|
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, AKP'nin, laikliğe aykırı fiillerinden dolayı odak olma suçundan kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açmasına, Türkiye'deki kimi çevreler başlıktaki soruyla karşı çıkıyorlar.
Tahmin edileceği gibi soruya verilen "moda" yanıt da belli: "Çağdaş demokrasilerde parti kapatılmaz. Partiler hakkında nihai kararı seçmen sandıkta verir!"
Ne kadar "demokratik", ne kadar "özgürlükçü", ama bir o kadar da gerçek dışı ve yanıltıcı bir yanıt bu! Oysa gerçekleri çarpıtarak insanları kandırabileceğini sanan bu kişilere sormak gerekir:
Peki, çağdaş demokrasilerde partiler ve siyasetçiler hukukun üstünde midir? Siyasi partiler ve siyasetçiler başlarına buyruk, istedikleri her şeyi yapacak kurumlar ve özneler midir? Kısacası partiler ve siyasetçiler hukuktan ve yasalardan bağışık; göreve gelirken üzerine yemin ettikleri demokratik hukuk devletinin temel ilkelerini çiğneme hakkına sahip midir?
Demokrasi nutukları atarak yaygara yapan bu Tanzimat kafalı tatlı su "aydınlarının" hiçbiri bu sorulara "evet" diye yanıt veremez!
O zaman, partiler de hukukla bağlıysa ve demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri de siyasetçilerin "amentüsü" ise, bu ilkeler ve hukuk kuralları ihlal edildiğinde partiler de bal gibi kapatılır, siyasetçiler de işlenen suça göre gerekirse cezalandırılır!
Ya milli irade? Halkın seçim sandığında somutlaşan siyasi tercihi?
Kimse kafaları karıştırmaya çalışmasın. Milli iradenin ve halkın seçimlerle somutlaşan siyasi tercihinin tartışılan konuyla bir ilgisi yoktur. Halk, belli bir partiyi ülkeyi yönetsin diye yetkilendirir, hukuku ihlal etsin, demokratik hukuk devletinin temel ilkelerini çiğnesin diye değil! Halkın seçimler sonucunda partilere verdiği siyasal iktidar ya da muhalefet görevi, partileri hukuk üstü kılmaz, onlara yasaları çiğneme hakkı vermez.
"Çağdaş demokrasi edebiyatı" yapanların demokrasinin bu en temel kuralını çarpıtmak ve gözlerden saklamak istemeleri, aslında hukuka ve demokratik hukuk devletine ne derece saygı (!) gösterdiklerinin de bir göstergesidir!
Hadi diyelim ki, bu Tanzimat kafalı tatlı su "aydınlarının" ne demokrasiden ne de hukuk devletinin ne olduğundan haberleri var! Peki, Anayasa'dan da mı haberleri yoktur?
Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nın 10. maddesi şöyle diyor: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. … Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
Anayasamızın 9. maddesi de şöyledir: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."
"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit" ise, siyasi partiler de siyasetçiler de bu durumdan bağışık değildir. Çünkü "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." O zaman kimse kanunların emrettiği çerçevede davranan "Devlet organları ve idare makamları" ile "bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü" olanları suçlamasın, demokrasi maskesi altında yaygara yapmasın!
Demokratik hukuk devletinde hiç kimse hukuk üstü değildir. Suç varsa suçlu ve o suçlu için de gereken ceza vardır! Kimin suçlu kimin suçsuz olduğuna, suçlunun ne şekilde cezalandırılacağına karar verecek olan da yargı yetkisini, Türk Milleti adına kullanan bağımsız mahkemelerdir, seçimlerde sandık başına gidip siyasi tercihini ifade eden halk değil!
Hukuk ile siyaseti birbirinden ayıramayanların "çağdaş demokrasi edebiyatı" ile milletin gözünü boyamaya çalışmaları ucuz bir numaradır!
* * *
Bu gerçekler çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AKP'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurması demokrasiye aykırı bir eylem değil, aksine hukukun üstünlüğünün ve bu ülkede hâlâ namuslu devlet adamları ve hukukçular olduğunun göstergesidir.
Koparılan bu yaygara karşısında şaşmamak elde değil doğrusu… Daha ortada kapatılan bir parti yoktur, hatta Anayasa Mahkemesi'nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başvurusunu kabul edip etmeyeceği bile belli değildir! Sayın Başsavcı iddianamesini ortaya koymuş istemini ifade etmiştir. Bu girişimine temel teşkil eden de Türkiye Cumhuriyeti devletinin yasalarıdır!
Sanki AKP kapatılmış gibi bir kaşık suda fırtına koparanların sergiledikleri yaygaranın, Başbakan Erdoğan'ın attığı "milli irade nutuklarının" ve kimi önde gelen AKP'lilerin hakaretamiz çıkışlarının anlamı nedir o zaman? AKP'lilerle yerli ve yabancı destekçilerinin, eğer haklı olduklarına güvenleri tamsa, dahası demokrasi ve hukuka da gerçekten inanıyorlarsa, gelişmeleri soğukkanlılıkla karşılayıp öyle davranmaları gerekmez mi ? Madem, AKP'nin kapatılması talep edilmektedir, AKP'lilerin de savunmalarını mahkeme önünde yapmaları, demokrasi ve hukuk "aşklarını"(!) o zaman sergilemeleri yapılması gereken şey değil midir? Bu korku, bu yaygara neden o zaman? "Korkunun ecele faydası" var mı?
* * * "Çağdaş demokrasilerde parti kapatılır mı?" diye soruyor AKP'liler… "Evet, kapatılır."
Nedenini merak ediyorlarsa, nutuk atmayı bırakıp aynaya baksınlar!
|