski adı ile Oramar. Ben buraya ERGENEKON adını taktım komutanım. Dağlıca deresi pırıl pırıldı. Yüksek Ova’ya doğru kıvrıla kıvrıla akışı görülmeye değerdi.
Renkli sis bombası ile işaretlenen bölge üzerinden ikinci geçişte de inebilecek bir yer bulamadılar. Pilot Üsteğmen’e atlayabilecek bir konuma gelmesini ve atladıktan sonra Şemdinli’ye Dağ Komando Taburuna gitmesini emretti. Her iki kapı açıldı. Atladıktan sonra helikopter irtifa alarak Şemdinli istikametinde gözden kayboldu.
-Karadağ!.. Havanın kararmasına az kaldı ne yapacaksınız? -Başkanım, çembere aldık bölgeyi. İstediğim takviye timler de geldiler. Yarın çemberi daraltarak arama-taramayı tamamlayacağız. Barbunya pilakiye kaşık sallarken, biraz ileride çadır tente altında haki kıyafetli, başı puşili bir köylü gözüne çarpar Başkanın... -Karadağ! Kimdir bu efendi? -Başkanım! Yakın köyden aldık. Bölgeyi iyi tanıyor. Hem kılavuzumuz hem tercümanımız hem de çaycılığımızı yapıyor. İki gündür gönüllü olarak bizimle birlikte... Elinde plastik çay bardakları dolu tepsiyi portatif masaya bıraktı, Seferi Efendi... Biraz öteye çekilerek ellerini göbeği üzerinde bağladı ve verilecek başka bir emir var mı diye beklemeye koyuldu. -Başkanım Seferi’ye istihbarat ödeneğinden birkaç kuruş verelim mi? -Ver Karadağ... Ben sana vereceğin tutarı gönderirim.
Kurmay Başkanı, Karargâha girerken koşarak gelen İstihbarat Şube Müdürüne; -Hayırdır Binbaşım. -Hayırdır Komutanım. Karadağ’dan bir mesaj aldım. Üç gün önce elinden kaçırdığı teröristleri Basyan’a giderken pusuya düşürmüşler. Dört kişiyi aldıklarını söyledi. -Helikopter hazırlansın. Hemen gidelim.
Helikopterin indiği yerde bekliyordu, Tabur komutanı... -Pusu yeri yakın mı Karadağ? -Komutanım, 250-300 metre uzaklıkta işte! Şu kayaların orada. Cesetlere de gereken yapılmıştır. Öldürülen teröristlerin cesetleri daha sonra kimlik tespiti yapılabilmesi için fotoğrafları çekiliyor, ayrıca video kasetlerine kaydediliyordu. Kıyafetleri, silâh ve cephaneleri tutanaklara işleniyor, hatta sünnetli olup olmadıkları tespit ediliyordu. -Kimliği tespit edilen var mı Karadağ? Tabur Komutanı’ndan hiç ses çıkmadı. Soran gözlerle geriye dönerken Kurmay Başkanı, hemen yanındaki Hüseyin Bülbül ile göz göze geldi. -Komutanım, şu ikincisi birkaç gün önceki çaycı Seferi Efendi değil mi?
|