|
Biz “bu kavga”da sadece “acık ucunu” gördüğümüz bir durumla karşı karşıyayız!.. Mesele, güç odaklarının “malı kim götürdü” kavgasının ötesinde çok “derin” ilişkilerin ip uçlarını da içeriyor ve ortaya, bizim gibi sade vatandaşlar için anlaşılması müşkül soru işaretleri çıkıyor!!
Bir takım cemaatlerin, Almanya ve Hollanda’da, çeşitli isimler altında, külliyetli miktarda para hareketlerini gerçekleştirdikleri, paralar topladıkları biliniyor... Bütün “yabancı faaliyetleri” ve tabii, yabancı mahreçli para hareketlerini çok ayrıntılı biçimde takip ettiği, gizli servislerinin bu konuda çok yetkili.donanımlı, geniş istihbarat-takip ekipleri oluşturduğu da biliniyor... Daha açık ifade ile... Alman gizli servislerinin Türkiye’nin kalbinde çok derin etkinlikleri vardır. Bu etkinlikler hem Türkiye’nin üst katmanlarındaki siyasi kimlikler, hem sermayedekileri ile, hem akademisyenleri, hem de basın yayın tv lerine kadar uzanmaktadır... Terör çeteleri ve cemaat ağalarını da dahil ediniz!.. Uzatmayalım, Deniz Feneri marifetlerinin, her adımı ile Alman Gizli Servisi’nin kontrolünde olduğu, faaliyete bilerek alan yaratılıp, bir nevi bir özürlü (gebe) durumun ortaya çıkmasının teşvik edildiği anlaşılıyor!.. Bir okuyucumdan gelen değerlendirme (Adını kaydememişim, kendisinden özür diliyor, satırlarını izniyle aldığımı varsasıyorum) çok dikkat çekicidir; “Bu iki güç boşu boşuna kavga etmez. Milyar dolarlık rantlara yönelik kavgalar küresel aktörler olmadan çıkmaz.” Almanya’nın her istediğini alması; FINDIK borsası dahil, karayolları, otomotiv, SİMENS ve İLAÇ ta istediklerini nasıl kabul ettirdiği belli oldu. DENİZ FENERİ DAVASI büyük. Bu sözde yardım şirketi aslında nakit para akışından başka bir şey degil. SSK-Bağkur’da ALMAN ilaç firmalarının yaptıkları. SIMENS’in özürleri neden örtülmüş. Belli oluyor. Almanya bu soruşturmayı ne oldu da? Düğmeye bastı. ABD ve AB çekişmesi de... İTALYA - İNGİLTERE - ABD eksenine kayma. Almanya için sorun olmaya başladı. Özellikle ABD gemilerini KARADENİZ’e almak , Ermenistan’a ABD baskısı ile yapılan gezi. Karadeniz’de ABD gemileri Romanya, Bulgaristan ve Dogu Avrupa’da ABD etkisinin yükselmesi AB için ciddi bir sorundur...” Bu pencereden bakış yanlış değildir... Şimdi biraz gerilere gidelim... 2002 Seçimleri öncesi, İstanbul’un bütün önemli patronları ile, dönemin siyasi yıldızları, VİP yolculuk ile Almanya’ya gittiler (Gezide, ilk defa genel seçime girecek olan Ak Parti Lideri Recep Tayip Erdoğan da vardı..) Büyük gazetenin Almanya tesisleri, yeni matbaası hizmete giriyordu ve gezi bu nedenle düzenlenmişti... Patron bu gezi ile bir nevi gövde gösterisi yapıyordu ve haklıydı... Türkiye’den götürülenler, Patron’un Almanya’yı yönetenler tarafından nasıl el üstünde tuttuklarını gıpta ile gördüler.. Öyle ki; muhabbet Alman Cumhurbaşkanı ile Patron’un el ele diz dize olmasına kadardı!.. Geziye katılan Koç Holding’in sahipleri “Biz bunun çok üstünde yatırım yapıyoruz ama bir matbaa açılışı kadar yankı bulmuyor” mealinde hayıflanmaları akıllardadır.. Elbette, “itibar” matbaa yatırımının ötesinde, önemli ilişkiler için vardı.. O patronun mevkutelerinin, Almanya’daki seçimleri, sanki Türkiye’de seçim yapılıyormuşçasına, çok yakın bir takip altında izleyip, dönemin iktidar partisine verdiği destek de, aslında çok dikkat çekiciydi..! Bir sıçrama daha yapalım... Almanya, çok yakın ilgi duyduğu Türkiye’de, Ak Parti iktidarı ile “kerhen” ilişki içerisinde... Almanların Türkiye’de görmek istedikleri Başbakan’ın, (Kendileri ile iç içe olan biraderin bahtiyar abisi) idi ama!.. Açığı bir “danışman” kapamaya çalışsa da, o istenen sıcaklığa ulaşılamadı ve Almanlar, “Patron”u el üstünde tutmayı, Türkiye’ye onun kanalı ile “mektup” yazmayı tercih ettiler!.. Bir adım daha!.. 22 Temmuz seçimlerinden önce, birdenbire Patron’un mevkutelerinde “Deniz Feneri” işi yer alıverdi.. Oysa, Gazeteci Tuncay Mollaveisoğlu, Kanaltürk’te haftalarca konuyu en derinine kadar irdeliyor, vahim iddiaları ekrana getiriyor ama, egemen medyayı hareketlendiremiyordu!.. O Nisan, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, Çankaya’yı düşünen Erdoğan Almanya’ya gitti.. O grup, Erdoğan’a “Köşkü düşünmemesini” telkin ediyordu!.. Almanya’da, Merkel’in yanında Erdoğan’a bir Alman gazeteci (!) Deniz Feneri’ni soruverdi.. Dönüşte Erdoğan Köşk’ten vazgeçmişti!.. Yer bitti ama Almanya bitmedi, yazarız..
|