Giriş
07
Ocak
2009
Deniz Feneri ve 'Jamaica Inn'... Yazdır E-posta
Erol MANİSALI   
Pazartesi, 15 Eylül 2008

Erol MANİSALI- Deniz Feneri yolsuzluklarının gazetelerde yazılması ve televizyonlarda gösterilmesi Tayyip Erdoğanı çok kızdırdı.

- Özellikle de Aydın Doğana ait olan medyada bunların çıkması onu çileden çıkarmış. Sen bunları nasıl yazarsın? Senin benimle işin var, sonra pişman olursunanlamına gelecek çok sert açıklamalar yaptı.

- Sanki koskoca Türkiye Cumhuriyetindeki bir başbakanla en büyük medya patronu konuşmuyor da Siirtin bir köyündeki muhtar ile köyün ileri gelen ağası meydanda hesaplaşıyorlar.

- Ben bu köyün muhtarıyım, asarım, keserim, her şeyi yaparım. Sana mı düştü benim yaptıklarımı eleştirmek, sağda solda konuşmak?

Bir yanda sınır aşan bir skandal, soygun ve din sömürüsü”, siyasal iktidarın yakın çevresindeki hukuk dışı eylemler, RTÜKten siyasilerin yakınlarına kadar uzanan bir çıkar zinciri. Öte yanda iki kişinin köy meydanında restleşen muhtarla eşraf misali kapışmaları. Ne büyük bir çelişki!

Ahmet, Mehmet, hükümet, devlet, hukuk, çıkar, uluslararası soygun zincirinde masum ve saf yurttaşların karanlık çağlardaki gibi din adına soyulup soğana çevrilmeleri.

- Televizyonlarda çok düzgün giyimli, Deniz Fenerinin pazarlamacılarıBiz din adına, Allah adına sizi yardıma çağırıyoruzdiyerek halkı Allahla aldatıyorlar.

Dekor muhteşem, sözler harika, ofisler lüks içinde, gemiler, binalar, sefahat ve din adınayapılan bir soygun. Bir yanda milyarlar, boru hatları, ileri teknoloji; öte yanda köy meydanında kapışan muhtarla eşraftan biri

- Bana biraz da Susurluku anımsattı; devlet adına, din adınasözlerini duyduğumda tüylerim ürperir, acaba soygun nerede diye düşünmeye başlarım.

- Son yıllarda artan soygunlara ve skandallara paralel olarak ortalığı dev bayraklar doldurmaya başladı. Altındaki toprak Arap şeyhine, Cargille satılırken, bunlar bayraklarla işi örtmeye mi çalışıyorlar?

- Saf ve temiz insanlarımızınoh, ne güzel, yurdumuzda kendi halkını, köylüsünü, işçisini, memurunu, sanayicisini düşünen hükümetler var, haklı olarak bu dev bayrakları dalgalandırıyorlardiye düşünmelerini mi istiyorlar?

- 12 Eylül döneminde valilik makamındaki kimi yetkililerin masalarına Atatürk heykelcikleri doldurup bazen bağış aldıklarını, kimi zaman da hediye olarak dağıttıklarını gözlerimle gördüm.

Din, bayrak ve Atatürk Türkiyede hep istismar edildi. Atatürkü ve bayrağı istismar edenler dincilerin yolunu açtılar. Dinciler de Ya Allah…” diyerek en büyük istismara başladılar.

 

Demokrasi ve halk düşmanları

- Halkçılığın, demokrasinin ve sömürgeciliğe karşı duruşun kavgasını yapmadığımız zaman kimileri kalkar din adına, bayrak adına, ümmet adına, Atatürk adına deyip emperyalizmle el altından işbirliği yapar.

Biz kavganın, halktan yana olanlarla sömürgecilerle işbirliği yapan soyguncular arasında olduğunu sanırız. Oysa kavga oligarşinin içindedir.

- Kimimiz, Oh buna da şükür, en azından Deniz Fenerindeki istismarcı çeteleri gün ışığına çıkarıyor, iktidarın gerçek yüzünü halka anlatıyordiye düşünür ve seviniriz.

Türkiyenin sürüklenmekte olduğu uçuruma karşı, Cephenin genişlemesi için her şeye razıyızderiz. Evet, bu da şimdilik bir çözümdür. Ama kafamızın içindebüyük resmihep hatırlayarak, katılımcı demokrasinin olmazsa olmazlarını aklımızdan hiç çıkarmadan bunu yapmak zorundayız. Yoksa kuzeye seyreden geminin güvertesinde güneye koşan insanlar durumuna düşeriz.

Türban, kapatma davası ve Ergenekonda olduğu gibi Deniz Feneri davasında da Türkiye ikiye ayrılacak. Bir tarafta Deniz Fenerine destek verenler öte yanda karşı çıkanlar saflaşacaklar.

Bu saflaşmalarda şöyle bir yanılgıya düşüyoruz; bir tarafta AKP destekçileri, öte yanda AKP karşıtları var zannediyoruz.

AKP destekçileri açısından bu saflaşma doğrudur. Ancak AKP karşıtları açısından, özde karşı çıkanlarla sözde karşı çıkanlarınayrıştırılması gerekir. Bunu yapmadığımız sürece dinci, göstermelik Atatürkçü demokrasi ve özgürlük çığırtkanlıkları ile örtülü faşistlerşu ya da bu biçimde iktidara oturacaklardır.

Bugünkü dincileri dünkü 12 Eylül protokol Atatürkçülerinin hazırladıklarını hiçbir zaman unutmayalım.

Deniz Fenerinin (ve işbirlikçi dincilerin) gerçekten karşısındaysak, en başta ABD ve AB emperyalizminin Ortadoğudaki, Karadenizdeki eylemlerine karşı çıkmamız gerekir.

12 Mart, 12 Eylül, Çekiç Güç, 6 Mart 1995, 3 Kasım 2002, 22 Temmuz 2007 oluşmaktaki bir zincirin halkalarıdır.

Yalnızca Deniz Fenerine karşı çıkmak, günü kurtarmaktan başka bir işe yaramaz.

Bu arada Turhan Selçukun 13 Eylülde Cumhuriyetteki feneri, bizdeki Deniz Fenerinin klasikJamaica Innfilmindekinden hiç de farklı olmadığını bir güzel anlatıyor. Meraklıları bilir, o filmde deniz fenerinin ışığını kapatan soyguncular, gemileri batırıp içindekileri yağmalıyorlardı. Aynen Deniz Fenerinde ve Turhan Selçuk Ustanın çizgilerinde görüldüğü gibi

Charles Laughton ve Maureen Oharanın o muhteşem oyunlarını bugünkü siyasilerimiz, hiç aratmıyorlar


0 Okuyucumuz düşüncesini yazıya döktü.

 
  küçült | büyült
 

busy