|
Dünya Bankası her yıl hazırladığı ‘ Dünya Ülkeleri Kalkınma Raporu ’ adlı raporda Türkiye’nin ekonomik krizlerden sonra dünya ülkeleri içinde son 6 yılda en hızla fakirleşen ülke olarak belirtmesi ve açıklaması bugün iş başında bulunan ve memleket ekonomisini yönetmekle sorumlu olan AKP Hükümeti ve bu Hükümetin başında bulunan zat olan Hükümet Başkanı için bir uyarı niteliğini taşıması gerekir.
Değerli okurlar; Raporda Türkiye ile ilgili bir başka bölümünde memleketimizin gelişmekte olan ülkeler içinde gelir sıralamasında birçok fakir ülkenin bile altına inmiş olması her ne kadar bugün memleketimiz içersinde bir kısım medya yayın organları ve bu medya yayın organlarına bağlı olarak çalışan sözde güya entelektüel olan ama benim bu antenlektüel dediğim bu tipler ile birlikte hepinizin bildiği malum iş aleminin belli bir kesimi ekonominin çok iyi idare edildiğini söyleyip gerçek dışı bir zırvalığı yapsa da bu raporu okuduğunuz da bunun tam tersi olduğunu çok daha açık bir şekilde görmüş olursunuz. Bu raporun İngilizce olarak tamamı şu anda önümde sizlere bu yazımı hazırlarken masamın üzerinde bir dosya olarak duruyor. Burada Türkiye’nin gelir sıralamasındaki hangi fakir ülkeler ile beraber yer aldığını tam bir liste olarak yazmak istemiyorum. Çünkü değerli okurlar; bu liste açıkçası benim canımı okurken fena halde sıktığı ve sinirlendirip kızdırdığı için ve ayrıca bu durumdan hoşlanmadığım içinde bütünüyle bu listeyi sırasıyla yazmayacağım. Sadece sizlere şu kadarını söyleyeyim gerisini siz kafanızda canlandırın. Uganda, Mozambik , Tanzanya, Zimbabve, Zambiye, Bostvana, Gabon, Kongo, Nabimya, Zaire, Komou Adaları, Mogadişu, Kenya gibi ülkelerin kimisinin arasında kimisinin ise sonunda yer alıyor memleketimiz. Bunu bu kadarını yazayım gerisini siz anlayın artık, tabii bu tabloyu okuyunca benim canım sıkıldı elbette ancak öncelikle bu memlekette canı sıkılması gereken yetki ve sorumluluk koltuklarında oturan ve bu koltukları sanki kendi babasının malıymış gibi işgal edip gasp eden insanların bu tablodan canlarının sıkılması lazım ve bundan rahatsız olmaları lazım. Yani değerli okurlar; bugünlerde malum bir takım bildik o mütareke medya yayın organlarına çıkıp televizyonlarında,gazetelerinde her şey iyi güzel gidiyor diye bir takım masallarını anlatıyorlar ya ama madalyonun bir yüzü de hemde gerçek olan yüzü de budur işte. Eğer madalyonun gerçek olan yüzü bu olmasa idi o halde Dünya Bankası neden hazırladığı bu raporda Türkiye’yi bu adını bile telaffuz etmekte zorlanacağımız bu ülkelerin arasına sokuştursun? Değerli okurlar; bir kere öncelikle şunu açık yüreklilikle ifade etmem gerekir; bu memlekette kim ne konuşursa konuşsun, kim ne yazarsa yazsın, kim ne çizerse çizsin bizim gibi memleketlerin gelir dağılımının aşırı derecede bozulması başta Birleşmiş Milletler olmak üzere sanayileşmiş ülkeleri ve dünya istikrarını sağlamakla ana esas görevi bu olan kurumları fevkalade yakından ilgilendirir. Çünkü dünyadaki fakirliğin artarak tırmanması sosyal tepkilerin artmasına neden oluyor ve dünyada anarşi hızla yayılıyor. Bakınız bizim bu yaşadığımız memleketimizde fakirlik ile anarşi arasındaki bağlantıyı en güzel şekilde ifade eden meşhur atasözlerimiz de vardır. Mesela bunlardan biri zamanında sevgili adaşım, kandaşım, gendaşım, gönüldaşım olan sevgili dedeciğim ile memleket meselelerini konuşurken rahmetli dedeciğimin konuşmasının sonunda çok sık söylediği ‘ Biri yer diğeri bakar bütün kıyamet bundan kopar ’ sözü buna en iyi verebileceğim örnektir. Değerli okurlar; beri yandan incelediğimizde gelir dağılımının aşırı bozulması toplum vicdanını da rahatsız eder. Kapitalist sisteme alternatif arayışlar hızlanır. Nitekim bakınız 1848 yılında yayınlanan ‘ Komünist Manifestosu ’da fakirliğe ve gelir dağılımındaki uçuruma karşı alternatif bir sosyo ekonomik sistem önermekte idi, ne var ki bu sisteminde yürümediği anlaşıldı. Şimdi de günümüzde yeni sistem arayışları ortaya çıkmaktadır. Şahsi kanaatim dünyadaki bu fakirlik ve anarşizm artmaya devam ettikçe bu arayışlarında olması kaçınılmaz olacaktır. Ha bu arayışlar başarılı olur veya olmaz, benimsenir veya benimsenmez bu ayrı bir konu ama bu arayışların artacağı kaçınılmaz bir gerçek olduğu önümüzde duran bir gerçektir. İşte bu yüzden de Türkiye’deki sosyal sorunlar Dünya Bankası için oldukça önemlidir. Peki bu meselede sosyal tepkiler memleketimizde nasıl yumuşatılabilir? Bu sosyal tepkilerin memleketimizde yumuşatılması gerekli midir? Bir kere öncelikle şunu belirtmeliyim bu sosyal tepkiler bugünlerde kim ne yazarsa yazsın, kim ne söylerse söylesin, hangi antenlektüel hangi mütareke basınında boy gösterirse göstersin, hangi büyük işadamı ve sanayici ekonomi iyi gidiyor diye AKP Hükümeti’ne ve ekonomi yönetimine destek verirse versin memleketimizde bu sosyal tepkilerin yumuşatılması söz konusu değildir. İnsanlar elbette tepkilerini göstereceklerdir ve bu tepkilerini de en şiddetli şekilde gerekirse kırarak dökerek can yakarak dahi gösterebileceklerdir bir kere hiçbir güç ama hiçbir güç bu tepkileri yumuşatamaz. Ayrıca şuna olan inancımı da ifade etmek isterim bu sosyal tepkilerin yumuşatılması, yumuşatılmaya çalışılması da bir nevi bu vatana ihanetin bir belgesi niteliğini taşır. Yani bugün insanımıza bazı soytarılar diyorlar ki; aman tepki göstermeyin, aman biraz yumuşak olun, aman kırıp dökmeyin, aman kimsenin canını yakmayın, evinizde uslu uslu oturun, hergün bir kısım mütareke televizyon kanallarında sanatçı diye gösterilen eski kaşarlaşmış orospuların ve piyasaya yeni girmiş olan kafa koparan zengin erkek kafatasçısı taze kaşar orospularının Bodrum’da, Çeşme’de, Antalya’da çekilen selüloitli kıçlarına bakın ve bunlarla eğlenin. Yok yahu daha neler! Yok öyle yağma, elbette sosyal tepkiler olacak ve sosyal tepkiler gösterilecek hemde en ağır ve en şiddetli, en can acıtıcı bir şekilde gösterilecek bundan daha doğal ve normal ne olabilir ki? Sıkıyı gördüler mi aman yumuşayın, aman sosyal tepkiler yumuşatılsın var mı öyle yağma, bu sosyal tepkilerden kim korkuyorsa korksun, hiç kimse bu sosyal tepkileri yumuşatamaz, yumuşatmaya kalkan da kim olursa olsun canı çok fena yanar, hemde öyle bir yanar ki; değil kendi hayatı boyunca çocuğu hatta çocuğunun torunları bile bunun acısını belleklerinde taşır, taşımak zorunda kalır, bir kere öncelikle bunun önemle altını çizmemde fayda var. Bir başka husus bizim memleketimizde Dünya Bankası sosyal öngörülü hükümetler ile beraber çalışmayı daha çok istemektedir. Hatta bu yüzden de bunu yurt dışına çıktığınız zaman daha iyi görüyorsunuz sosyal demokrat muhalefetin ülkemizde daha güçlü olması açıkça isteniyor. Bunu hiç çekinmeden belirteyim çünkü bu benim şahsi görüşümün de çok ötesinde Dünya Bankası başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun görüşüdür, bunlar açıkça bu belirtiyim raporda da zaten ifade ediliyor. Değerli okurlar; Şimdi burada bu belirttiğim noktada önemli olduğuna inandığım bir unsur var. Birincisi bakınız tüm bu ifade edilen istekler yani sosyal demokrat bir muhalefetin güçlenmesi, sesinin gür çıkması, iktidar olup icraat sorumluluğunu üstlenmesi ülke siyasetinin tabanından gelirse bir netice elde edebilir aksi halde netice elde edilemez. Oysa memleketimizde hep demokrasi denilip duruluyor ancak bizim memleketimizin siyasetinde demokrasi yok, siyasi partilerinde demokrasi yok, bir kere bunun altını kalın kalın çizmek lazım. Bir başka husus memleketimizde halka rağmen bir şeyleri yapma anlayışı artık çok gerilerde kalmıştır, bu anlayışın bugünün Türkiye’sinde yeri yoktur. İkincisi; Türkiye’nin şu anda içinde yaşamış olduğu pozisyonda sağ ve sol siyaset diye ayırım yapmak esas meselenin özünü ıskalamaya sebebiyet verir. Sağ ve sol siyaset veya sağ partisi sol partisi diye meselelere bakmamak lazım çünkü böyle baktığımız zaman esas meselenin özünü kaçırmış oluyoruz. Bugün Türkiye’de meselelere bakarken, siyasi olayları, bugünkü AKP hükümetinin ve geçmişteki hükümetlerin politikalarını ve siyasette yaptıkları işleri yorumlayıp analiz etmeye çalışırken milli olanlar ile gayri milli olanlar diye bakmalıyız. Yani Türkiye’de bugün esas olması gereken sağ ve sol siyaset ayırımı değil, sağ ve sol parti ayırımı değil bunların dışında esas olması gereken ‘ milli olanlar ile gayri milli olanlar ’ ayırımıdır. Türkiye artık elden gidiyor. Türkiye’nin elden gitmesine, bölünüp parçalanmasına sebebiyet veren bir siyasi anlayış ve bu anlayışı destekleyen bir kısım mütareke medyası ve bir kısım iş aleminin büyük işadamları memleketimizin satışına önderlik ediyorlar işte bu noktada ‘ milli olanlar ile gayri milli olanlar ’ ayırımını yapmamız lazımdır. Meselenin bir kere adını koyalım öyle lafı dolandırmanın, kaçamak cevaplar vermenin, ortada kalarak etliye sütlüye karışmadan sadece kendi işine bakmanın bir manası yok, bir anlamı da yok, onun için meselenin adını bu şekilde koymakta fayda var. Üçüncüsü; Dünya Bankası’nın işi dünyada ki kalkınmaya yardımcı olmaktır. Gelir dağılımı aşırı bozulursa talep yapısı da bozulur, kalkınma olmaz, bu nedenledir ki; Dünya Bankası sosyal nitelikli kredileri artırması gereklidir ve bu kaçınılmazdır. Eğer Dünya Bankası sosyal nitelikli kredileri artırmaz ise o zaman dünyada ki; yoksulluk daha da büyür ve dünyada ki anarşizm de daha şiddetli olarak artarak üstelik yeni yeni yöntemler ve şekiller alıp bu yeni yöntem ve şekilleri geliştirerek karşımıza çıkar. Bunun bedelini de sokakta hiçbir şeyden haberi olmayan insanlar öder. Değerli okurlar; Sözüne ettiğim bu raporda dünya nüfusunun yarısı 3.8 milyar insan günde 2 dolar ile yaşamını sürdürdüğü yazmaktadır. Bu 3.8 milyar insanın 1.2 milyarı da günde 1 dolarla yaşamını sürdürdüğü belirtilmiştir. Yüksek gelire sahip gelişmiş ülkelerde her 100 çocuktan bir tanesi beş yaşına gelmeden ölmekte olduğu, en fakir ve az gelişmiş ülkelerde ise bu rakam her 100 çocuktan otuzu beş yaşına gelmeden kötü beslenmek ve az gıda almaktan dolayı ölmektedir. Raporda dünyada ki küreselleşme, küresel bağlılık ve teknolojik imkanlar son 100 yıllık dönemde büyük bir gelişme sağlamasına rağmen kazançların dağılımında ki eşitsizlik olağanüstü derecede arttığı belirtilmiştir. Dünyadaki en zengin 20 ülkedeki ortalama gelir dağılımı dünyadaki en fakir ülkenin ortalama gelir dağılımının 40 katıdır ki bu fark son 40 yılda iki katına çıktığı raporda belirtilmiştir. Dünyadaki fakirliğin azaltılması yönünde kaydedilen ilerleme bölgeler arasında büyük farklılıklar göstermiştir. Raporda Doğu Asya’da günde 1 dolarla yaşayan insan sayısı 1987 yılında 420 milyondan 1998 yılında 380 milyona düştüğü, Sahra ve Güney Afrika’da, Güney Asya’da ve Latin Amerika’da fakir insanların sayısının hızla arttığı belirtilmiştir. Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki piyasa ekonomisine geçen ülkelerde fakirlik içinde yaşayan insanların sayısı son 10 yılda sayıları 20 kat arttığı raporda ifade edilmiştir. Ülkelerin kendi içinde de fakirlik oranları da büyük farklılıklar göstermektedir. Örneğin bazı Afrika ülkelerinde çocuk ölüm oranları, politik bakımdan güçlü olan etnik gruplar arasında çok daha düşüktür. Latin Amerika’da okullaşma oranı yerli gruplarda, yerli olmayan gruplara kıyasla daha çok daha düşüktür. Güney Asya’da kadınların eğitim aldığı yıl sayısı, erkeklerinkinin ancak yarısı kadardır ve kız çocuklarının okullara kaydolma oranı , erkek çocuklarınkinin sadece üçte ikisi kadardır. Raporda ayrıca fakirliğin azaltılması yönünde dünya ölçeğinde yapılan eylemlerin yetersiz olduğu da vurgulanırken, fakir ülkelerdeki zenginlerin ülkelerindeki fakirlerle ve işsizlerle yakından ilgilenmeleri gerektiği ve fakir ülkelerdeki zengin insanların sahip oldukları zenginlikleri fakirlerle paylaşmaları gerektiği aksi takdirde bunun doğuracağı şiddet ve anarşizmin önümüzdeki yıllarda katlanarak artacağı belirtilmiştir. Raporda, ekonomik kalkınmayı teşvik ederek, piyasaları fakir insanlar için daha iyi çalışır hale getirmek ve özellikle fakir insanların arazi ve eğitim gibi varlıklarını artırarak onların piyasaya katılımını sağlayarak fakir insanların önündeki ekonomik fırsatları bu yolla genişletilmesi, fakir insanların kendi yaşamlarını etkileyen kararları şekillendirme yeteneğini artırmak ve cinsiyet, dil, din, ırk, etnik köken ve sosyal statüye dayanan ayrımcılığın ortadan kaldırılması, fakir insanların hastalığa, ekonomik şartlara, hasat kıtlığına, işsizliğe, doğal afete ve şiddete açık olmalarını azaltılıp bu terslikler karşısında bunlarla başa çıkmanın yollarının öğretilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Raporda ayrıca, fakirliğin sadece düşük gelir ve düşük tüketim olmakla kalmayıp aynı zamanda eğitim eksikliği, kötü beslenmenin de bir sağlıksızlık olduğu fakir insanların beyanlarına da ve fakirlik hakkındaki fikirlerde meydana gelen değişikliklere de yer verilerek fakirliğin insanlarda korkuyu ve saldırıya açık olmayı meydana getirdiği de belirtilmiştir. 10 yıllık bir araştırmanın ürünü olan bu raporda 60 ülkede fakirlik içinde yaşayan 70 bin erkek ve kadının kişisel beyanlarının da yer aldığı ‘ Dünyadaki Fakirlerin Sesi ’ başlıklı bir bölüme de yer verilmiş, raporun hazırlanmasında raportörler dünyanın her tarafında çok sayıda hükümet, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, düşünce üretim grupları, özel ticari gruplar vs. nezlinde kapsamlı araştırmalar yapıp istişarelerde bulunarak bu raporu hazırlamışlar. Yalnız burada gözüme çarpan önemli bir nokta var. Oda Rapordaki Dünyadaki Fakirlerin Sesi başlıklı bölümde fakir insanların sözlerine, düşüncelerine yer verilmiş, ancak Dünya Bankası’nın raportörleri bu araştırmayı yaparken fakir insanlara verdikleri değer ve önem konusunda benim bazı şüphelerim var. Fakirde olsa böylesine ciddi bir araştırma yapılırken ve rapor hazırlanırken yapılan mülakatlar da mülakatları yapılan insanların isimleri ve soy isimleri alınması gerekirdi. Raportörler burada mülakatları yapmışlar ama mülakatın sonunda Letonyalı bir kadın diye ardından da mülakatın yapıldığı tarihi yazıp işin işinden sıyrılmışlar, bölümde bütün mülakatlar böyle, acaba diyorum mülakatı yapılanlar zenginler olsaydı, zengin insanlar olsaydı bir zengin diye altına yazılıp söyledikleri geçiştirilir miydi? Bir insanın ismi ve soyadı o insanın kimliğidir, kişiliğidir, dünyada hiçbir insan isimsiz ve soyadsız değildir. Fakir de olsa bir insanın ismi ve soyadı vardır, fakirde olsa insanın bir kimliği ve kişiliği vardır. Fakir diye raporda bir insanın ismini ve soyadını almamak ve bunu o rapora yazmamak Dünya Bankası için ve bu raporu hazırlayan raportörler için bir utançtır, bir ayıptır, bir rezilliğin dik alasıdır. Dünya Bankası raportörleri insana cebindeki parası kadar değer ve saygınlık gösteriyor bu açıkça anlaşılıyor. Bunun Türkçe’deki tam anlamı da şu oluyor maalesef; cebindeki paran kadar adamdan sayılırsın. Dünya Bankası raportörleri bu mülakatlarda gözden kaçırdıkları bu ayrıntıyla fakir insanlara gerçekte ne kadar değer ve önem verdiklerini de aslında bu yaptıkları büyük gafla göstermiş oldukları kanaatini taşıdığımı da bir dip not olarak eklemek istiyorum. Değerli okurlar; raporda yer alan Dünyadaki Fakirlerin Sesi bölümünde bazı insanların söyledikleri ise şöyle: ‘ Fakirlik küçük düşmedir, zenginlere bağımlı olma duygusudur, yardıma ihtiyacımız olduğunda kabalığı, hakaretleri ve kayıtsızlığı kabullenmeye zorlanmaktır. Letonyalı bir kadın 1998 ’ ‘ Kocam hastalandığında evde büyük bir felaketle karşılaşıyoruz. O iyileşip işine geri dönünceye kadar yaşamımız duruyor. Mısır’da bir kadın 1999 ’ ‘ Tek fakirlikte insan her şeyden korkuyor, hiçbir güvenceniz olmuyor, güvenebileceğiniz çevrenizde bir insan bile kalmıyor, fakirken kimse kimsenin yüzüne bile bakmıyor, fakirken hiç kimse kimseyi arayıp sormuyor, fakirken yanınızdan geçen zenginler yüzünüze bile bakmıyor bakanlar da sizi aşağılayarak bakıyor, fakirken insan kendini dışlanmış gibi hissediyor, fakirken hiçbir hakka sahip olamıyorsunuz, bu dünyada hak sadece zenginler için, fakir insanlar zengin insanlar karşısında hep ezilmeye mahkum. Fakir erkek ve kadınların oluşturduğu bir tartışma grubundan 1997 ’ Değerli okurlar; Bakınız dünyada 1 milyar çocuk savaş, açlık ve fakirliğin pençesinde yaşam mücadelesi veriyor. Dünyadaki tüm çocukların yarısı maalesef trajik bir ölümle karşı karşıya, bir başka deyişle dünyada ki her iki çocuktan biri trajik bir ölümle karşı karşıya, eğer çocuklarımız bizim geleceğimiz ise sadece dünyanın değil insanlığın geleceğinin karanlık olduğunu görmemek için ya aptal yada ahmak olmak lazım. Dünyadaki bu 1 milyar çocuk evsiz, barksız, eğitimsiz, korumasız, doktorsuz, ilaçsız ve cahil bırakılmış bakınız son 15 yılda dünyadaki savaşlarda ön cephelerde ölen çocuk sayısı resmi rakamlara göre 2 milyon. Bunlar doğrudan sadece ön cephede ölenler. Yani dolaylı olarak açlık, ilaç, barınma gibi problemlerden ölen çocuklar hariç, onların sayısı çok daha fazla. Dünyada ki petrol, elmas ve diğer zengin yer altı kaynakları yüzünden savaşlar çıkıyor ve bunun en ağır faturasını da çocuklar ödüyor. Sebep sadece gelişmiş ülkelerde ki bir takım zengin insanlar daha lüks arabalara binsinler, daha gelişmiş cep telefonu kullansınlar, daha geniş ve rahat evlerde otursunlar diye, bakınız dünyada bir yılda gelişmiş ülkelerin silaha harcadıkları para sadece 1 trilyon dolar. Şimdi siz böyle bir ortamda değil Dünya Bankası hangi kurum olursan ol, şahıs olarak ta kim olursan ol dünyada ki bu sosyal adaletsizlik var olduğu sürece, dünyada ki bu fakirlik olduğu sürece, dünyada ki bu zengin insanların aç gözlülüğü ve vahşi oburluğu devam ettiği sürece, dünyada ki zengin insanlar paylaşmayı öğrenmedikçe, dünyada ki zengin insanların kibri devam ettiği sürece ülkelerde çıkan anarşizmi hiçbir güç, hiçbir kurum ve şahıs olarak ta hiçbir kimse önleyemez, bu açıkça ortada gözükmektedir. Değerli okurlar; yazımın uzadığının farkındayım olsun bunlar mühim konular, yazılması ve konuşulması gereken mühim konular çünkü ülkemizin geleceğini doğrudan etkileyen konular bunlar, rapordan son bir önemli notu da eklemek istiyorum bu not belki de bir başka can alıcı nokta olduğu kanaatindeyim. Bugün dünyada iş güç sahibi olan ama patron olmayan bir patronun yanında çalışan profesyonel çalışanların %80’nin işini kaybedip işsiz kaldığı takdirde fakir bir yeni yaşama başlayacağı belirtilerek bu insanların da yaşayacağı psikolojik sıkıntılar sebebiyle yanlış yönlendirildikleri takdirde dünyanın ve insanlığın özellikle de gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin başına bir bela olarak çıkacağı yazılmış durumda, buda aklınızın bir köşesinde bulunsun. Hani fakir insanı belki kandırmak hatta idare etmek bile kolay olabilir ama görmüş geçirmiş, bir takım bilgilere sahip olan, okumuş yazmış zengin iken sonradan pat diye fakirleşmiş bir insanı yada insanları yatıştırmak hele hele kandırmak asla mümkün değildir. Bu insanların yaratacağı anarşizm yada bu insanların desteklediği, içinde olduğu sosyal tepkilerin oluşturduğu şiddetler fakir insanın yarattığı şiddetten çok daha farklı ve çok daha yıkıcı olabileceğini de nacizhane kendi şahsi görüşüm olarak ifade etmek istiyorum. Bu konuda sohbetlerde hep söylenir, bazı antenlektüeller der ki; yahu bugüne kadar hiç hali vakti yerinde, işi gücü olan, iyi bir ailenin çocuğu olan ve maddi anlamda iyi bir geliri olan bir insanın anarşik ortamlara katıldığını, bu tür ortamlarda bulunduğunu, en şiddetli sosyal tepkilerin gösterildiği ortamlarda yer aldığını gördünüz mü? Bu tip insanlar bu tür şeylerden uzak durur, anarşik ortamı hazırlayan fakirlikse anarşik eylemlere katılanlar da genelde ve çoğunlukla itilmiş kakılmış, ezilmiş, horlanmış, maddi imkanı olmayan işsiz kalmış insanlar ve bunların çocuklarından oluşur. Evet bazı antenlektüeller sohbetlerde, televizyon programlarında, gazetelerde ki yazılarında bunu dillendiriyorlar. Ama gözden kaçırdıkları bir nokta var artık anarşik ortamlarda sadece fakirler, işsizler ve fakir ailenin çocukları bulunmuyor, işi gücü olan, iyi bir ailede yetişmiş, maddi imkanı da yerinde olan insanların çocukları da artık bu tür anarşik ortamların içersinde yer alıyorlar hemde ellerinde ki tüm imkanları kaybedip yaşantılarının ve sosyal hayatlarının tepeden tırnağa değişmesine rağmen bu tür eylemlerin içersinde yer alıyorlar. Artık öyle hiçbir iyi ailede yetişmiş, işi gücü olan, maddi imkanı da yerinde olan, belli bir yaşam standardında yaşayan bir insanın anarşik ortamlara tenezzül etmeyeceğini söylemek hatta bunu varsaymak doğru bir tespit değildir. Yani tehlike büyük, hemde bazı ülkemizdeki antenlektüellerin, bir kısım mütareke medyasının ve bir kısım büyük iş alemindeki iş adamlarının tahmin edemeyeceği kadar büyük, kendi canları yandığında belki bir gün bu insanlarda ne demek istediğimi ancak o zaman anlarlar diye düşünüyorum, tabii uçağa atlayıp çoluk ocuklarıyla ve karılarıyla birlikte ikinci vatanları ABD’ye yada Avrupa’da herhangibi bir AB ülkesine tüyüp kaçmazlarsa. Sağlıcakla kalın.
|