|
Bizi yanıltarak irademizi ele geçirmeye çalışan karanlık bir savaşın kurbanıyız. Dış dünyadan bulaşan algı virüsü uyutuyor, aldatıyor ve algımızı ele geçiriyor. Görmemiz istenenleri görüyor, yapmamız istenenleri yapıyor, küresel algının figuranı oluyoruz. Algı yeteneğimiz bozulduğu için tehlike ve felaketler bitmek bilmiyor.
İnançları bile sarsan bu karanlık savaşla beyinler çözülüyor, pelte gibi oluyor. Yalan yanlış bilgi bombardımanı altında toplum ne yapacağını bilemiyor. Derin tarihi geçmişi olan milletler bile gözlerine far tutulmuş tavşanlar gibi şaşırmış ve çaresiz. Yaşamsal sorunlarda bile beyinler donmuş, insanlar boş boş bakıyor. Sanki zaman tünelinde aklımız ve dimağımız kayboluyor. Algı kirlenmesi Biz insanlar dünyayı algıladığımız şekilde görür ve yaşarız. Algımız ise beynimize akan bilgi tufanıyla oluşur. Dış dünyadan akan bu bilgi birikiminin hediye ettiği sanal gözlüğün gösterdiği şekilde de dünyayı görürüz. Yıllar içinde oluşan bu pembe gözlük, bilgi kirliliği yüzünden ne yazık ki gerçeği göstermiyor ve bizi sürekli yanıltıyor. Virüs girmiş bilgisayar gibi algımız bozulmuş, zihnimiz karışık. Çağımızın önemli sorunu ; algı kirlenmesi Uzaktan kumanda elimizde, ekran karşısında hipnotize oluyoruz. Kredi kartı ve cep telefonu para ve zamanımızı yönetiyor, tüketiyor. Dış dünyanın yönettiği bir hayata bağımlı olurken, sigaradan alkole her çeşit kötü alışkanlık karşısında, ‘elimde değil’ diye sızlanıp duruyoruz. Yönetim bizim elimizde değilse kimin elinde? Elimizden giden her şeyi dış dünyanın egemenliğine terk ederken irademiz kayboluyor, algımız yabancılaşıyor. Modern denilen yaşam tarzı özgürlüğümüzü teslim alıyor. Cezbedici bir dünyaya bağımlı olurken sonsuz esaret başlıyor. İnsan ve toplumlar bağımlı olurken özgürlüklerini işte böyle kaybediyor. Algıyı yöneten toplumu esir alıyor İnancın, bütün değerlerin hatta vatan savunmasının idrak merkezi; algımız. Algıyı ele geçiren, özgür iradeyi yok ederek toplumları uzaktan kumandayla yönetilen yığınlara dönüştürüyor. Bu yüzden algı savaşı diğer savaşlardan daha etkili, kolay, ucuz ve onların üzerinde bir role sahip. Zaten gerekli algıyı yaratmadan hiçbir savaşı kazanmak mümkün değil. Savaşın kazanımlarını sihirli bir şekilde sağlayan bu karanlık oyun, küreselleşen dünyanın yeni savaş yöntemi. Algı yönetimi, akıl ve bilim oyunu. Bu akıl oyunu ile kötü alışkanlıklardan sağlıklı yaşama, ekonomiden milli güvenliğe her şeyi yönetebilirsiniz. Zor kullanmadan insanları Bermuda şeytan üçgenine bile hapsedebilirsiniz: İster borsa, faiz, döviz ister koltuk, asansör, taşıt. Yoksulluk ve borçlanma yüzünden iradesi çözülen insan ve toplumlar, algı virüsüne karşı tamamen korumasız ve çaresiz. Bağımlı hayatla özgürlüğünü değişmeye ve her istenileni yapmaya hazır. Bilinçaltı kurgulama ve Algı oluşturma Bu akıl oyunu tamamen bilinçaltı kurguya dayanıyor. Küresel film sektörü algı oyununa en iyi örnektir. Hem eğlendiriyor, hem de bilinçaltı teknikleri kullanarak geleceğin küresel algısını mükemmel bir şekilde oluşturuyor. Kanlı ve acımasız savaşlar, kıyamet sahneleri, soygun, hırsızlık, kapkaç, tecavüz ve insanlık dışı ne varsa hepsi, sıradan olaylar gibi zihinlere işleniyor. Amaç, insanlık vicdanını yok ederek vahşet dolu kötü bir dünyaya alıştırma. Hayatın önceden yaşanmış olduğu algısı yüzünden, gerçekle hayal birbirine karışıyor. Bu yüzden Irak’taki vahşeti film gibi izliyoruz. Beyinlere kazınan algı aynı: kötülük dünyasında depremden teröre kadar kötü olan her şeyle beraber yaşamaya alışmalıyız. ‘Memleketi sen mi kurtaracaksın?, tecavüz kaçınılmazsa zevk almasını bileceksin, keyfine bak’ gibi sürekli tekrarlanan cümlelerle, reklam ve dizilerde toplumun bilinçaltına teslimiyet tohumları ekiliyor. Bu sinyallerle kurgulanan toplumun, bütün değerlerin satışı karşısında kılını kıpırdatmayışına şaşmamak gerekir. Yöntem son derece basit ve etkili: Altındaki halıyı çekseniz kimse umursamıyor. Algı oyununa diğer bir örnek ise ‘hastalık satmak’. Son yıllarda binlerce sanal hastalık uydurulması boşuna değil. Hastalık sattığınız zaman, ilaçtan teknolojiye kadar pek çok şeyi satmış oluyorsunuz. Bunun için sadece hastalıkla ilgili algıyı satmanız yeterli. Tıpkı taşıt sattığınız zaman benzinden otoyola kadar her şeyi sattığınız gibi. Taşıt dışındakilerin reklamını yapmanız gerekmiyor. Taşıtın konfor ve kolaylık algısını satmanız yeterli. Algı yönetimi nasıl yapılır? Yaşam tarzını nasıl etkiler? Algı yönetimi ile kalp krizinden teröre kadar pek çok konuda toplumu yönlendirmek mümkün. Seçilen konu, planlanan davranış modeliyle birlikte toplumun bilinç altına binlerce kere kaydedilir. Mesela ‘kalp krizi belirtileri olduğunda derhal hastaneye gitmek gerekir’ gibi. Aynı yöntemle sigarayı bırakma, şişmanlığı önleme, sağlıklı beslenme ve spor alışkanlığı yaşam tarzına dönüşebilir ve bu yolla çok sayıda hayat kurtarılmış olur. Zararlı bir uygulama ise ekonomik kriz ve terör korkusunu kullanarak, yapılması istenen veya istenmeyen davranış modeline doğru toplumu yönlendirmek. Özellikle 11 eylül’den sonra dünya böyle yönetiliyor. Yapılacak iş çok basit. Önce terör veya kriz felaketi, istediğiniz davranış modeliyle kodlanarak zihinlere servis edilir. Sonra da bu kötü olaya ait ses ve görüntü düğmesine basılır. Algı virüsleri hemen harekete geçecektir. Gelecekteki felaketi zihinde canlandırma yani korkutma yöntemi yeni değil. Elinizde medya gibi bir silah varsa, karşınızda hiçbir güç duramaz. İstediğiniz her şeyi binlerce kere toplumun bilinç altına üfleyerek, istediğiniz algıyı yaratabilirsiniz. İnsan ve toplumlar bu nedenle kurgulanmış bir hayatın dışına çıkamıyor. Çünkü yaşam tarzımız bu algıya göre şekilleniyor. Bu yüzden beynimize yazılan sanal bir hayatı yaşıyormuş gibi yapıyoruz. Aslında yaşadığımız, benliğimizi silen ve bizi balık sürüsüne çeviren dış dünyanın bitmek bilmeyen istekleri. Bunların hepsi ‘algı yönetimi’ nin eseri. Ekonomide algı oyunu Özgürlüğü esarete çeviren bu oyun, göz boyama ve aldatmaya dayanıyor. Zihinleri hile ve desise ile bilinçaltı davranışlara sevk eden bu oyunun en yoğun yaşandığı alan ekonomidir. Getirisi kanlı savaşlardan daha fazla olan bu akıl oyununun nasıl kurgulandığını özetleyelim: İlk aşamada ‘Kriz; dövizin yükselmesidir’ algısı yaratılır. Bu algının kazındığı beyinler, petrol, altın, emtia ve hububat fiyatlarının astronomik yükselişini kriz olarak algılayamadığı gibi, yükselmesi beklenen dolar ve avro’nun yıllardır neden düştüğüne de anlam veremez. İkinci aşamada ise ‘Küresel kriz geliyor’ korkusu yaratılır. Zihinlere kazınan algı sonucu oluşan korkuyu yenmek ve krizden korunmak niyetiyle, piyasaya sürülen sıcak dövizler yıllarca toplanır. Bu dönemde algı savaşının mağdurları kağıda boğulurken, değersiz kağıtları elden çıkaranlar mala geçer, telefondan enerjiye kadar tüm şirketleri satın alır, petrol, altın, emtia, hububat ticaretini ele geçirir ve fiyatları belirleyecek yapıyı oluşturur. Özelleştirme plağı eşliğinde şirketleri ve ekonomik hayatı ele geçirenler, kaos ve sonrasının şablonu kendi ellerinde olduğu için fiyatları istediği gibi ayarlayabilir. Böylece hem döviz denilen kağıtların sürekli basılıp satışıyla, hem de elde tutulan petrol, altın, emtia ve hububat spekülasyonuyla çifte soygun yapılmış olur. Dolar ve avro matbaalarının bastığı kağıtlarla ülkelerin kaynakları özelleştirme masalıyla işgal edilirken asıl planlanan, enflasyon tsunamisiyle geride kalan kaynakları ele geçirmektir. ‘Kriz yıllarca sürecek’algısı ise aldatmanın üçüncü boyutudur. Yıllarca süren çaresizlik kriz olur mu? Küresel medyanın süslü ve jöleli askerleriyle oynanan bu akıl oyununun kod adı: ‘bul karayı al parayı’ Ancak bulamazsanız koyduğunuz para bu kumarda buhar olacaktır. Parayı bulduğunuzu zannettiğinizde ise acı gerçeği idrak edeceksiniz: Bu para işe yaramıyor, örneğin petrolün onda birini bile satın alamıyor. Kağıtların değeri düştüğü için petrol, altın, tahıl ve emtia fiyatları artmış görünüyor. Yenilen kazıkların bileşkesi olan bu algılar beyinlere kazındıktan sonra, bu sefer de akıl oyunu tersine oynanır. Çünkü toplumlar yedikleri kazıkların verdiği son tecrübeye göre pozisyon alacaktır. Sonuçta, trilyonlarca dolarlık soygunun faturası, algı savaşını bilmeyen toplumlara ödetilir. Bozdurulan kağıtların faiz gelirleri de bu oyunun promosyonu olur. Bu akıl oyunu, 3 cümleyle dünyayı aldatarak trilyonlarca dolarlık serveti aktaran üç kağıt oyunudur. Sadece 3 cümle ile ‘bul karayı al parayı’ : 1. Kriz; dövizin yükselmesidir, 2. Küresel kriz geliyor, 3. Kriz yıllarca sürecek. Bu oyunu kurgulayanların dışında kalan hiç kimsenin kazanma şansı yoktur. Algı yönetimi adı verilen bu akıl oyunuyla, artmış faizleri düşmüş gibi göstermek bile mümkündür. Sözgelimi gelişmiş ülkelerdeki % 4 olan faizin % 500 fazlası olan % 20 faiz oranını, düşük faiz olarak yutturabilirsiniz. Hatta tam tersine faizleri % 500 indirdiğiniz algısını bile yaratabilirsiniz. Faizler % 100’lerden % 20’ lere indiği zaman aradaki fark % 500 değil mi? Asgari ücretle belirlenen köle tipi yaşam tarzında herhangibir düzelme olmaksızın milli geliri % 500 artmış gibi göstermek veya ithal edilen malları tekrar satarak ihracatı artmış gibi göstermek yine algı oyunu sayesinde mümkündür. Zihinlere geçirilen küreselleşme ve serbest piyasa çuvalını özgürlük olarak algılama, nasıl olsa salaklık indeksini artırıyor. Borsa, döviz ve faizden oluşan üç kağıt oyunu, sanki bir kumar gibi dünyayı sömüren Bermuda şeytan üçgenine dönüşüyor. Gerçek bu! gerisi hikaye. Beklenti yönetimi Diğer bir yöntem ise ‘beklenti yönetimi’. Beklenti yarat ve bu beklentiyi yöneterek istediğini yaptır. Çünkü her şey algıya dayanıyor. Oy verirken bile beklenti ve algımıza göre hareket ediyoruz. Vadedilen geleceğin benimsenmesi, toplumun beklentilerine uymasına bağlı. Bu basit gerçeği bilmeyenlere, toplumun davranışları mantık dışı gelir. Beklentilere uymayan bir yaşam tarzı, ne kadar iyi ve sağlıklı olursa olsun halkın ilgisini çekmez. Planlanan hayata özendirmek ve talep yaratmak gerekir. Bunun için de önce beklenti oluşturmalı, sonra da bunu yönetmelisiniz. İşin özü bu. Algı yönetimi bilinçaltı savaş yöntemi olarak kullanıldığında, özgürlük ve demokrasi için en büyük tehdit sayılır. Çünkü algıyı ele geçiren, algı sahibine ait olanları da ele geçirmiş oluyor. Bu savaşın en etkili ve eğlenceli silahı da medya! Gözümüze, kulağımıza, zihnimize hitap eden her şey algımızı ve yaşantımızı etkiliyor, şekillendiriyor. Televole yaşantısı moda oluyor. Algı savaşını kazanmadan kurtuluş yok ! Her yaşam tarzının dayandığı temel algı dağları vardır. Bu algılar değişmeden bunun yansıması olan anlayış ve yaşam tarzı değişmez. Üretmeden tüketen, borç alarak lüks ve israf içinde yaşamaya alışan ve bunu konfor olarak algılayan insan ve toplumları, bu bağımlı hayattan kurtarmak kolay değildir. Çünkü tüketime dayalı yaşantı, sigara veya eroin bağımlılığı gibi mutlu ederken, zihinleri bu pembe esarete alıştırıyor. Bu yüzden bağımlı hayattan özgürlüğe geçiş, yoksunluğa yol açan sıkıntılı bir süreçtir. Yeni algının hayata yansımasının yolu, bağımlılık yaratan eski algının silinmesine bağlıdır. Silme işlemi ise sancılıdır ve zaman ister. Kötü alışkanlıklardan uzak, özgür ve bağımsız yaşamanın yolu ‘elimde değil’ algısı yerine, ‘özgür ve bağımsız bir iradeyim’ algısını oluşturmaktan geçer. Öncelikle, irademizi esir alan temel algıyı değiştirmemiz gerekiyor. Başka yolu yok ! Ne yapmalı ?Nasıl yapmalı? Algı yönetimi ; toplum mühendisliğinin temelidir. Öncelikle algımızı ve yaşam tarzımızı bozan dilde yabancılaşma, kültürel yozlaşma ve yolsuzluk virüsünü yok etmeliyiz. Küresel algı virüslerini etkisiz hale getiren ‘anti-virüs’ programları olmadan beynimizi korumak mümkün değildir. Ulusal algıyı bozan her çeşit yozlaşma ve çürümeye önlem almalıyız. Sağlıklı ve temiz bir toplum için milli ve manevi değerlerimizi korumak zorundayız. Türk milletini uyutmaya, aldatmaya ve algısını yönetmeye çalışan her türlü bilinçaltı kurgulamaya karşı caydırıcı yaptırımlar getiren ‘Ulusal Algıyı Koruma Kanunu’ çıkarılmalıdır. Hiçbir toplum en değerli hazinesi olan algısını korumasız bırakamaz. Bütün bunları kim yapacak?Kim yönetecek?Ülkeyi temelinden sarsan birçok sorunun altında sinsice sürdürülen algı savaşı vardır. Bu savaşın farkına varmadan ve sorunu çözecek temel algıyı oluşturmadan kaosdan çıkmak mümkün değil. Bunu yapacak olan da ;Ulusal algı yönetimi’dir. Topraklarımızı korumak için milli bir orduya ve toplum güvenliği için de polis teşkilatına neden gerek duyuyorsak, çağımızda beynimizi, zihnimizi, algımızı koruyacak bu kuruma çok daha fazla nedenle ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü sahip olduğumuz her şeyi yöneten bu değerli merkezi korumak zorundayız. Çünkü saldırılar doğrudan veya dolaylı olarak algımızı ele geçirmeye yönelmiş bulunuyor. Sağlıktan ekonomiye, kültürden milli güvenliğe her türlü küresel tehlikeyi algılayan, küresel medyanın algı yönetimini izleyen ve ulusal refleksleri yöneten ‘Ulusal Algı Yönetimi’ acilen kurulmalıdır. Zihinsel özgürlük için ! Kaynak:- www.kemalyesilcimen.com
- Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap 8. Baskı, 2008
|
18 Ağustos 2008 12:03 21
Başarı Göstergesi: +4